Jeopolitik dayatmalar, tehditler ve fırsatlar: Türkiye’nin stratejik devlet vizyonu ve iç cephenin tahkimatı

04:0011/06/2026, Perşembe
G: 11/06/2026, Perşembe
Yeni Şafak Haberlerini Daha Sık Gör: Tıkla ve Google'da Favorilere Ekle!
Nur Özkan Erbay

Türkiye’nin tarihin en önemli buluşmalarından birine ev sahipliği yapacağı NATO zirvesine bir aydan az bir zaman kaldı. Zirve öncesinde güneyimizde, kuzeyimizde, doğumuzda ve batımızdaki gelişmelerin toplamından oluşan mevcut jeopolitik ise krizler, tehditler ve dayatmalar ve yer yer de fırsatlarla dolu. Tarihin her kritik eşiğinde olduğu gibi böylesi kaotik dönemler karşısında devlet aklını oluşturan öngörü ve politikalar, geliştirilen refleksler, askeri, stratejik ve diplomatik kapasiteler, riskler

Türkiye’nin tarihin en önemli buluşmalarından birine ev sahipliği yapacağı NATO zirvesine bir aydan az bir zaman kaldı. Zirve öncesinde güneyimizde, kuzeyimizde, doğumuzda ve batımızdaki gelişmelerin toplamından oluşan mevcut jeopolitik ise krizler, tehditler ve dayatmalar ve yer yer de fırsatlarla dolu. Tarihin her kritik eşiğinde olduğu gibi böylesi kaotik dönemler karşısında devlet aklını oluşturan öngörü ve politikalar, geliştirilen refleksler, askeri, stratejik ve diplomatik kapasiteler, riskler ve algıların yönetimi, iç cephenin tahkimatı her zamankinden daha hayati bir önem arz ediyor.

İşte tam da bu yüzden “Terörsüz Türkiye” süreci sadece terör örgütünün silah bırakması ve etkisiz hale getirilmesinden ibaret değil. Aksine tüm bölgenin terörden arındırılması ve beraberinde; enerji, ticaret yollarının güvenliğinin tesisi, Türkiye’nin ileri savunma hatlarının tahkim edilmesi boyutları ile ele alınması gereken bir süreç. Bu yönden süreç sadece dar kapsamlı bir güvenlik politikası olmaktan öte toplumsal birlik ve iç istikrarın artırılması, vadettiği ekonomik refah ve demokratik kazanımları ile de Türkiye Yüzyılı’nın en kritik ve en kapsamlı adımlarından biri.

Süreç geçmişteki örneklerle mukayese edildiğinde de sadece bir siyasi açılım olmanın ötesinde, yüzyıllardır stratejik önemi yüksek bu coğrafyada varlık gösteren kadim bir ülke olarak Türkiye’nin önümüzdeki dönemde karşılaşabileceği risk ve tehditlere karşı güçlü devlet aklı ve öngörüsünün de bir tezahürü olma özelliği taşıyor.

Bu devlet aklının nasıl kavramsallaştırıldığına, neyi hedeflediğine ve iç cephenin tahkimatına verdiği önemi anlamak için bu hafta gerçekleştirilen üç ayrı konuşmanın satır aralarına bakmakta fayda var.

CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN’DAN “GARDIMIZI İNDİRMEYECEĞİZ” MESAJI
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan önümüzdeki dönemde düzenli olarak gerçekleştirilecek olan Milli Güvenlik Konferanslarının ilkinde yaptığı konuşmada Türkiye’nin tarih boyunca zorlu bir coğrafyada farklı tehditlerle karşılaştığını ve bu nedenle güçlü olmak zorunda olduğunun altını çizerken, “Kendimizin ve kardeşlerimizin bekası için güçlü olmak dışında bir seçeneğimiz yoktur” ifadesini kullandı. Milli güvenlik anlayışının yalnızca askerî tedbirlerden ibaret olmadığını, siyasi, ekonomik, teknolojik ve toplumsal boyutları da kapsadığını vurgularken
Terörsüz Türkiye
sürecini de bir güvenlik politikası olmanın ötesinde, ülkenin yeni yüzyılına yönelik stratejik bir devlet vizyonu olarak çerçeveledi. Erdoğan’ın konuşmasının belki de en dikkat çeken cümlesi ise “Gardımızı indirdiğimiz rehavete kapıldığımız anda bize bu topraklarda hayat hakkı tanımazlar” oldu.
BAHÇELİ’NİN TERÖRSÜZ TÜRKİYE VE ZIRH VURGUSU
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli de partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, Cumhur-başkanı Erdoğan ile aynı perspektiften
Terörsüz Türkiye
’nin milli birlik ve devletin geleceği açısından stratejik bir hedef, Türkiye’ye yönelik planları bozan bir süreç olduğunu söyledi. “Kardeşlik hukuku milli güvenlik meselesidir” ifadesini kullanan Bahçeli, içinde bulunduğu bölgesel gerilim kuşağının Türkiye’nin iç cephesinde sabotaj ihtimallerinin arttığını vurgulayarak “Terörsüz Türkiye milli varlığımızın zırhıdır. Surda delik açtırmayacağız, iç cepheyi sağlam tutmak zorundayız. Kardeşlik hukukunu tahkim etmeyi yalnızca iyi niyetli bir temenni olarak değil doğrudan doğruya milli güvenlik meselesi biçiminde ele alıyoruz” ifadelerini kullandı.
KILIÇDAROĞLU İLE CHP’DE DEĞİŞEN MİLLİ DIŞ POLİTİKA ANLAYIŞI

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Grup Başkanı Özgür Özel nedeniyle Meclis Grubu’nda gerçekleştiremediği Genel Merkezdeki konuşmasında Türkiye’nin milli güvenliğine yönelik mesajları hayli dikkat çekiciydi ve belki de ilkleri barındırdı. Kılıçdaroğlu’nın “Yakında Kudüs’te birlikte şükür namazı kılacağız. Osmanlı’nın topraklarına bakın. Türkiye o coğrafyaya gitmek, o coğrafyada kendi kişiliğini geliştirmek zorundadır. Küçülerek değil, büyüyerek gitmek zorundayız. Osmanlı coğrafyasında Türkiye olmalı” ifadeleri geçmiş dış politika söylemleri ile karşılaştırıldığında çarpıcı bir değişimi ortaya koydu. Etki coğrafyasına ve tarihsel bağlarına yapılan bu vurgular yanında Türkiye’nin buralarda daha etkin ve görünür rol üstlenmesi gerektiğini ifade eden Kılıçdaroğlu’nun bundan sonraki dönemde milli güvenlik ve dış politikaya ilişkin açıklamaları hayli merak konusu olacak.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve MHP Genel Başkanı Bahçeli’nin iç ve dış kamuoyuna verdiği mesaj çok net. Jeopolitik dayatmalar, tehditler ve fırsatlar karşısında Türkiye her zamankinden çok daha güçlü olmak zorunda ve iç cephenin tahkimatı bu noktada hayati bir rol oynuyor. Devlet aklı devrede, siyaset bunu anlamış ve mutabakata varmış durumda. Halâ anlamayanlara sabır ve kararlılıkla bu gerçeğin anlatılmasına devam edilmesi gerekiyor. Anlamamakta ısrar edenlere ise ne yapılsa kâr etmeyecek görünüyor.

#Türkiye
#strateji
#devlet