Bir toplumun iktisadi reflekslerini anlamak için bazen makro göstergelerin ötesine geçip hane içindeki görünmez iş bölümüne bakmak gerekiyor. Cüzdanın kimin elinde olduğu kadar, borcun ve tasarrufun kimin omzunda durduğu da asıl hikâyeyi anlatabiliyor bazen.
ING Türkiye’nin NielsenIQ iş birliğiyle 2011 yılından bu yana düzenli olarak yürüttüğü Türkiye’nin Tasarruf Eğilimleri Araştırması’nın 2026 yılı 2. çeyrek sonuçları, kentsel Türkiye’nin finansal fotoğrafına dair ilk bakışta oldukça durağan bir görünüm sunuyor. Araştırmaya göre kentsel nüfusta her iki kişiden birinin (%53,6) tasarruf sahibi olması ve manşet oranların önceki dönemlerle yatay bir seyir izlemesi, makro düzeyde keskin bir kopuş olmadığı izlenimini ortaya koyuyor. Ancak bu yüzeydeki sükûnetin altına inildiğinde; cinsiyet rolleri, yaş grupları ve borç-tasarruf dengesi ekseninde toplumun iktisadi omurgasını sarsan derin fay hatlarının harekete geçtiği görülüyor.
CİNSİYET PARADOKSU
Raporun en çarpıcı bulgularından biri, kadınlarda tasarruf sahipliğinin %59,5 ile son beş çeyreğin en yüksek seviyesine ulaşırken erkeklerde %48,2 seviyesine sert biçimde gerilemesiyle ortaya çıkan cinsiyet paradoksudur. İlk bakışta kadınlar lehine 11 puana açılan bu makas, kadınların kriz ve belirsizlik dönemlerinde marjinal tasarruf eğiliminin ve ihtiyat saikinin daha güçlü olmasıyla açıklanabilir. Ancak hane içi finansal roller derinlemesine incelendiğinde, meselenin salt bir tutumluluk farkı olmadığı anlaşılıyor. Erkekler tasarruftan çekilirken borç yükünün ve finansal sorumluluğun ana taşıyıcısı konumuna yerleşiyor; nitekim gelirinin %40’ından fazlasını borç servisine ayıranların oranı erkeklerde %18’e ulaşıyor. Dahası, finansal kararları “yalnızca tek başıma alıyorum” diyen erkeklerin oranı %45 iken, kadınların %65’i kararları hane içinde ortaklaşa aldığını ifade ediyor. Bu dinamik, kadınların tasarrufun ve mali tamponun merkezinde yer alırken karar mekanizmasının çeperinde kaldığını; erkeklerin ise tek başına üstlendikleri finansal karar baskısı ve artan borç servisiyle yıprandığını gösteriyor.
İKİLİ KIRILGANLIK
Asıl kritik kırılma ise tasarrufu olan kesim ile hiçbir birikimi bulunmayan kitle arasında yaşanıyor. Tasarrufu olanlarda borçluluk oranı %65 seviyesine gerilerken, tasarrufu olmayan kesimde borçlu olma oranının %72’ye fırlaması, ikili kırılganlık olarak adlandırılabilecek tehlikeli bir sarmalı besliyor. Elinde hiçbir mali yastığı bulunmayan kesim, aynı zamanda artan borç yüküyle gelir şoklarına karşı tamamen savunmasız hale geliyor. Nitekim araştırma verilerine göre haneler beklenmedik 50 bin TL’lik bir harcama ile karşılaştığında başvurulan ilk adres kurumsal finansal sistem değil, %34 ile aile ve arkadaş dayanışması oluyor. Böyle bir acil harcamayı “hiçbir şekilde karşılayamam” diyenlerin oranının %20’ye tırmanması, gelir yetersizliği (%38), elektrik-su-doğalgaz faturaları (%19) ve kira (%17) gibi katı yaşam maliyetleri altında ezilen geniş bir kesimin resmi finansal sistemin dışına itilerek enformel ağlarla ayakta durabildiğini somutlaştırıyor.
FİNANSAL YORGUNLUK YAYILIYOR
Bireyler harcamalarını gelire göre düzenlemek (%62) için çaba sarf etmekte, aylık bütçe takibi yapanların oranı 6 puanlık artışla %52’ye yükselmektedir. Ancak bu rasyonel çaba ve disiplin artışı, içsel bir rahatlamaya dönüşmüyor. Finansal durumundan memnun olduğunu belirtenlerin oranı bir önceki yıla göre gerileyerek %25 seviyesine inerken, finansal durumunu yönetmenin kolay olduğunu düşünenler %22’de kalıyor. Daha da önemlisi, finansal durumunu iyileştirmek için hiçbir şey yapmıyorum diyenlerin oranının %23’e yükselmesi, hanehalkının gösterdiği çabanın hayat pahalılığı karşısında yetersiz kaldığını hissederek derin bir finansal yorgunluk ve çaresizlik hissine kapıldığını ortaya koyuyor.
İKİ AYRI TÜRKİYE
Tüm bu tablonun üzerine tasarruf araçları tercihi eklendiğinde, teknolojik erişim ile sistemsel güven arasındaki derin asimetri tüm çıplaklığıyla belirginleşiyor. Kentsel nüfusun %92’si internet ve mobil bankacılık kanallarını aktif biçimde kullanarak altyapısal erişim sorununu aşmış durumdadır. Buna rağmen tasarrufların tutulduğu birincil adresin %40 ile yastık altı altın ve %38 ile yastık altı döviz/nakit olmaya devam etmesi, TL vadeli hesapların (%23) ancak dördüncü sırada yer bulabilmesi çarpıcı bir kopukluğu gösteriyor. Yatırım ve birikim ürünleri konusunda kendini bilgili görenlerin oranının %37’de (kadınlarda %33) kalması ve getiri arayışının enflasyonist belirsizlik nedeniyle 3 ay ile 1 yıl arasına (%51) sıkışması, milyarlarca liralık kaynağın kayıt dışı ve getirisiz biçimde sistem dışında kalmasının arkasındaki bilgi ve güven bariyerini tescilliyor.
Araştırma sonuçları homojen bir toplum profilinden ziyade, ortalamaların arkasına gizlenmiş iki ayrı Türkiye gerçeğini açığa çıkarıyor. Bir tarafta bütçesini milimi milimine takip eden, altını bilezik yapıp koluna takan, ihtiyat saikiyle kriz savuşturan kadınların dirençli dünyası; diğer tarafta ise “bu ay bütçeyi ben yönetiyorum” diyerek tek başına aldığı finansal kararların ve kredi kartı ekstrelerinin ağırlığı altında ezilen erkeklerin dramı duruyor.
Özetle hane içinde finansal iş bölümü adeta gayriresmî bir protokole bağlanmış gibi. Risk ve borç beyefendinin omzunda, nakit ve altın hanımefendinin sandığında. Akıllı telefonlara yüklenen finans uygulamaları ve yapay zekâ asistanları ise %92’lik dijitalleşme oranıyla köşede sessizce oturup, Türk usulü kadim ekonomik model olan “yastık altı güvencesi” ile “kayınçodan borç isteme” refleksinin modern iktisat teorilerine meydan okuyuşunu izlemekle yetiniyor.
Bizde erkeğin hallederiz dediği yerde, kadının ben sana demiştim’i başlar.


Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.