Üstat Necip Fazıl
, Sakarya Türküsü
’nde şöyle der: “Akrebin kıskacında yoğurmuş bizi kader...”
Türk milleti her nesilde yeni ve ağır imtihanlar vermiş, türlü cendereden çıkmıştır. Bu toprakların tek karışında huzur içinde yazılmış bir tarih yoktur. Fakat tarihe sadece duygularla bakamayız.
Sebep ve sonuç ilişkisini doğru kurmak gerekir.
15 Temmuz 2016 gecesinin üzerinden geçen on yılın muhasebesini de böyle yapmalıyız. Devletin en mahrem kurumlarına sızmış bir örgütün
bu millete kendi silahını doğrulttuğu o gece
; 253 şehit verdik.
Tanklar insanların üzerine sürüldü. Meclis bombalandı. Cumhurbaşkanına suikast girişiminde bulunuldu. Fakat bugün asıl konuşmamız gereken,
15 Temmuz sonrasında Türkiye’nin hangi alanlarda ve nasıl bir dönüşüm yaşadığıdır.
Çünkü o gece
“işgalden kurtarılan devlet”,
sabahında anlayışını değiştirdi. Türkiye’nin güvenlik anlayışı ile savunma kapasitesinin hızla dönüştüğü, sınır ötesi hamlelerin belirleyici olduğu yeni bir dönemin kapısı aralandı.
Bugün geriye dönüp baktığımızda görüyoruz ki bu dönüşüm; Türkiye’nin olduğu kadar,
coğrafyamızın kaderine de etki eden tarihî bir kırılmaydı.
Aslında, darbe girişiminde bir yıl daha öncesine giderek anlatacağım:
Haziran 2015 seçimleri öncesinde iktidar partisinin seçim beyannamesinde yerli otomobil, millî savaş uçağı ve yerli teknoloji projeleri önemli yer tutuyordu. O günlerde FETÖ’nün beslediği medya organları ve sosyal medya hesapları bu hedeflerle alay ediyor,
“Yerli otomobil masalı”, “Yerli uçak hikâyesi”
diyerek Türkiye’yi yönetenlerin vizyonunu küçümsüyordu. Bugün dönüp baktığımızda bu tartışmaların seçim polemiği olmadığını daha net görüyoruz.
Bu itibarsızlaştırmalar “olasılıkları” ortadan kaldırmak içindi.
Çünkü 15 Temmuz›un ardından Türkiye,
bağımsızlığın siyasetin yanı sıra savunmada, teknolojide, enerjide ve üretimde de kazanılması gerektiğini
kararlı bir şekilde ortaya koydu. Anımsayalım... Darbe girişiminden kırk gün sonra
Fırat Kalkanı Harekâtı
başladı. Türkiye ilk kez tehditleri beklemek yerine sınırın ötesinde karşılayıp, püskürtmeye yöneldi. Ardından Zeytin Dalı, Barış Pınarı ve Pençe harekâtları
geldi. Suriye’nin kuzeyinde kurulan güvenlik hattı, terörle mücadelede coğrafyamıza etki eden sonuçlar doğurdu. DEAŞ bölgeden temizlendi. Daha da mühimi PKK silah bıraktı.
Aynı zaman diliminde savunma sanayiinde de büyük bir devrim yaşandı.
“Yapılamaz” denilen İHA ve SİHA’lar dünya savaş paradigmasını değiştirdi.
Akıncı, Kızılelma, ANKA-3, KAAN, HÜRJET, TCG Anadolu... Bunların herbiri birbiriyle bağlantılı bağımsızlık projeleriydi. Hepsi aynı cümlenin farklı kelimeleriydi:
“Kendi güvenliğini öz kaynaklarıyla sağlayabilen bir Türkiye…”
Bir başına savunmada değil… TOGG yollara çıktı. Türksat 6A uydusu fırlatıldı. İlk Türk astronotu uzaya gitti. Karadeniz gazı bulundu ve hızla sisteme bağlandı. Akkuyu Nükleer Güç Santrali üretim aşamasına geldi. Bunların tamamı, 15 Temmuz sonrasında şekillenen stratejik bağımsızlık anlayışının kazanımlarıydı.
Elbette bütün sorunlarımız çözülmüş değil. Ekonomi konuşuluyor. Hukuk tartışılıyor. Eğitim eleştiriliyor. Bunların her biri önemli. Lakin son on yılda Türkiye Cumhuriyeti’nin geldiği noktayı da görmezden gelemeyiz.
Bugün Türkiye, on yıl öncesine göre farklı bir güvenlik anlayışına, daha yüksek bir savunma kapasitesine ve çok daha iddialı bir teknoloji vizyonuna sahip. Yapay zekâ ordularıyla gelecek savaşlarına hazırlık yapılıyor.
15 Temmuz’un asıl mirası da bu atılımlarda yatıyor aslında.
O gece millet darbeyi durdururken, Türkiye’yi de bağımsızlığın her alanda yeniden inşa edilmesi gereken uzun bir yolculuğa çıkardı. Belki de bu milletin talihi tam da burada,
en büyük dönüşümlerini, en ağır imtihanlarının ardından gerçekleştirebilmesinde
gizli.Bu sebeplerle 15 Temmuz’u geçmişte kalmış bir darbe girişimi olarak değil,
Türkiye’nin yeniden ayağa kalkma iradesinin başlangıcı olarak kodlamamız gerekiyor.
Sezai Karakoç
’un Ey Sevgili
şiirinde dediği gibi; “Mezarlardan bile yükselen bir bahar vardır.”
Türkiye’nin attığı her adım,
o gece toprağa düşen şehitlerin emanetine sadık olmanın sözleri
olarak vücut buluyor. Mesai arkadaşım
Mustafa Cambaz
ve tüm 15 Temmuz şehitlerimizi rahmetle anıyor, gazilerimizi minnetle yâd ediyorum.

Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.