Fatma Betül Sayan Kaya, hakkındaki iddiaları yalanlamadı; istifa etmesi ve istifa ederken yaptığı açıklaması iddiaları teyit eder nitelikte.
Bu sıradan bir vaka değil.
Bir siyasetçi, bir memur yolsuzluk yaptığında kulağından tutulur, kenara alınır, hesabı sorulur. Bu vakada da aynı süreç işliyor: F.B.S. Kaya kenara alındı, kuşkusuz hesabı da sorulacak. Ama suçlunun kimliği nedeniyle işlenen suçun tahribatı çok geniş, açtığı yara derin, arkasında bıraktığı enkaz büyük.
F.B.S. Kaya öncelikle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı sırtından hançerledi. Erdoğan siyasi hayatı boyunca çok hançer yarası aldı, ihanetlere karşı şerbetli ama bu başka.
Cumhurbaşkanı Erdoğan her zaman gençlere yatırım yaptı. Eğitimleri için gençleri destekledi, başarılı gençleri yanına, yakınına aldı, görgü, bilgi ve tecrübelerini artırmalarını sağladı. Liyakatli gördüğü gençleri çok önemli, çok kritik makamlara getirdi.
F.B.S. Kaya da bu gençlerden biriydi. Çocukluğundan itibaren eğitimde olsun, iş hayatında olsun, siyasette olsun teşvik edildi. Genç yaşında milletvekili yapıldı, genç yaşında bakan oldu, AK Parti’nin en kritik koltuklarından birine oturdu.
İşlediği suçla F.B.S. Kaya, Erdoğan’ın güvenin boşa çıkardı, çok büyük bir vefasızlık yaptı, büyük bir hayal kırıklığına sebep oldu. Nankörlük, küfran-ı nimet, ihanet ya da adı ne olursa olsun, Erdoğan’da bir yara daha, ama anlamlı bir yara açtı.
F.B.S. Kaya’nın eylemi, AK Parti teşkilatını da üzdü, moral bozukluğuna yol açtı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ifadeleriyle, alnı secdede, AK Parti’nin başarısı için seccadelerini ıslatan milyonlar, bu çirkin eylem nedeniyle hayal kırıklığı yaşadılar.
F.B.S. Kaya, yaptığı usulsüzlükle sadece Erdoğan’a, sadece AK Parti teşkilatına değil, iktidara, hatta Türkiye’ye, hatta dualarıyla her daim AK Parti’nin yanında duran ümmete de zarar verdi.
Ancak bir noktada duralım: F.B.S. Kaya, oluşturduğu bu kadar hasarın, açtığı bu kadar derin yaranın yanında, dindarlara, hele hele Din-i Mübin-i İslam’a en küçük zarar vermedi, veremedi, veremez.
Tesettürlü olması, Hac ve Umre fotoğraflarını paylaşması, belki namaz kılması, belki oruç tutması, yani dindar görünmesi, yaptığı hata, işlediği suç nedeniyle dindarların ve dinin karalanmasına vesile olamaz, vasıta olamaz.
Öncelikle şunu görelim: Dindar bir insanın her türlü kötü eylemden uzak durması, sakınması, şüpheli işlerden hassasiyetle kaçınması beklenir, umulur, arzulanır ancak dindar olmak, iyi insan olmayı, deyim yerindeyse “melek gibi olmayı” garanti etmez.
“Müslüman, dilinden ve elinden emin olunan kişidir”. Amenna. Ancak bu, önümüze konulan idealdir; ulaşmamız gereken seviyeyi göstermektedir. Kişi Müslüman, mü’min, dindar da olsa, kötülük yapabilir. Misal, ayeti kerime, “Namaz kötülüklerden alıkoyar” buyurur ama açıktır ki kastedilen “dosdoğru namaz”dır ve ideal olandır; namaz kılan (daha doğrusu kılıyormuş gibi yapan) nicesinin kötü eylemler yaptığı da vakidir.
Ayrıca dindarların ya da dindar görünenlerin yaptığı hatalar, işlediği suçlar, tüm dindarlara teşmil edilemez, hele hele dine yöneltilemez.
Türkiye’de, son asırda, dindarları ve dini kötülemek amacıyla kullanılan dil, üslup, yöntem ve vasıtalar F.B.S. Kaya’nın görünüşü bahane edilerek tekrar canlanma, o köhne, yobaz, ayrımcı bakış açısı tekrar dirilme emareleri gösteriyor.
Orada duracaksınız!
Bu ülkede dindarlar azınlıkta değiller. Din ve dindarlık bu ülkenin mayası, bu ülkeyi var eden ve ayakta tutan en temel sütunlar. Ayrıca bu dinin ve dindarların 14 asrı geçkin tecrübeleri, ilmi birikimleri ve sapasağlam bir “teorileri” var.
Başörtülü birinin, namaz kılan, Hacc’a, Umre’ye giden birinin işlediği suç üzerinden tüm dindarlara, dini değerlere, dinin bizzat kendisine saldırmak düpedüz edepsizliktir, hatta alçaklıktır.
F.B.S. Kaya arkasında büyük bir enkaz, derin bir yara bırakmış olabilir ama başörtüsüne, başörtülülere, dindarlara zararı dokunamaz; öyle bir potansiyeli de öyle bir temsil gücü de yoktur. Son yıllarda sıkça karşılaştığımız “başörtülülere yakışmayacak davranışlar sergileyenler” gibi, kişi kendisine, yakın çevresine zarar verse de, dine ve dindarlara ilişemez. Ki, ortaya çıkan olumsuz örnekler de, dinin ve dindarlığın yaygınlaşmasının istisnai olumsuz sonuçlarından başka bir şey değildir.
Allah’ın nuru üflemekle sönmez. F.B.S. Kaya vakası da kimseye din ve dindarlarla hesaplaşma fırsatı vermez. Sapla saman karıştırılmasın.

