
Geçenlerde katıldığımız Zirve’nin konusu hâyli aktüeldi: “Yapay Zekâ Çağında Dezenformasyon ve Medyanın Geleceği”…
Ekonomik, Siyasal ve Stratejik Araştırmalar Merkezi TESAM’ın Medeniyet ve Üsküdar üniversiteleriyle iş birliğinde düzenlediği “İletişim ve Medya Zirvesi”, Kurucu Genel Başkan Dr. İlyas Bozkurt ile Medeniyet Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ahmet Koçak’ın açış konuşmalarıyla başladı…
Moderatörlüğünü Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Gül Esra Atalay’ın üstlendiği panelin konuşmacıları da özenle seçilmişlerdi: TV100 Haber Moderatörü Ahmet Yeşiltepe, Haber Global Haber Moderatörü Hilal Özdemir, TVNET Haber Moderatörü ve Program Yapımcısı Cüneyt Özdemir ve Gazeteci - Yazar Dr. Ahu Özyurt…
Teknolojinin gelişimi karşısında medyanın durumundan, yapay zekâ kullanımının geldiği ürkütücü noktanın dezenformasyona etkisinden, insanların yalan yanlış, kasıtlı yönlendirmelerle ‘duygu ve düşüncelerin’ tahakkümü altına alındığından söz edildi…
Bize de hasbelkader “Açış Sunumu” görevi tevdi edilmişti. Farklı bir bakış açısı getirmeye çalıştık… Trump mükemmel bir örnekti… Öyle ya; elindeki iletişimde kullanılacak teknik olanakların haddi hesabı yoktu…
Ayrıca iş hedefleri içinde “Kamu diplomasisi politikaları doğrultusunda diğer ülkelerin halklarını ve dolayısıyla iktidarlarını etkilemek’’ gibi somut bir hedef bulunan CIA, NSA, sivil ve askerî istihbarat birimleri de emrine amadeydiler…
Üstelik bunlar analog, sosyal ve dijital medyayı, Hollywood’u ve ABD eğlence endüstrisini diledikleri gibi yönlendirebilecek sistemi yıllar öncesinden kurmuş, tıkır tıkır yönetiyorlardı… Hollywood’un algı yönetiminde istihbarat servislerinin rolü için Matthew Alford ve Tom Secker imzalı “National Security Cinema” adlı kitaba ve Prof. Dr. Sezer Akarcalı’nın “Stratejik İletişim ve Milli Güvenlik Sineması” adlı makalesine (https://rb.gy/np3unu) göz atmakta yarar olabilir…
Algının, iletişimin yönetiminde etkisi olan bir diğer husus da bütçedir ki sadece ABD sivil ve askerî istihbaratının geçen yılki bütçelerinin toplamı 107 milyar dolardı…
Peki Türkiye’nin son derece başaralı işler çıkaran ve vatan savunmasında ciddi rol oynayan Millî İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT) yıllık bütçesi bunlarınkinin kaçta kaçı?
Yüzde birinden azı…
Bu tablo ışığında, Trump’ın ve İsrail’in politikalarının algılanmasının hem ABD’de hem de dünyanın dört bir tarafında müthiş başarılı sonuçlanması beklenir… Durum böyle mi?
Hayır! Hatta daha kötü olamazdı… Trump’a duyulan güven ve verilen destek bir yılda 15 puan birden düşmüş ki; ABD’de 1 puanlık fark bile son derece dramatik sonuçlar doğurabiliyor… Ayrıca dünyanın diğer ülkelerindeki ABD algısı da yerlerde sürünüyor…
Demek ki, teknoloji ve ‘algoritmalar’ tek başına yetmiyor… Üç kavram daha gerekiyor hedefe ulaşabilmek için: “Millîlik, Vicdan ve İrfan”… Sayın Selçuk Bayraktar’ın kuramdan değil, tam da ‘saha’nın içinden yaklaşan mesajı, konuya hayli derinlikli bir açıklık getiriyor (https://shorturl.at/S7iQb)...
Bir garabettir gidiyor. Olan da insanlığa oluyor…
GENAR Araştırma sormuş: “ABD/İsrail-İran Savaşı’nın kazananları ve kaybedenleri kim?” Cevaplar, insanımızın stratejik aklına ve jeopolitik okuryazarlığına işaret ediyor…
Savaşın baş müsebbibi olarak yüzde 41,9’la İsrail ve yüzde 36,4 ile ABD’yi gören çoğunluk, iş üstünlük algısına gelince; İran’ı, sahada direnç gösteren ve kısa vadede üstün taraf olarak nitelemiş (yüzde 36,1).
Rapordaki kritik verilerden biri de Türkiye’nin, zarar gören ülkeler arasında İran’dan sonra yüzde 14,2 ile ikinci sırada olması.
Güvenlik ise tüm seçmenlerinin ortak noktası… AK Parti seçmeninin yüzde 36,8’i, CHP’lilerin yüzde 48,9’u, toplamın ise yüzde 41,4’ü “Türkiye’yi bağımsız ve merkezî güç” olarak görmek istiyormuş.
Mekik diplomasisiyle adil ve arabulucu rolünü sürdüren hükûmet, toplumsal mutabakatla yola devam eden Türkiye için; yol çetin, ama pusula net: Önce güvenlik ve millî bağımsızlık…
Malumunuz geçen hafta yayınlanan bir Anneler Günü reklamı, ‘polemik’ kavramının mükemmel örneğiydi (bkz.: 5 Mayıs günlü yazımız; https://shorturl.at/W2TBT) ve maalesef tarafları için acıklı bir hâl almıştı…
Vaka, pek çok yönüyle değerlendirmeye açıktı… Bunlardan biri de ithal bir özel gün olarak anneler gününün toplumdaki karşılığıydı… Hristiyan Batı kültüründen ‘apartma’ bir gün bizim toplumumuza ne söylüyor, bakmak lazımdı…
Areda Survey bakmış… Türkiye genelini temsil eden araştırmanın katılımcıları yüzde 38,6 oranla “Anneler Günü, sadece ticari bir gün” demiş…
Hâlâ geçen haftanın Bombosch tartışmasında takılı kalanlar varsa; “Annelik duygusu ile evcil hayvan sevgisi aynı şey mi?” sorusuna “Hayır, annelik bambaşka” diyenlerin oranı yüzde 71,9 imiş.. Yani, kimsenin kafası karışmış değil, rahat olabiliriz…
Peki, annelik nasıl görülüyormuş? “Koşulsuz sevgi ve fedakârlık” diyenler yüzde 68,2, “Hiçbir kelime yetmez” diye tanımlayanlar ise yüzde 26,2 imiş…
Toplum bilimcilerin, siyasetçilerin, kadın hakları savunucularının durup düşünmesi gereken soru ise şu: “Sizce annelik günümüzde yeterince değer görüyor mu?” Yüzde 46,6 “Görmüyor” demiş…
Bugüne kadar “Cennet anaların ayakları altındadır” hadisişerifinin üzerinde bir tanımlamaya biz henüz rastlamadık… Değerlerimiz, kültürümüz bize annelere, kadınlara her şeyin üzerinde saygı ve ihtimam göstermeyi öğütlüyor… Ancak gerçekler, ulaşmamız gereken hedeften çok uzak… Annelik duygusunu ‘yüce’ bulan, ancak annelere hak ettikleri değeri veremeyenlerin aşacakları çok uzun bir yol var… Daha önce bu sütunlarda sözünü ettiğimiz ‘Hâl’ ve ‘kāl’ meselesi yani (https://shorturl.at/dg0zy)… Tüm annelere ve anne adaylarına hürmetlerimizle…
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.