“Mekke İttifakı” uluslararası kamuoyunda deprem etkisi yarattı. Bu normaldir. Çünkü bölge ülkeleri -belki de ilk kez- kendi sorunlara kendi çözümlerini üretecek bir mekanizmayı hayata geçiriyor.
Bu konuda özellikle uluslararası medyada yapılan iki “hatayı” vurgulamak istiyorum. Bir. Türkiye, Pakistan ve S. Arabistan; İttifakın bölgedeki hiçbir aktörü hedef almadığını ısrarla vurguluyor. Buna rağmen, uluslararası medyada “Sünni blok” nitelemesi yapılıyor. Bu vurgu Batı’nın “İran’la yaşanacak bir karşılaşma” arzusunu yansıtır. Bu İttifak, “Batı’nın yarım bıraktığı işleri” kotarmak için kurulmamıştır. Bilakis, amacı bölgede çatışmaların önüne geçmektir.
BÜYÜK MİMARİNİN SAVUNMA AYAĞI
İki. İttifakın mahiyeti ortak savunmanın çok ötesine geçiyor. Yeni enerji rotaları, ulaştırma ve ticaret koridorları, merkezi devletlerin güçlendirilmesi, devlet dışı aktörlerin tasfiyesi gibi çok sayıda katman bu İttifakın gündemindedir. Mekke Anlaşması, bu büyük bölgesel mimarinin savunma ayağıdır. Çatışma ve kaos arayan hangi aktör olursa olsun, bu mimarinin dışında ve karşısında yer alır. ABD, bu İttifakta “külfet paylaşımı” fırsatı görüyor ve destekliyor. İran ve İsrail’in, mevcut politikaları nedeniyle bu mimarinin dışında kalacağına şüphe yok.
Anlaşma imzalandıktan bir gün sonra Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ı, AA Genel Müdürü Serdar Karagöz’ün moderatörlüğünde Editör Masası’nda ağırladık. Bakan Fidan; İttifakın NATO’ya benzer bir yapılanmaya gideceğini, hiçbir ülkenin hedef alınmadığını, karşılıklı savunma mekanizmasının talep halinde devreye gireceğini, Mısır dahil başka ülkelerin de katılmak istediğini, İttifakın S. Arabistan’da bir sekreteryasının olacağını detaylı bir şekilde anlattı.
TÜRKİYE KIZILDENİZ MİSYONUNA KATILACAK
Bu noktada ilk sınama, S. Arabistan’ın Kızıldeniz’de oluşturduğu uluslararası koalisyon olacak. İmzanın atıldığı gün çıkan “Ankara’nın Kızıldeniz’de zor kararı” başlıklı yazımda, Genelkurmay Başkanı Selçuk Bayraktaroğlu’nun bu toplantılara katıldığını belirtmiş, yazımı “Ankara Riyad’ın güvenliğine katkı sağlarken, İran-S. Arabistan geriliminin derinleşmemesi için de önemli bir rol üstlenecek” diye bitirmiştim. Bakan Fidan sorum üzerine Türk donanmasının bu koalisyonda yer alacağını güçlü bir şekilde ima etti.
KARADENİZ TEDBİRLERİ HAYATA GEÇİYOR
Şimdi gelelim başlıktaki konuya. Fidan’a Karadeniz’de ticari gemilere gerçekleşen saldırıları da sorduk. İki önemli açıklama yaptı: Bir. Savaş bir “varlık-yokluk” aşamasına evriliyor. Bu da beraberinde “eldeki son imkânın” kullanılabileceği bir risk durumu ortaya çıkarıyor. İki. Savaş, Karadeniz’i, üstelik sivil ticari gemileri kapsayacak şekilde genişledi. Bu saldırılardan Türk sahipli ya da bayraklı gemiler ve Türk vatandaşları da doğrudan etkileniyor. Bakan Fidan “Cumhur-başkanımıza da arz ettiğimiz birkaç tedbirimiz var. Onları hayata geçiriyoruz” dedi.
Nedir bu tedbirler? Kaynaklarım bu konuda bilgi vermedi. Ancak yine de bir çerçeve çizebiliriz. Ankara, daha önce iki başkenti Karadeniz’deki saldırıların durdurulması konusunda uyarmıştı. Fidan, moratoryum (erteleme, durdurma) çağrısı yaptı. Ancak saldırılar artarak sürüyor. Bence Ankara için sabrın tükendiği bir noktaya doğru gidiyoruz.
KISITLAMA GÜÇLÜ BİR MESAJ
Geçtiğimiz günlerde ilginç bir gelişme oldu. Bloomberg, Karadeniz’deki saldırılar nedeniyle Türkiye’nin bölgeye giren ticari gemi trafiğini kısıtladığını yazdı. Reuters bir Türk yetkilinin “Karadeniz’deki güvenlik konusunda büyük rahatsızlık duyulduğu, bu yüzden bazı geçici önlemler uyguladığı, ancak Montrö koşulları çerçevesinde geçişin serbest olduğu” açıklamasına yer verdi. Haberler üzerine deniz taşımacılığıyla ilgili canlı veri sunan internet sitelerine girerek Çanakkale Boğazı’ndaki durumu kontrol ettim. Gerçekten de bekleyen çok sayıda gemi vardı. Denizcilik sektöründe çalışan bir dostum da Rusya ve Ukrayna’ya giden bazı gemilerin “teknik gerekçelerle” neredeyse bir haftadır boğazlara giremediğini söyledi. Cumartesi gecesi itibarıyla geçişler normale dönmüş. Deniz trafiği hangi gerekçeyle yavaşladı bilmiyorum. Ancak Kiev ve Moskova’nın bu tabloyu bir mesaj olarak okuyacağına şüphe yok.
KALICI KORİDOR ÖNERİSİ
Öte yandan, bazı Türk balıkçıların, karasularımızın dışına çıkarak avlandığı, can güvenliklerini tehlikeye attıkları, bu kapsamda Karadeniz’de Türk karasularının dışına çıkılmaması gibi tedbirlerin de gündeme gelebileceği konuşuluyor.
Ancak bunların hepsi palyatiftir. Savaş derinleşiyor. O halde Karadeniz’de seyir güvenliği için kalıcı, yapısal tedbirler almak gerekir. Aslında bu konuda ilham alınacak formüller de var. Tahıl koridoru başarıyla uygulanan bir formüldü. Malum şimdi de İran ve Umman Hürmüz Boğazı’nda güvenli geçiş için biri İran, diğeri Umman kıyısına yakın iki yönlü bir koridor/hat açmayı konuşuyor. Benzer bir uygulama Karadeniz’de de yapılabilir. Rusya ve Ukrayna’ya giden ticari gemiler için “iki ayrı güvenli koridor” oluşturulabilir. Hem Rusya hem de Ukrayna bu koridorları hedef almayacakları taahhüdünde bulunabilir. Böylece her saldırıdan sonra “Biz vurmadık”, “Birimlerimiz yanlış inisiyatif almış“, “Yapanı görevden aldık” bahanelerine sığınmak zorunda kalmazlar. Aksi durumda Rusya ve Ukrayna, limanlarına gelecek gemi bulamayacaklar. Zaten sigortalar çok pahalı… Şirketler gemi göndermemeye
başlayacak.


Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.