Geçtiğimiz birkaç günde bölgenin geleceğini ilgilendiren kritik bazı gelişmeler oldu. Mekke İttifakı Genelkurmay Başkanları S. Arabistan’da bir araya geldi. Netanyahu, Birleşik Arap Emirlikleri’ne (BAE) gizli bir ziyaret gerçekleştirdi. Yine BAE’de Arap ülkeleri, İsrail ve ABD’nin temsilcileri gizli bir toplantı yaptı. Bundan bir gün sonra Dışişleri Bakanı Fidan, BAE’yi ziyaret etti. Neler oluyor? Gördüğümüz kadarıyla aktaralım.
RİYAD’IN ÖYLE BİR BEKLENTİSİ YOK
Mekke İttifakı Genelkurmay Başkanları Riyad’ın çağrısı üzerine buluştu (25 Eylül). Toplantı; Babülmendeb boğazında kontrolü ele geçiren Husilerin S. Arabistan’a saldırılarını yoğunlaştırdığı, Yemen’de Riyad’a yakın güçlerin seferberlik ilan ettiği bir konjonktürde yapıldı. “Bakalım ittifak ilk sınavında ne yapacak” sorularını, Dışişleri Bakanı Fidan’ın “Daha yeni başladık” yanıtını, İsrail’in Yemen’deki gelişmelerde Riyad’la normalleşme fırsatı gördüğü gerçeğini bu konjonktürü değerlendirirken akılda tutalım.
Toplantının ardından kısa bir açıklama yapıldı. İstihbarat paylaşımı, askeri koordinasyon ve kabiliyet entegrasyonunu geliştirme konularının görüşüldüğü belirtildi. Peki, o açıklamada yazılmayan ne var? Şunu söyleyebiliriz: Bir. O toplantı için “acil” denildi ancak aslında bir dayanışma toplantısıydı. Riyad, Genelkurmay Başkanlarının yer aldığı o fotoğrafla Husilere bir uyarı vermek istedi. İki. Riyad’ın Yemen için Türkiye ve Pakistan’dan (uluslararası medyada yazıldığı gibi) geniş kapsamlı askeri destek talebi yok. Operasyonel destek talebi var (Hava savunma, istihbarat paylaşımı, askeri danışmanlık vb.) Bu talepler de karşılanmaya başladı.
İRAN’A SALDIRI HAZIRLIĞI DEĞERLENDİRMESİ
Netanyahu’nun BAE’ye yaptığı gizli ziyaret de çok konuşuldu. BAE’nin 7 Ekim saldırısından önce İsrail Başbakanını “saldırı olabilir” diyerek uyardığı ortaya çıkmış, Netanyahu seçim öncesinde içeride zor durumda kalmıştı. BAE tüm baskılara rağmen bu haberleri yalanlamadı. Bu yüzden Netanyahu’nun ziyareti bu gelişmeye bağlanıyor ve Bin Zayed’den haberi yalanlamasını istediği öne sürülüyor. Makul. Ama yeterli değil. Netanyahu sadece bunun için BAE’ye gitmiş olamaz.
Şuraya dikkat etmek gerekir: Netanyahu o haberin kaynağı olarak “eski dostu” (Filistinli) Muhammed Dahlan’ı (BAE Devlet Başkanı Bin Zayed’in danışmanı) suçladı. İsrail’e göre Dahlan, Filistin yönetimi konusunda Hamas’la hareket etmeye başlamış hatta ortak seçim listesi çıkarmıştı. Yakın zamana kadar Dahlan demek BAE demekti. Netanyahu, Bin Zayed’e mutlaka “Danışmanını uyar” demiştir. Ama asıl sorusu muhtemelen “Filistin konusunda aynı sayfada mıyız?” şeklinde olmuştur.
Ama bundan daha önemlisi, bu görüşmelerden sonra yapılan “çok katılımlı” diğer gizli toplantıdır. Aynı gün BAE’de; İsrail, ABD, S. Arabistan, Mısır’ın da aralarında bulunduğu on ülke yetkilisi bir araya geldiler. İran tehdidi, İsrail-Körfez ilişkilerinin güçlendirilmesi gibi konuları ele aldıkları ileri sürüldü.
Bu toplantı yeni değil. İlki, Eylül ayı ortasında yapıldı. CENTCOM, Arap ülkeleri Genelkurmay Başkanları ile İsrail’i Almanya’da aynı masa etrafında topladı. O toplantıda da yine Hürmüz, İran, Babülmendeb başlıkları ele alınmıştı. O gün bu haberi askeri konularda uzman bir kaynağımla paylaşmıştım. “Haber doğruysa bu İran’a saldıracakları anlamına gelir” diye yorumlamıştı. Bir kaç gündür bu saptamayı destekleyecek gelişmeler oluyor.
ABD-İran geriliminde pozisyonlar değişti. Bu kez İran (ABD’nin ekonomik ablukası nedeniyle) krizi diplomasi yoluyla bitirme arayışında. ABD’ye yeni bir teklif sundular. Bu kez Trump kabul etmedi. ABD Başkanı zamana oynuyor. Bu arada İran’dan bu toplantıya sert tepki gelirken İran ordusu “ABD askeri yakalayan her İranlıya 5 milyar tümen ödül verileceğini” açıkladı (Kimileri bu açıklamayı da bir saldırı beklentisi olarak yorumluyor.)
Körfez ülkeleriyle yapılan bu çok taraflı toplantıların bir önemi de şudur: ABD ve İsrail, Gazze soykırımı ile tedavülden kalkan “İbrahim Anlaşmalarını” yeniden ısıtıyor. Bu illa geniş kapsamlı normalleşme anlaşmalarının yapılacağı anlamına gelmiyor. Ancak en azından -ilk etapta İran tehdidi bahanesiyle- güvenlik başlığı altında bir konuşmanın yapıldığı aşikar.
FİDAN’IN ZİYARETİNDE NE KONUŞULDU?
Bakan Fidan’ın BAE ziyareti, Netanyahu’dan bir gün sonra ülkeye gittiği için dikkat çekici bulundu ama daha çok S-400 konusuyla ilişkilendirildi. Malum, F-35 ve CAATSA yaptırımları tartışmaları bağlamında, Türkiye’nin S-400’leri bir Körfez ülkesine satacağı ileri sürülüyordu. Bu ülkenin de BAE olduğu belirtiliyordu. BAE ile bu konuda görüşmeler olduğunu, Rusya’nın bu formüle sıcak baktığını, BAE’nin ABD konusunda “endişeler” taşıdığını, Washington’un “Bizim için sorun yok” diyerek süreci desteklediğini, İsrail’in alımı engellemeye çalıştığını ve benzeri tartışmaları biz de duyuyorduk. Bu kazan daha çok su kaldırır.
Ben bu ziyaretin daha çok bölgesel meselelerle ilgili olduğunu düşünüyorum. Özellikle Yemen konusunda. Husilerin Babülmendeb’i kontrol altına almasının en önemli sebebi, S. Arabistan-BAE arasında yaşanan anlaşmazlıktır. Bu anlaşmazlık; sahada Husilerin ilerlemesine yol açmış, İran’ın krizi Babülmendeb’e taşımasına olanak sağlamış, aynı zamanda İsrail’in “İbrahim Anlaşmaları” için iştahını kabartmıştır.
S. Arabistan-BAE arasındaki buzları eritmek bölgedeki bir çok başlığı etkileyebilecek sonuçlar üretebilir. Bakan Fidan’ın bu yüzden BAE’ye gittiğini düşünüyorum. BAE ve S. Arabistan’ın birbirlerini daha iyi anladığı bir sürecin kapısını aralamak için.

