Yazarlar Tehlikeli oyunlar

Tehlikeli oyunlar

Ali Saydam
Ali Saydam Gazete Yazarı
Abone Ol Google News

Kılıçdaroğlu azimli… Kılıçdaroğlu istikrarlı… Yalana, yanılmaya doymadı, doymayacak belli… İllâki üzerinde beyaz gömleği, arkasında kitaplarıyla evine kurduğu kameranın karşısına geçip kağıtları sallaya sallaya konuşacak… O kadar planlama, ‘styling’ yapılmış, uygun kamera açısı, arka plan hazırlanmış boşa mı gitsin?!

İçerik? O mühim değil… Yalan, dolan, çarpıtma fark etmiyor… Peki umurunda mı? Olmamalı ki azimle bu yolda yürüyor…

Önceki gün de Twitter’dan paylaştığı video ile Sayın Cumhurbaşkanı ve ailesine attığı iftiralar klasörüne bir yenisini ekledi… “Attığım çamurun izi kalsa bana yeter” diyor herhâlde… Yoksa, bu kadar ‘ağır ve ciddi’ bir iddia Twitter’dan mı açıklanırdı?! Bir basın toplantısı yapılmaz mıydı?.. O elinde salladığı kağıtlarda bir şey varsa önce savcılığa, sonra da basına verilmez miydi? Bunları yapmadı…

Bir süredir saymayı bıraktık ama bu yılın başında baktığımızda, attığı iftiralar nedeniyle aleyhine açılan davaların 11’inin sonucunda Cumhurbaşkanı Erdoğan’a 2 milyon 750 bin lira tazminat ödemişti... Hatta CHP grubunun bu tazminatları ödemek için fon oluşturduğu haberleri basında yer almıştı... Daha sonra ortalığa saçtığı “İhalede yolsuzluk yapıyor” gibi iftiraları ile ilgili davalar sonuçlanmadı bile…

Yazının başında Genel Başkan için “istikrarlı” dedik ya biraz açalım… Şu yöntemde son derece istikrarlı: Önce asılsız bir iddiayı ortaya atıyor… Aksi ispatlanana, tazminat davalarında cezalara çarptırılana kadar bu iddiayla gündemi oyalıyor… İddiasının yalana dayalı olduğu ortaya çıktığında ise onu bırakıp bir sonraki yalanı mıncıklamaya başlıyor…

Kılıçdaroğlu’nun izlediği şablonu deşifre edince hâlin içler acısı olduğu görülüyor görülmesine ama iddialarını, vaatlerini, açıklamalarını üst üste koyduğunuzda ‘yıkıcı’ bir tablo ortaya çıkıyor…

Canan Kaftancıoğlu kararı için “Mahkemeyi de kararı da tanımıyorum” demesi… Ardından Maltepe Mitingi’ndeki konuşmasında 1940’lı yılların tek partili Türkiye’sinin devlet güdümlü ekonomisine özlemle yaptığı açıklamaları: “Ben neo liberalizme karşıyım. Piyasa kendi dengesini bulur söylemine karşıyım. …Bu yüzden insanların geçim kaynaklarını korumak ve yeni fırsatlar yaratmak için devletin müdahil olması gerektiğine inanıyorum.”

Bunlar, bir süre önce Alman basınına yaptığı, sonra da sık sık tekrarladığı “Türkiye’de can ve mal güvenliği yok” sözlerinin devamı değil de nedir?..

Önceki gün AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, Kılıçdaroğlu’nun bu davranışlarını çok iyi okuyarak özetledi: “Dış politikada ne zaman adım atsak Kılıçdaroğlu devrede, iç kaos oluşturmak istiyor.”

Bunlar tehlikeli oyunlardır… Uluslararası gücünü, etkinliğini kanıtlayan ve bu konumunun meyvelerini toplamak üzere olan Türkiye’nin önünü kesmeyi isteyen çok ülke var ve olacaktır. Bu bir yanıyla anlaşılabilir… Ancak ülkenin altının hem de içeriden bu derece oyulmaya çalışılması… Olacak iş değil!

Gözümüze takılanlar…

- “Hazır, Hızır, Huzur” ya da 3H kuralı… Şöyle açıklayalım: Hazırlık yaparsanız Hızır gelir, Hızır gelirse huzur bulursunuz… Peki iletişim alanında hazırlık nasıl yapılır; hele ki kriz öncesinde?... Gündem Yönetimi yöntemlerden biri olabilir… Sığınmacılar konusu ülke gündeminde önemli yer tutarken bu hamle Gain’den gelmiş. Bu konuda dört belgesel yayındaymış… “Peki Gain bu hazırlığı yaparak huzuru nasıl bulacak?” derseniz; elbette tek bir aksiyon yeterli olmaz. Ancak benzer hamleleri sürdürerek önce beğenisini sonra da itibarını yükseltebilir. Firmaları krizlere hazırlıklı kılan da çoğunlukla budur… (Serap Denk, Pro İletişim)

- İster dijital çağda olalım, isterse analog, iletişimde her daim geçerli olan içeriktir… İçeriğiniz ne kadar güçlü, haber değeri ne kadar yüksekse medyanın ilgisi de o kadar çok olur… Samsung, Galaxy mobil cihazlarında okyanusa atılan balıkçı ağları geri dönüştürülerek kullanılmış. Bu haber, kuşkusuz medyada yer bulacaktır. Ancak, markanın bu hamlesinin karbondioksit emisyonunu %25 oranında azaltması kadar çok olmayacaktır. %25 hiç de azımsanamayacak bir oran… “O kadar para döktük, etkinliğimiz neden yansıma almadı?” diye kara kara düşünenlerin içeriklerini gözden geçirmesinde yarar olabilir. (Elif Tuğba Gökdoğan, Excel)

- Avansas’ın Türkiye genelinde 4.751 kişinin katılımıyla yaptığı “Pandeminin İnsan Kaynakları Süreçlerine Etkisi” başlıklı araştırmaya göre, her 100 iş yerinin 68’i pandemi sürecinde çalışanlarının eğitim ve adaptasyonu için eğitimler düzenlemiş… Bunu, insanı ‘kaynak’ olarak gören anlayıştan vazgeçilerek ‘İnsan Kıymetleri®’ yaklaşımının benimsenmeye başlanmasının bir işareti kabul etmek istiyoruz. Devamının gelmesini dileriz… Çünkü 1999’dan beri anlatmaya çalışıyoruz; ‘kıymeti’, enerji ya da para gibi görerek ‘kaynak’ yaklaşımıyla yönetirseniz, yandınız demektir… (Zeynep Dedeoğlu, Communication Partners)

- Deloitte Türkiye ve Workflex iş birliğiyle hazırlanan “Karma İş Gücüne Geçiş Hazırlık Araştırması”na göre, Türkiye’deki her üç kurumdan neredeyse ikisi karma iş gücü modeline geçmiş. Araştırmaya katılan her 10 katılımcıdan 9’u ise iş gücü dönüşümünü gündemine almış… Bu konudaki kararsızlığını sürdüren firmaların bu ve benzeri araştırmalara göz atabilirler. Kararlarını “bence” diyerek hissiyatla değil, ölçümlemelere bakarak vermenin büyük yararları olabilir… (Marketing Türkiye)


6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.