‘Politik doğruculuk’ nedir?

04:009/11/2023, Perşembe
G: 9/11/2023, Perşembe
Ali Saydam

Aslında İngilizcesi daha kibar duruyor; political correctness … Hani oksimoron dedikleri, birbirine zıt iki kavramın buluşması gibidir bu politik doğruculuk… Mesela; sessizliğin sesi, sıcak kar, köşeli daire, yaşayan ölü… Halk nezdinde ise siyaset ve doğruluk yan yana pek kolay gelmez… Bu iki kavramı en iyi anlatan örneklerdendir: Bir ev davetine gittiniz, evin hanımı ve yardımcıları sizin için çeşitli yemekler yapmış, mükellef bir sofra hazırlamışlar. Ancak, yemekler sizin alışkın olduğunuz taama

Aslında İngilizcesi daha kibar duruyor;
political correctness
… Hani oksimoron dedikleri, birbirine
zıt
iki kavramın buluşması gibidir bu politik doğruculuk… Mesela; sessizliğin sesi, sıcak kar, köşeli daire, yaşayan ölü… Halk nezdinde ise
siyaset
ve
doğruluk
yan yana pek kolay gelmez…

Bu iki kavramı en iyi anlatan örneklerdendir: Bir ev davetine gittiniz, evin hanımı ve yardımcıları sizin için çeşitli yemekler yapmış, mükellef bir sofra hazırlamışlar. Ancak, yemekler sizin alışkın olduğunuz taama hiç de uygun değil. O nedenle beğendiğiniz bir şey bulamamışsınız… Yemekler yeniyor ve ev sahibi soruyor; “Afiyet olsun efendim, nasıl beğendiniz mi yemeklerimizi?”

İşte zurnanın zırt dediği yer. Aşağı tükürseniz sakal, yukarı tükürseniz bıyık durumu… Ne yapacaksınız?

Ev sahiplerinin genellikle pişirdiği yemeklerle bir tür
özdeşleşme
yaşadıklarına dikkat çeken
müzakere
ve
sunum
teknikleri
ustaları şöyle bir yol öneriyorlar: “Ellerinize sağlık! Ne kadar uğraşmışsınız! Çok sağ olun! Bizim için çok zahmete girmişisiniz; emekleriniz için şükranlarımızı sunuyoruz.”
Bakın bu söylemin en ufak bir yerinde yemeklerle ilgili olumlu bir tespit yoktur. Ancak, karşı tarafta bırakılan izlenim son derece olumludur.
Yalan
söylenmemiş,
hakikatin
ise etrafından dolaşılmıştır.
Politik doğruculuk, dış politikada ret ile kabulün aynı anda devreye sokulmasıyla vücut bulur. Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı
Joe Biden
ve şürekâsının, katliamcı İsrail Başbakanı
Benyamin Netanyahu’nun
bütün insanlık dışı faaliyetlerini sorgusuz sualsiz desteklerken birdenbire, askerî “duraklama” (pause – yani, yeniden başlamak üzere bir ara verilmesini) istendiğini söylemesini de bu çerçevede ele almak lazım.
Bu arada
Beyaz Saray
ne demiş?.. Netanyahu ve Biden’ın her zaman aynı fikirde olmadığını duyurmuş.
Amerikan Dışişleri
ise Filistinlilerin zorla başka bölgelere gönderilmesine karşı olduklarını belirtmiş.

Breh breh breh…

Bunların yanında ‘
sıcak kar’
bile daha mantıklı olabilir…
Bilindiği gibi, devletin ahlakı olmaz!.. Devletin;
adabı
(etik kodları) olur… Ahlak, insanlar içindir… Devletin yasaları, görev ve sorumlulukları vardır… Devletin fikriyatı, vicdanı ve irfanı vardır…
Bu son üçünü yitirmiş devletler, kendilerini ifade ederken, yitirdikleri oranda ‘politik doğruculuk’a başvururlar.
ABD’nin
Vietnam Savaşı’ndan bu yana sergilediği ‘
siyasi iletişim
’ tarzına baktığımızda pek çok örneğini görmemiz mümkündür. Tabii bunu yapanın yalnızca ABD olduğunu düşünmek büyük hata olur. Fikri, vicdanı, irfanı hür olmayan her kişide, toplulukta, siyasi partide ve devlette bu duruma rastlamak mümkündür.
Günün sözü
“Dürüstlük pahalı bir mülktür, her insanda bulunmaz.”

Hz. Ömer

Gözümüze takılanlar…
*İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi
, Organ Nakli Merkezi Başkanı
Prof. Dr. Alp Gürkan
organ bağışı hakkında bazı bilgiler paylaşmış.
Sağlık Bakanlığı
verilerine göre; ülkemizde
70 bin
diyaliz hastası,
28 bin
civarında da organ bekleyen kişi varmış. Kalp ve karaciğer nakli bekleyenlerin sayısı yaklaşık
2.500
imiş. Prof. Dr. Gürkan ülkemizde
aile bağlarının
kuvvetli olmasının organ bağışına da yansıdığının altını çizmiş. Tek böbrekle kalmanın verici için hiçbir sakıncası olmadığını belirten Gürkan, ülkemizde organ bulamadığı için her yıl
7
-
8 bin
insanın hayatını kaybettiğini vurgulamış. 2022 yılında 2 bine yaklaşan beyin ölümü bildirime karşın, ancak
289
kadar aile organ bağışına izin vermiş.
Diyanet İşleri Başkanlığının
olumlu birçok fetvası olduğunu da hatırlatan Prof. Dr. Gürkan, bu konuyu sürekli gündemde tutmayı ve aile içinde konuşulmasını sağlamayı önemli bulduğunu belirtmiş. (Ela Yavuz Yaman)
* Neredeyse her hafta eposta kutumuzu dolduran ‘tek tip’ mesajlar almaya başladık. Yakın zamana kadar yalnızca ‘
özel günler
’ kutlanırken yaşadığımız bu durum artmaya, çeşitlenmeye başladı. Bu hafta sıra ‘
maraton
’ haberlerindeydi: “Şu firma bu dernek yararına koştu, beriki başka bir vakıf…” Güzel ve hayırlı işler doğrusu. Ancak, bunların iletişiminde bir firmayı diğerinden ayıranın ne olduğunu söylemek çok zor… Oysa iletişimin altın kurallarındandır;
farklılaşmayı sağlamak…
Bu tek tip mesajların, görselliğin firmalar için oluşturduğu tehlike,
10 Kasım
reklam filmlerinde de gündeme gelecektir. Tıpkı
Cumhuriyetimizin 100. yılı
için çekilenlerde olduğu gibi… Üzerinden bir hafta geçti ama aklımızda hangisi kaldı diye düşünsek, onlarcası arasından bir ya da ikisini ancak hatırlayabiliriz…
* Herkese Kitap Vakfı
, 8 Kasım gününü “Kitap Okuyan Anneler Günü” ilan etmiş. “Türkiye’nin geleceği kitap okuyan annelerin elinde” diyen Vakfın Kurucu Genel Başkanı
Bülent Şenver
, çocukların ilk
rol modeli
olan annelerin kitap okumasının önemini vurgulamış. Anneleri, çocuklarına kitap okurken yapacakları video kaydını #kitapokuyorum etiketi ile sosyal medyada paylaşmaya çağırmış. Harika bir kampanya doğrusu… İletişimini sürdürmelerini, böylece etkili ve uzun vadeli sonuçlar almalarını yürekten dilerim.
#Politika
#Siyaset
#Ekonomi
#Ali Saydam