Bir ara üye olmayı filan da takmıştım... Bugüne kadar hiçbir dernekle, örgütle, partiyle, cemaatle, sendikayla, odayla işim olmamıştır, basın kartı bile taşımıyorum, ama Beşiktaj Jimnastik Kulübü'ne üye olmayı ciddi ciddi düşündüm.
İyi ki düşündüğümle kalmışım.
Bir kere tribünlerdeki lumpen höykürtülerine katlanamıyorum... En yaratıcı seyirci unvanını taşıyan "Çarşı Grubu"na ise, hiç dayanamıyorum. Bu futbol düzeni, böyle bir lig, böyle bir yönetim anlayışı, "yaratıcılığın" sinkaflı tezahürat üretmek olduğunu sanan böyle bir seyirci... Benden ırak olsunlar!
Kusurumu bağışlasınlar ama, "idarecilerimizi" de beğenmiyorum. Bana göre, kadim ve kurumsal Beşiktaş'ta bir temsil sorunu var. Yıldırım Demirören ve Murat Aksu, iyi niyetli gayretlerine rağmen, yeterli değiller, Beşiktaş'ın ağırlığını taşıyamıyorlar.
Beni takımdan büsbütün soğutan, değerli Demirören'in "Galatasaray'ın şampiyon olmasını istiyoruz" sözleri oldu. Geçenlerde de buna benzer bir laf etmiş: "Bütün hedefimiz, yüzüncü yılında Fenerbahçe'yi şampiyon yapmamak..."
Senin hedefin kendi takımının başarısı olmalı... "Filancayı engellemek", bu amaçla kulüpler arasında cephe oluşturmak değil... Sen şampiyon olamadıktan sonra ne kıymeti var! Kim olursa olsun! Hem Fenerbahçe-Galatasaray kavgasında işin ne! Sana ne! Beşiktaş'a ne! Bize ne!
Sözü aslında Tayfur Havutçu'nun jübile maçına, daha doğrusu maçtaki lumpen koroya getirmek istiyorum.
Gazetelerde okudunuz, ihtimal ki televizyondan da izlediniz; "en yaratıcı seyirci" unvanını taşıyan Çarşı Grubu, maça gelen siyasetçileri yuhalamış, askerleri de alkışlamış...
Refikimiz, bu tablonun, "siyasi iktidara yönelik çok ciddi bir uyarı" olduğunu yazıyordu. Protestolar bir tür güven oylamasıymış, aynı zamanda siyasi iktidarın miadını doldurduğu anlamına geliyormuş, ders alınmalıymış, falan filan.
Buradan siyasi iktidarın ömrüne ilişkin çıkarsama yapmak, "siyaset bilimi" denilen şeyden hiç haberdar olmamak demektir ama, diyelim ki öyledir... Diyelim ki, Beşiktaş seyircisinin protestosu, siyasi iktidarın miadını doldurduğu anlamına geliyordu...
İyi de, gitmesi istenenlerin yerine koyacağımız şey nedir?
He demek istiyor refikimiz?
Miadını dolduran siyasi iktidar gitsin, yerine alkışla karşalananların "darbe hükümeti" mi gelsin?
Bunu mu istiyor Beşiktaş seyircisi?
Beşiktaş seyircisinin böyle bir şeyi isteyebileceğini düşünmüyorum. Onlar da, hasbelkader bir araya gelmiş tüm lumpen kalabalıklar gibi, teröre karşı terörle mücadele edilen "depolitize" bir sürecin özlemini çekiyorlar. Siyasi iktidarı bu konuda başarısız buldukları için, zaman zaman hukukun dışına çıkabilecek yeni aktörlerin sahne almasını arzuluyorlar.
Bu da başlı başına bir anomali tabii...
Medyamız sürekli siyasetçilerin zaaflarına oynadığı, sürekli parlamentoyu gözden düşüren yayınlar yaptığı, sürekli seçilmiş sivillere karşı atanmış bürokrasinin yanında yer aldığı için böyle oluyor...
En büyük tehlike bu. Darbeden de tehlikeli...