Yaşadığı zamanın bir problemine işaret ederken bir parça sesini yükselten kimselere hemen Protestan papazı muamelesi yapıyoruz ve basıyoruz yaygarayı: “Sizin de işiniz gücünüz eleştirmek! Eleştireceğine güzel yandan bak yahut bir çözüm önerisi sun!”
Eleştirinin eleştirisi diyebileceğim bu durumu müsaadenizle biraz eleştireceğim. Çünkü ortalama insan vasatının konforunu bozan bu nevi çatlak(!) seslere ciddi ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. İnsanların geneli çağın karşılarına çıkarıp icbar ettiklerine kayıtsız şartsız teslim olurlar. Düşünmezler üzerinde. Fark etmezler ki neyi düşünsünler! Kabullenir, hayatlarının bir parçası haline getirir, derken vazgeçilmezleri kılar, nihayet ezelden beri bu işin böyle olduğuna inanmaya başlarlar. Bu kütleler toplumların genelini oluşturur. Kitle değil ‘kütle’, doğrudur. Zira kitle ifadesi bir parça nitelik ihtiva ediyor, kütle öyle değil; boş, bom boş yığınları tarif için çok daha yakışan niteliksiz bir kelime!
Kütlelerin kabul edip benimsediği sıkıntılı mevzuları bazı cins kafalar görüyor, fark ediyor. Şimdi değilse bile yakın bir zamanda buradan bir problem doğacağını biliyorlar. Nasıl biliyorlar? Kimisi irfanla, kimisi izanla, kimisi bilgi ile, kimisi sezgi ile, kimisi tefekkürle, kimisi tecrübe ile. Bu nevi zevatın bir kısmı sadece görmek ve bilmekle yetinip başkaca bir şey yapmaya ihtiyaç hissetmiyor. Körler diyarının görenleri bunlar. Görüyor ama gördüğünden haber vermek umrunda değil; agorada yangın varmış ne gam fildişi kuleye alev erişmez nasıl olsa.
Tehlikeyi görüp, dert edip, uykuları kaçanlar var bir de. İşte bunlar güzel adamlar, kütlelerin işaret fişekleri, deniz fenerleri, kutup yıldızları. Görmeye başladıkları an, görmek diye bir şeyin varlığını haber veriyorlar, körlerin elinden tutuyorlar, tedaviye çare arıyorlar, yangını söndürmek için hiçbir şey bulamasalar gözyaşı döküyorlar. “Bakın” diyorlar, “yaklaşıyor yaklaşmakta olan!” Yazarak, çizerek, söyleyerek, eyleyerek son hızla toslamaya gittiğimiz duvarın varlığından haberdar ediyorlar bizi.
Seslerini yükseltmeseler çağrıları fark edilmeyecek. Sözlerini tesirli söylemeseler umursanmayacak. Mecburiyet tahtında ve bizim için feryad u figan ediyorlar. Biz de dönüp diyoruz ki: Sizin de işiniz gücünüz eleştirmek!
Bırakın eleştirsinler! İşi gücü eleştirmek olan insanlar güzeldir, görmediğimizi gösterenler lazımdır, akıntıya karşı kürek çekenler candır. Çare önermeleri gerekmez, çözüm bulmaları şart değil! Bırak o teşhisini yapsın, tedavi bir başkasının işidir belki. Tedaviye dair sözü olmayanın teşhisine itibar edilmez diye bir kaide mi var?
Agoranın orta yerindeyim, cins kafa değilim, kütleye mensubum, gözlerim de pek görmüyor, çareye dair söyleyecek pek bir sözüm de yok ama susmanın ihanet olduğu yere geldim, çare yok söyleyeceğim: Konuşmayı bilmiyoruz artık farkında mısınız?
Çeyrek asır önce Türkçe elden gidiyor diyorduk ve haklıydık. Uydurukçalar, yabancı kelimeler, türedi ses yığınları, telaffuz hataları, uzun uzun ‘ııı’ ve ‘eee’ lemeler! Güzelim lisanımızı el birliğiyle katletmek için her şeyi yaptık ve başardık. Gözümüz aydın!
Son on senedir özellikle Pandemi sonrasında bir de baktık ki sohbet etmeyi unutmuşuz. İki insan bir araya gelince başlarını telefondan kaldırıp, iki çift lafın belini kıramaz olmuş. Bunlar bildikleri bir şeyi unutmuşlar ama yeni nesil bilmediği bir şeyi daha öğrenemeden başını gömmüş telefona, sohbet etmek gibi bir ihtiyaçları bile yok. Dedik ki varsın kaşını gözünü yarsınlar Türkçe’nin yeter ki konuşsunlar, sohbet etsinler, birbirlerinin gözlerinin içine baksınlar, merhaba desinler, nasılsın desinler. Razıydık her şeye, sohbet etsinlerdi yeter ki!
Geldiğimiz yerde sizi bilmem ama bendeniz sohbetten de vazgeçtim. İhtiyaç anında meramı ifade edebilsinler, dertlerini anlatabilsinler, anlatılanı anlayabilsinler kâfi; başkaca bir talebim de umudum da yoktur! Uydurukça ile yabancı kelime ile, ‘eee’leyerek; hepsi kabulüm, yeter ki anlatabilsinler ve anlayabilsinler.
İster demedi demeyin diye dediğimi düşünün isterseniz demişti desinler diye dediğimi, fark etmez. Size yaklaşan tehlikeyi haber veriyorum. Garsona siparişinizi anlatamayacaksınız yakında, taksiciye yol tarif edemeyeceksiniz, polise haklılığınızı ifade edemeyeceksiniz, acil serviste hastalığınızı anlamayacaklar, kurduğunuz cümlede üç kelimeden fazlası varsa karşınızdaki yüzünüze yabancı bir lisanda konuşuyormuşçasına bakacak, çağrı merkezlerine en basit meseleyi izah için ‘bu cümleyi nasıl kursam karşımdaki anlar’ endişesi içinde telefon açacaksınız!
2015 sonrasında doğanlar birbirleriyle öyle ya da böyle anlaşacak, kekemenin kekeme ile sohbeti gibi. Ama biz yanacağız arada, en alelade cümlemize Dostoyevski romanı muamelesi yapacaklar, tozlara bürünüp bir raf köşesinde son nefesimizi vereceğiz, salâmızı dijital müezzin okuyacak, namazımızı hologram bir imam kıldıracak ve ‘mevtayı nasıl bilirdiniz?’ sualine cevap vermek için yakınlarımızın her biri yapay zekanın ‘iyi bilirdik’ cevabını görmek için cep telefonuna sarılacak!


Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.