Son iki haftada sermaye piyasalarında ortaya çıkan tabloyu yalnızca birkaç hisse senedindeki olağandışı hareketler veya bazı fonlarda yaşanan sorunlar üzerinden okumak büyük hata olur.
Çünkü bugün gördüğümüz manzara bir günde oluşmadı.
Böylesine çok aktörlü, çok katmanlı ve birbirine bağlı bir yapının birkaç kişinin bireysel girişimiyle ortaya çıkmış olması hayatın olağan akışına da piyasanın çalışma biçimine de uygun görünmüyor. Tam da bu nedenle, yaşananların arkasında zaman içinde oluşmuş ilişkiler, denetim boşlukları, ihmaller veya birbirini besleyen çıkar mekanizmaları bulunup bulunmadığının bütün yönleriyle araştırılması gerekiyor.
Mesele yalnızca geçmişin hesabını görmek değil. Bugün verilecek cevap, Türkiye’nin önümüzdeki yıllardaki ekonomi ve siyaset hayatının niteliğini de belirleyebilir.
BÜTÜN AYAKLARA BAKMAK GEREKİYOR
Bu tabloyu tek bir kurumun, birkaç piyasa oyuncusunun ya da yalnızca belirli bir kesimin üzerine bırakarak açıklayamayız.
Bir tarafta sermaye piyasalarını düzenlemek, gözetmek ve denetlemekle görevli kamu kurumları var. SPK’dan Borsa İstanbul’a, bankacılık ve finansal sistemi denetleyen yapılardan devletin diğer denetim mekanizmalarına kadar herkes kendi sorumluluk alanı bakımından değerlendirilmelidir.
Diğer tarafta siyaset var.
İktidarıyla muhalefetiyle siyasetin finans dünyasıyla kurduğu ilişkinin sınırları, şeffaflığı ve denetlenebilirliği yeniden ele alınmalıdır.
Üçüncü ayakta ise iş dünyası bulunuyor: şirketler, finans kuruluşları, fon yöneticileri, piyasa profesyonelleri ve bunlar arasında oluşan ilişki ağları.
Hiç kimseyi peşinen suçlu ilan etmek doğru değildir. Ama hiç kimseyi araştırmanın dışında bırakmak da doğru olmaz.
Devlet olmanın gereği budur: Söylentiyi değil delili, kişileri değil hukuku, günü kurtarmayı değil kurumsal düzeni esas almak.
ÖNCE ADALET, SONRA REFORM
Bugün önümüzdeki ilk mesele mağduriyetlerin giderilmesi ve adaletin sağlanmasıdır.
Tasarruflarını güven içinde değerlendirdiğini düşünen insanların uğradığı kayıplar, fon yatırımcılarının karşı karşıya kaldığı sorunlar ve piyasalarda zedelenen güven mümkün olan en adil biçimde ele alınmalıdır.
Sorumluluğu bulunanlar ortaya çıkarılmalı, hukuk içinde gereken yapılmalıdır.
Ancak yalnızca birkaç dosyayı kapatıp birkaç ismi cezalandırmakla yetinirsek, aynı sorunları bir süre sonra başka isimler ve başka araçlarla yeniden yaşarız.
Asıl mesele, bu sonuçları üreten zemini değiştirebilmektir.
Denetim neden zamanında çalışmadı?
Riskler hangi aşamada görüldü?
Görüldüyse neden müdahale edilmedi?
Kurumlar arasındaki bilgi akışı yeterli miydi?
Piyasa, siyaset ve iş dünyası arasındaki ilişkiler hangi noktalarda daha şeffaf hale getirilmeli?
Bugün asıl cevaplanması gereken sorular bunlardır.
KRİZ AYNI ZAMANDA BİR FIRSATTIR
Ortada ciddi bir kriz olduğu açık.
Fakat krizler bazen normal zamanlarda yapılması çok zor olan reformlar için güçlü bir toplumsal zemin de oluşturur. Çünkü insanlar sistemdeki problemleri artık teorik olarak değil, yaşayarak görmektedir.
Tam da bu nedenle Türkiye bugün önemli bir kırılma noktasında.
Ya yaşananları birkaç kişi ve birkaç kurum üzerinden açıklayıp dosyayı kapatacağız ya da bu hadiseyi daha şeffaf, daha denetlenebilir ve daha güvenilir bir ekonomik düzen kurmanın başlangıcı haline getireceğiz.
Bu muhasebe yalnızca ekonomiyle de sınırlı kalmamalı.
Siyaset de kendisine bakmalıdır.
Finans dünyasıyla, iş çevreleriyle ve kamu kurumlarıyla kurulan ilişkilerde sınırların daha açık, kuralların daha görünür ve hesap verebilirliğin daha güçlü olması herkesin yararınadır.
BİR DÖNÜM NOKTASI OLABİLİR
Türkiye’nin ihtiyacı krizi unutmak değil, krizden ders çıkarmaktır.
Eğer adalet tavizsiz biçimde işletilir, kurumların eksikleri giderilir, sermaye piyasalarının denetim kapasitesi güçlendirilir ve siyaset-finans-iş dünyası ilişkilerinde şeffaflık artırılırsa bugün yaşananlar birkaç yıl sonra çok farklı hatırlanabilir.
Bir çöküşün değil, bir dönüşümün başlangıcı olarak…
Her kriz beraberinde bir tercih getirir.
Ya üzerini örter geçersiniz.
Ya da nedenlerini ortaya çıkarır, sistemi tamir eder ve daha güçlü devam edersiniz.
Türkiye için gerçek fırsat tam da burada yatıyor.

