Kadim Filistin topraklarının Siyonistler tarafından işgal tarihini şöyle üstün körü okuyanlar bile, İsrail cephesinde bir damarın varlığını hemen fark etmiştir: Bu, kendilerine Revizyonist Siyonistler denilen, sadece Filistin’i değil bugünkü Ürdün’ü de Yahudilere “vaat edilmiş” topraklar olarak gören, Arap ve Müslüman düşmanlığında sıradan Siyonistleri fersah fersah geride bırakan bir akımdır. Vladimir Ze’ev Jabotinsky’nin liderlik ettiği Revizyonistler, üstatlarının 1940’taki ölümünün ardından önce İsrail’in kuruluş sürecinde Irgun terör örgütünün eylemleriyle, ardından Jabotinsky’nin en gözde tilmizlerinden Menahem Begin’in kurduğu Herut ve Likud partileriyle zaman içinde İsrail cephesini domine etmeyi başardılar. Normalde Jabotinsky, İsrail’in ilk cumhurbaşkanı Chaim Weizmann ve ilk başbakanı David Ben-Gurion ikilisinin amansız düşmanıyken, Begin’in 1977’deki sürpriz seçim zaferiyle birlikte, ölümünden 37 yıl sonra fikirleriyle iktidara geldi. O tarihte Weizmann ve Ben-Gurion, çoktan tarih olmuşlardı.
Begin’den sonra Yitzhak Şamir, Ariel Şaron ve Benyamin Netanyahu, bu kanlı zincirin günümüze ulaşan halkalarını oluşturdular. Netanyahu 1996-1999 arasındaki 2,5 yıllık “ısınma” döneminden sonra, 2009’dan günümüze neredeyse kesintisiz biçimde İsrail başbakanı. Zaman zaman ABD’li muhataplarına bile yaka silktirecek kadar pervasız şekilde hareket eden Netanyahu, bütün İsrail tarihinin yaklaşık dörtte birlik kısmını -78 yılın 18 yılı- kaplayan iktidarı sırasında en fazla Filistinli kanı döken başbakan olarak şimdiden kayıtlara geçti bile.
Benyamin Netanyahu portresinin arka planında beş ana motivasyonun bir araya geldiği söylenebilir: Bunlardan birincisi, mensup bulunduğu kural tanımaz Revizyonist çizgi. İkincisi, ağabeyi Yonatan’ın, Filistinlilerin kaçırarak Uganda’ya indirdiği yolcu uçağındaki rehineleri kurtarmak üzere düzenlenen 1976’daki meşhur Entebbe Operasyonu sırasında öldürülen tek İsrailli asker olması. Üçüncüsü, kaypak karakterinden kaynaklanan zaaflar; hakkında açılan çok sayıda yolsuzluk, usulsüzlük vb. soruşturması dosyası var malum. Dördüncü nokta, İsrail siyasetindeki karmaşa ve kaotik atmosfer. Epey zamandır, İsrail toplumunu peşinden sürükleyecek çapta etkili bir lider çıkmadı. Ve nihayet beşinci unsur, İslâm dünyası açısından bakıldığında, köpeksiz köyde değneksiz gezme metaforuyla açıklayabileceğimiz bir başıboşluğun keyfini sürüyor olması.
Yine İsrail işgal tarihini okuyanların muhakkak gözünden kaçmamış olan / kaçmaması gereken bir başka ayrıntı da şudur: Her genel seçim öncesi ya bir majör “terör eylemi” gerçekleşir ya da Filistinlilere saldırılar yoğunlaştırılır. Böylece, haddizatında zaten son derece korkak ve paranoyak olan İsrail kamuoyu siyasî açıdan konsolide edilir, hükümetler gittikçe sağa ve aşırı sağa kayar. Mevcut Netanyahu hükümetinin sadece Filistinlilere değil, kudurmuş şekilde etrafına yaptığı saldırıları da bu pencereden okuyabilirsiniz. Keza Suriye’ye yönelik tehdit dilinin altında da aynı sebebi bulabilirsiniz.
Konu uzun, ama sadece bir cephesine odaklanarak toparlayacağım:
“Suriye’deki rejim değişikliğini İsrail istedi. Beşşâr Esed’in düşüşüyle birlikte Siyonizm’e karşı direniş cephesi dağıldı” diyorlardı. İsrail, kafasına göre Suriye’yi bombalıyor; Türkiye’yi tehdit ediyor. Günlerdir kulak kesildim, dinliyorum. Suriye’nin yeni yönetimini “İsrail’in adamları” olarak etiketleyenlerde çıt yok. Üstelik İsrail Suriye’yi ilk kez vurmuyor. Baas rejiminin düşmesinden hemen sonra, Şam’da arşiv binaları, tapu ve nüfus kayıtlarının bulunduğu binalar İsrail savaş uçakları tarafından bombalandı, mutlaka hatırlayacaksınız. Güneydeki Dürzîler üzerinden provokasyonlar devam ediyor. Batıdaki Nusayrîleri de İran kaşıyor. İran ve İsrail, ortaklaşa Suriye’nin bir türlü istikrara kavuşmaması için el ele çalışıyor. İran’ın içimizdeki uzantıları da aynı ezberleri tekrarlamaya devam ediyor: “Suriye’deki rejim değişikliğini İsrail…”
Bu yaptığım niyet okumak değil kesinlikle, gayet emin biçimde şunu söyleyebilirim: İsrail Suriye’yi vurdukça, ellerini ovuşturuyorlar. Aidiyet hissettikleri ideolojik ve mezhebî çizgi iç dünyalarında o kadar baskın ki, bir yandan sözde İsrail karşıtı bir çizgide duruyorlar, bir yandan ise İsrail’in bir İslâm beldesini bombalamasından siyasî menfaat devşirecek kadar düşebiliyorlar. Bu da bizim içerideki bir başka imtihanımızı oluşturuyor, ne yazık ki.


Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.