Bu millet üç kuşak boyunca travmalarını konuşmak zorunda kaldı.
Osmanlı Devleti’nin dağılması,
Kurtuluş Savaşı,
Batılı devletlerin amansız işgal ve kuşatması, Müslümanların yaşadığı bütün topraklarda yenilgi üzerine yenilgi, felaket üzerine felaket getirmişti.
İşgal girişimleri, sömürgecilerin ürettiği kültür emperyalizmi ile güçlendirildi.
Yenilginin, geri kalmışlığın bir kader olduğu tezi, ders kitaplarından kültür unsurlarına kadar ilmek ilmek işlendi.
Bağımsızlık savaşlarından sonra başkaldıran ülkeler ya yeniden işgal edildi ya da darbeler ve diktatörler eliyle umutsuzluğa mahkûm edildi.
Sömürge imparatorluğu, sömürdükleri ülkelere harcadıkları çabanın toplamı kadar Türkiye’ye emek verdiler. Çünkü imparatorluk bakiyesi bir ülkenin ve büyük bir milletin bir gün yeniden var olma mücadelesi vereceğinin farkındaydılar.
KADERİMİZİN ÇAĞRISI VE GÜNDÖNÜMÜ
Bu ifadeyi büyük mütefekkir Sezai Karakoç dillendirmişti. Gündönümüne kadar bir dağa tırmanmak gibidir; gün döndükten sonra her bir adım ikinci adımı kolaylaştırır, her bir gelişme diğerinin habercisi olur.
Bu aşamaya nasıl gelindi?
1- Karabağ Savaşı kazanıldıktan sonra Türk Devletleri Teşkilatı kimlik kazandı.
2- Libya’da meşru hükümet tek başına Türkiye ile birlikte iken Hafter’in arkasında 7-8 ülkeden oluşan bir koalisyon vardı. Bugün Libya’da iki taraf da Türkiye ile konuşuyor.
3- Gazze’de, sorunlu da olsa, ateşkes için sahnedeki üç devletten biri Türkiye oldu.
4- On yıl süren Suriye savaşından sonra bugün üniter devlet yapısını inşa eden bir Suriye’yi konuşuyoruz. Türk ordusu en zor zamanda terör örgütlerine karşı üç önemli savaş kazandı.
5- Somali, Sudan ve birçok kriz bölgesinde Türkiye’nin istikrar oluşturan bir güce dönüşmesi.
6- Irak ile imzalanan Kalkınma Yolu ve enerji anlaşmaları.
7- Terörsüz Türkiye meselesinin terörsüz bölgeye evrilmesi ve bölge ülkelerinin istikrarı için zemin oluşturması.
7 Ekim 2023’te başlayan savaş, Orta Doğu’da köklü bir jeopolitik kırılmaya sebep oldu.
İran-ABD/İsrail savaşı, Körfez ülkelerini yeni çözümler ve yeni ittifak arayışlarına sevk etti. İsrail’in durduk yerde Katar’a saldırması ve Suudi Arabistan ile Körfez ülkelerinin İran’ın füze saldırıları karşısında korunamaması, her ulus devlet için büyük bir travmadır.
MEKKE ANLAŞMASI BİR SONUÇ VE BİR BAŞLANGIÇ
Bölgesel jeopolitiğin kökten değişmesi, Türkiye’nin yükselen etkisi, Pakistan’ın jeopolitik konumu, Suudi Arabistan’ın stratejik konumu ve potansiyeli ile kendi riskleri, bölgesel bir ittifakın zeminini hazırladı.
Üç ülkenin askerî, ekonomik, enerji, nükleer ve jeopolitik kapasitesini bir araya getiren bu yapı, son derece etkili olacak bir potansiyele sahiptir.
Bu yeni eksen, jeopolitik açıdan caydırıcı ve küresel ölçekte belirleyici yeni bir güvenlik eksenidir.
Kolektif Güvenlik ve Savunma, Meşru Müdafaa, Savunma Sanayii İş Birliği, Terörle Mücadele, Bölgesel Sahiplenme ve Katılım,
AA Editör Masası’na katılan Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın da ifade ettiği üzere, Sayın Cumhurbaşkanımız bölge ülkeleriyle masaya oturduğunda, bu kadar zamandır Türkiye’yi yöneten bir lider olarak bölge ile ilgili temel düşüncelerini ve tecrübelerini ortaya koyuyor.
Bölge ülkelerinin liderleri de bu vizyonu kendi menfaatleri açısından doğru bir vizyon olarak görüyorlar. AK Parti hükümetlerinin ve Sayın Cumhurbaşkanımızın vizyonu, bölge dış politikaları içinde belirleyici oluyor.
Hem AK Parti iktidarının hem de Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinin devam etmesi gerekiyor.
BATI BASINI MESELEYİ NASIL GÖRDÜ?
Batı açısından anlaşmanın en önemli taraflarından biri, NATO üyesi Türkiye’nin Suudi Arabistan ve nükleer silaha sahip Pakistan’la aynı kolektif savunma çerçevesine girmesi. Bu durum, Ankara’nın Batı ittifakı içinde kalırken aynı zamanda bağımsız bölgesel güvenlik mimarileri oluşturma kapasitesini gösteriyor.
Batı medyası için üç ülkenin kapasitesini bir araya getiren denklem oldukça dikkat çekici: Suudi Arabistan’ın ekonomik ve enerji gücü, Türkiye’nin konvansiyonel askerî kapasitesi ve Pakistan’ın nükleer caydırıcılığı.
Bir başka yaklaşımda ise bu güvenlik iş birliğinin ABD’nin bölgedeki varlığını dışlayan bir yaklaşım olmadığı, her bir ülkenin kendi güvenliği için rol üstlenmesi anlamına geldiği değerlendiriliyor.


Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.