Başkan Trump’ın bu hafta Amerikan teknoloji devleriyle yaptığı toplantı, küresel ekonomiyi, ulusal güvenliği ve teknolojik gelişimi dönüştürecek teknolojik gelişmenin kurallarını kimin koyacağına ilişkin tartışmada kampları daha da netleştirdi. Trump’ın yapay zekâ endüstrisinin önünü kesmemek adına endüstrinin kendi kendini denetlemesine dayanan anlaşmayı imzalaması, Bernie Sanders gibi siyasetçilerin kamunun denetimini önceleyen yaklaşımıyla tam bir tezat teşkil ediyor. 29 Eylül’de imzalanan ve Trump yönetiminin ‘ahlaken bağlayıcı’ olarak nitelediği mutabakat, yapay zekâ şirketlerinin iç denetim ve bağımsız bir kurul tarafından dış denetime tabi olmasını öngörüyor ancak anlaşmanın herhangi bir yaptırım gücü yok. Trump ‘süper zekâ’ olarak yeniden markalaştırmak istediği bu endüstrinin Çin’le yarışı kaybettirecek kurallarla uğraşmasını istemiyor. Amerika’nın yapay zekanın nasıl denetleneceği konusundaki tartışması, en azından şimdilik teknoloji devlerinin istediği yönde ilerliyor.
ANLAŞMANIN MANTIĞI
Son haftalarda had safhaya çıkan yapay zekâ güvenliği tartışmasının endüstrinin liderleri tarafından gündeme getirilmesi meselenin zadece güvenlikle alakası olmadığına işaret ediyordu. Hem bu sektöre yapılan trilyonlarca dolarlık yatırımların geleceği hem de Çin’le yarışın kurallarının belirlenmesi kritik sorunlar olarak öne çıktı. Teknoloji şirketlerinin giderek daha güçlü hale gelen yapay zekâ sistemlerinin doğurabileceği riskleri azaltmak için kendi iç güvenlik mekanizmalarını kurmalarını, bağımsız denetimlere başvurmalarını ve yönetim kurullarında gözetici bulundurmalarını öngörüyor. Bu düzenlemenin gönüllülük esasına bağlanması ve federal bağlayıcılığı olmaması, şirketlerin yapay zekâ geliştirme hızlarını yavaşlatırken fazla sınırlayıcı kurallarla boğuşmalarını engelleyecek. Elbette bu şirketlerin aşırı güç sahibi olduğunu ve kendilerini denetlemelerinin mümkün olmadığını savunanlar için kötü haber.
Endüstrinin yanında olanların mantıklı izahları var zira yasama süreçlerinin yapay zekâ teknolojilerinin hızına yetişmesi mümkün değil. En ileri modelleri geliştiren şirketler, federal bürokrasinin uzmanlığında olmayan çok fazla teknik bilgi ve yeterliliğe sahip. Dolayısıyla ağır kurallar ve katı düzenlemeler hem uygulanabilir olmama hem de sektörü yavaşlatma riski taşıyor. Dahası bunun Çin’e stratejik bir avantaj sağlayacağını savunanlara kısmen de olsa hak vermemek mümkün değil. Ancak şirketlerin özdenetim mekanizmasının ticari amaçlar yerini kamunun yararını gözeteceğini beklemek gerçekçi değil. Bu sistemleri geliştirmek için yüz milyarlarca dolar yatırım yapan şirketlerin üzerinde hem ticari getirilerini bir an önce maksimize etme baskısı var hem de en ileri teknolojilere sahip olma yarışı.
TEKNOLOJİ OLİGARKLARI
Bernie Sanders’ın eleştirisi de anlaşmanın gönüllü olmasına değil devasa bir ekonomik gücün belli bir teknoloji eliti zümresinin elinde yoğunlaşmasına ve bu grubun siyasi nüfuzuna odaklanıyor. Sanders’ın ‘ülkeyi yöneten oligarklar’ olarak nitelediği bu isimlerin Kongre’ye lobi yapmak için yüz milyonlarca dolar harcaması dikkatten kaçmıyor. Sanders’ın ifadesiyle, ‘Kongre yapay zekayı düzenlemiyor; yapay zekâ Kongre’yi düzenliyor.’ Teknoloji devlerinin Trump özelinde ve Kongre üzerindeki etkileri yadsınamaz zira Amerikan ekonomisinin son yıllarda motor görevini gören bu şirketler aynı zamanda veri merkezleri kurarak istihdama sınırlı da olsa katkı sağlıyor. Birçok yerel siyasetçi veri merkezlerinin enerji ve yerleşim fiyatlarını artırmasından şikayetçi olsa da istihdamın başka eyaletlere veya seçim bölgelerine kaçmasını da istemiyorlar.
Trump Mart ayında veri merkezleri sorununa eğilerek Amazon, Google, Meta, Microsoft, OpenAI, Oracle ve xAI şirketlerinin elektrik masraflarını halka yıkmama sözü verdiği girişime destek verdi. Şirketler, veri merkezlerinin ihtiyaç duyduğu enerjiyi kendilerinin üretmesi, tedarik veya üretmesi vaadinde bulunurken gerekli altyapı maliyetlerini de sıradan tüketicinin faturalarına yansıtmama sözü verdi. Fakat bu siyasi tartışma ortadan kalkmadığı gibi şebeke maliyetleri de Kongre’de tartışılmaya başlandı. Bu da gönüllü taahhütlerin kamuoyundaki kaygıları gidermeye yetmediğini gösteriyor. Yapay zekanın denetlenme ve yönetim sorunlarının bu şekilde seçim siyasetine dönüşmesi, Kasım seçimlerinde özellikle sektörün önünü açık tutmak isteyen Cumhuriyetçiler açısından risk yaratıyor. Sanders’ın bu konunun üzerine gitmesi, Trump yönetimini ülkeyi teknoloji oligarklarına teslim eden ve yapay zekâ geliştirilmesinin faturasını vatandaşa yükleyen bir yönetim olarak damgalamak istediğine işaret ediyor.
ÇİN’İN GÖLGESİ
Bütün yapay zekâ tartışmaları dönüp dolaşıp Çin’le ileri teknolojiler alanındaki kıyasıya rekabete geliyor. Sektörün ağır kurallarla düzenlenmesi ve denetlenmesi Amerikan şirketlerini yavaşlatıp Çin’in arayı kapatmasını sağlarsa, Washington ekonomik ve askerî açıdan belirleyici olacak bir alanda liderliği kaybetmekten korkuyor. Hızlı inovasyonu sürdürmek ve bunu şirketlerin kendi güvenlik mekanizmalarıyla kontrol altında tutmak iddiası, güvenliğin ikinci plana atılacağının garantisi denilebilir. ABD ve Çin’in birbirinden geri kalmayı stratejik yenilgi olarak tanımladığı bu yarış, şirketlerin ve devletlerin risk toleransını da artırabilir. Amerika’nın hem teknolojik ilerleme hem de düzenlemeye ihtiyacı olduğu aşikâr ama Çin’in gölgesindeki bu yarışta nihai yetki özel sektörde mi devlette mi olmalı sorusunun cevabı verilmiş değil.
Trump’ın teknoloji devleriyle imzaladığı mutabakat, yapay zekanın denetimi tartışmasını çözmekten ziyade ertelemiş görünüyor. Gönüllülük esasına dayanan ve yaptırım gücü olmayan bir anlaşma, endüstrinin Çin’le yarışta hız kesmemesini sağlıyor ancak bağlayıcı bir mekanizma oluşturmuyor. Sanders’ın oligarşi vurgusunun seçim yılında karşılık bulması, veri merkezlerinin yarattığı maliyetlerin yerel siyasete taşınması ve Kongre’nin baskısının artması, Kasım seçimlerinde oyun değiştirici rol oynayabilir. Şirketlerin kendi kendini denetlemesi büyük bir skandal yaşanana kadar idare edecek bir model gibi görünüyor ancak kalıcı bir çözüm olmadığı açık. Önümüzdeki dönemde Washington’ın asıl sınavı, Çin’le yarışı kaybetmeden yapay zekayı denetleyebilecek bir düzenleme çerçevesi kurup kuramayacağı olacak.

