Türkiye’de başkanlık sistemine geçildiğinde önemli bir öngörü vardı. Buna göre siyasal rekabet daha çok %50+1 üzerine yoğunlaşacağı için, Amerika Birleşik Devletleri›nde olduğu gibi iki büyük parti ve onların etrafında kümelenen birkaç küçük partinin yer aldığı bir siyasal tablo ortaya çıkabilirdi.
Fakat uygulama bunun tam tersini gösterdi. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yüzde iki ya da üç oy alan partilerin kritik hâle gelmesi, partilerin azalmasına değil, aksine siyasal hayatın daha da çok partili bir yapıya evrilmesine neden oldu
Yeni Parti’nin kurulmasıyla birlikte milletvekili dağılımı açısından Yeni Parti ana muhalefet konumuna yükselirken, Cumhuriyet Halk Partisi ise DEM ve Milliyetçi Hareket Partisi’nin ardından beşinci parti konumunda kaldı.
Yeni Parti’yle ilgili birçok soru sorulabilir.
İlk soru şudur: Yeni kurulan parti, Cumhuriyet Halk Partisi›ne ne kadar benzeyecek?
GENAR Türkiye Raporu’nun haziran sayısında bu soruyu seçmene yönelttik. Araştırma sonuçlarına göre vatandaşların yaklaşık yüzde ellisi yeni partinin merkezde konumlanan bir parti olması gerektiğini ifade ediyor. Yaklaşık yüzde kırklık bir kesim ise partinin doğrudan Cumhuriyet Halk Partisi’ne benzemesi gerektiğini düşünüyor. Daha küçük bir grup ise yeni partinin CHP’nin de solunda yer alması gerektiği kanaatini taşıyor.
Diğer taraftan, toplumun zihnindeki önemli sorulardan biri de şudur: Laikliği merkeze alan, tek parti dönemini referans gösteren ve zaman zaman toplumun geniş kesimleriyle mesafe oluşturan klasik Cumhuriyet Halk Partisi anlayışı devam edecek mi, etmeyecek mi? Bu konuda toplumun farklı kesimlerinde ciddi tereddütler bulunuyor.
Bir başka önemli soru ise yeni partinin bugün itibarıyla Cumhuriyet Halk Partisi’nin sahip olduğu konforu terk edeceği sorusudur.
Peki bu konfor nedir?
Yaklaşık çeyrek asırdır Türkiye’yi AK Parti hükümetleri yönetmektedir. Bu süreçte Cumhuriyet Halk Partisi sürekli seçim kaybeden üzülen sınıfsal olarak AK Parti’nin varlığını kabul etmeyen, kale gibi CHP’ye sığınan ideolojik olarak AK Parti’ye karşı, bir kitle oluştu. CHP ne yaparsa yapsın onu destekledi.
Bu sorgusuz destek, Cumhuriyet Halk Partisi açısından önemli bir konfor alanı oluşturdu. Bir yönüyle de partiyi politika üretme konusunda zorlamadı. Çünkü güçlü ve ikna edici politikalar üretse de üretmese de yaklaşık yüzde 25-30 bandındaki seçmen kitlesi büyük ölçüde partinin arkasında durdu. Yeni Parti’nin ise böyle bir konforu olmayacak.
Bir diğer soru da yeni partinin kadro yapısıyla ilgilidir. Acaba önceki yönetimin benzeri bir kadro mu oluşacak, yoksa parti dışardan yeni isimlerle aşı yapabilecek mi?
Eskilerin çok kıymetli bir sözü vardır: “Çanakta ne varsa kaşığa o gelir.”
Cumhu-riyet Halk Partisi’nin kadroları, birikimi ve siyasal müktesebatı bellidir. Bu yapı içerisinden çıkan yenilikçi grubun gerçekten ne kadar yenilikçi olduğuna dair bugüne kadar bir emare görmedik.
Partinin önünde önemli açmazlar bulunuyor:
Öncelikle, bir partiden ayrılarak kurulan yeni partiler, ilk aşamada mücadelelerini daha çok ayrıldıkları partiyle verirler. Çünkü aynı seçmen tabanına hitap ederler. Bu nedenle temel soru şudur: Mevcut CHP tabanından Yeni Parti ne kadar destek alabilecek?
Bir başka mesele ise muhalefet stratejisidir. Cumhuriyet Halk Partisi’nin kısa vadede güçlü bir muhalefet yürütme zorunluluğu olmayabilir. Ancak yeni kurulan partinin kendisini görünür kılabilmesi için etkili bir muhalefet yürütmesi gerekecektir. Dolayısıyla enerjisinin ne kadarını iktidar mücadelesine ne kadarını ise Cumhuriyet Halk Partisi ile rekabete ayıracağı önemli bir sorudur.
Bir başka soru da yerel yönetimlerle ilgilidir.
Türkiye’de seçmen üzerinde milletvekillerinden çok belediye başkanlarının etkili olduğu bilinen bir gerçektir. Bugün itibarıyla belediye başkanlarının büyük bölümü Cumhuriyet Halk Partisi’nde kalmış görünmektedir. Acaba bu tablo kalıcı mı olacak, yoksa zaman içerisinde Yeni Parti’ye geçişler yaşanacak mı? Bunu da zaman gösterecek.
Bütün bunların ötesinde daha temel bir soru bulunmaktadır.
Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi’nde yürütme erkini doğrudan cumhurbaşkanlığı temsil etmektedir. Elbette Meclis çoğunluğu önemlidir; ancak siyasal rekabetin belirleyici ekseni cumhurbaşkanlığı seçimidir. Bu nedenle yeni partinin orta ve uzun vadede cumhurbaşkanlığı denkleminde nasıl ve kiminle pozisyon alacağı önemlidir.
Cumhuriyet Halk Partisi zaman zaman kendi içerisinde değişim arayışına girse de, onu destekleyen medya klasik reflekslerinden ne de jakoben yaklaşımından uzaklaşmadı. Yeni Parti’nin arkasında hizalanacak medya ile benzer sorunlar yaşayacak mı?
Sonuç olarak, önümüzde cevaplanmayı bekleyen çok sayıda soru bulunmaktadır. Bu soruların önemli bir kısmının cevabını ise ancak hayatın doğal akışı içerisinde zaman gösterecektir.


Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.