TÜİK, Ağustos ayına ilişkin enflasyon verisini açıkladı. TÜİK’in hesaplamalarına göre TÜFE aylık bazda %1,84 artarken yıllık artış ise %31,51 oldu. Böylelikle Nisan ayında zirve yapan yıllık enflasyondaki düşüş serisi devam etmiş oldu. Diğer yandan aylık enflasyonun bütün zorlayıcı koşullara rağmen az da olsa beklenti altı gelmesi algısal olarak son derece önemli. Bunda Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın motorine özel düzenlediği eşel mobil sisteminin etkisi büyük. Ancak aynı etkiyi Eylül’de göremeyeceğimiz şimdiden netleşti diyebiliriz. Zira hem Eylül ayında gelen 3,64 TL’lik otomatik ÖTV artışı hem de dünden geçerli motorine gelen 7,76 TL’lik zam ile beraber işler hafta başından itibaren zorlaşmış görünüyor.
Diğer yandan TÜFE’deki 174 alt sınıfın 134’ünde fiyat artışı yaşanırken sadece 35’inde düşüş var. 5 alt sınıfta ise değişim olmamış. Bu tablo bize enflasyon yayılımının da ne kadar güçlü olduğunu ortaya koyuyor. Her ne kadar oransal olarak ispat etmek zor olsa da bu yayılımda akaryakıt fiyatlarındaki artışın büyük ölçüde etkisi olduğunu tahmin etmek güç değil. Bu bakımdan Eylül ayında mevsimler etkilere ek olarak artan akaryakıt maliyetlerinin etkisi ile yukarı yönlü sürpriz bir enflasyon gelme ihtimali giderek güçleniyor. Umarım ben yanılırım ancak tarihsel ortalamalara göre her yıl eylül ayında enflasyonda bir önceki aya göre artış gösteriyor.
Gelelim işin para politikası boyutuna. Bana göre para politikası enflasyonla mücadelenin talep tarafındaki görevini çoktan tamamladı. Şu an sadece kurun artışını yavaşlatmaya ve carry trade için TL’nin reel olarak değerli kalmasına yardımcı oluyor. Bu yükü ne kadar daha taşıyacağız ya da taşımalıyız bilmiyorum ancak beklenen enflasyona göre faiz indirimi için yeterli alan olduğunu değerlendiriyorum. Fakat her zaman söylediğim gibi reel sektör için şu an esas mesele faizin seviyesinden daha ziyade krediye erişimin önündeki makroihtiyati tedbir seti. Bu tedbirler bir yandan krediye erişimi zorlaştırırken diğer yandan da politika faizi düşse bile kredi faizlerine yansıma oranını azaltıyor.
Elbette bunlar benim tespitlerim. Bir de konunun Merkez Bankası yönlendirmeleri boyutu var. Konuya bu açıdan bakarsak PPK’da bir faiz indirimi gelmeyeceğini tahmin ediyorum. Zira son Enflasyon Raporu toplantısında Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan şu anki sıkılık düzeyinin dezenflasyon süreci için yeterli olduğuna ilişkin beyanından yola çıkarsak 10 Eylül’deki PPK toplantısında politika faizinin %37 seviyesinde sabit tutulacağını ifade edebiliriz.
Piyasadaki anketler de bu yönde bir beklentiye işaret ediyor. Öte yandan bu yıl ilk faiz indiriminin hangi toplantıda olacağına ilişkin kafa karışıklığı da henüz giderilmiş değil. Bu noktada da PPK metni çok daha önemli hale geliyor. Umarım Eylül ayındaki PPK metninde ilk faiz indirimine ilişkin kafa karışıklığını ortadan kaldırmaya katkı sağlayacak yazılı bir yönlendirme yapılır. Aksi halde oluşan belirsizliğin piyasalar üzerindeki olumsuz etkisi ile yine en çok Merkez Bankası uğraşmak zorunda kalıyor.

