Bir dağda yalvarıyoruz Sana.
Tırmanırlarken ayağımızın sürçmemesini, havanın soğuk olmamasını, karın bastırmamasını, donup kalmamayı, bir kovuk bulabilmeyi, bir ateş yakabilmeyi, bir parça yiyecek bulabilmeyi, kurtlara tesadüf etmemeyi, ceylanların su içmeye inmesini, tüfeğimizin tutukluk yapmamasını niyaz ediyoruz.
İşitiyor sun. Hep işitirsin. Her zaman işitirsin. Cevap da veriyorsun. Hep verirsin. Her zaman verirsin.
Cevaplarının türlü türlü, çeşit çeşit olmasına alışamıyoruz. Bizi yarattığın ilk günden beri netlikler istiyoruz. Sürprizlere kapalı olmak istiyoruz. Kurtlar yolumuza çıkmasın istiyoruz. Tüfeğimiz tutukluk yapmasın, ayağımız sürçmesin, dalımız üşümesin istiyoruz. Tam o esnada, tam istediğimiz gibi olsun istiyoruz. Çünkü tam o esnada, tam olarak istediğimizin tam olarak ihtiyacımız olan şey olduğunu düşünüyoruz.
Nasibimizi yaşamak istemiyoruz, hayır. Yaşamak istediğimizin nasibimiz olmasını istiyoruz her zaman.
Bunu insan kelimeleriyle anlatmanın bir başka yolunu bulamadığım için affet beni. Böyle anlarda bize merhametle ve mahiyetini bizim asla bilemeyeceğimiz bir gülümsemeyle gülümsediğini düşünüyorum. Öfkemize, hırsımıza, gündelik telaşımıza, yetişme çabalarımıza, yetişememelerimize bakıp bize her seferinde merhamet ettiğini düşünüyorum.
Ediyorsun değil mi? Ediyorsun çünkü merhametin olmasa bu köhnemiş gezegende bir gün bile kalamayız.
Biz bilmiyoruz. Ya da biliyoruz ve unutuyoruz. Ya da biliyoruz ve bilmiyormuş gibi yaparak kandırmaya çalışıyoruz; -haşa- Seni değil, kendimizi.
Renklerin var Senin. Görmüyoruz. Seslerin var, duymuyoruz. Kokun var Senin. Almıyoruz. “Burdayım” diyorsun Sen, “sana şahdamarından bile yakınım.” Ama öyle körleşiyoruz ki şahdamarımızın yerini unutmaya çalışarak tüketiyoruz hayatımızı.
Lego zannediyoruz çünkü hayatımızı. O parçanın nereye yerleşeceğini bulursak her şey tamam olacak zannediyoruz. O girintili çıkıntılı parça her şeyi tamamlayacakmış ve biz artık hayatımızı çerçeveye alıp duvara asabilecekmişiz gibi. Oysa tamam olmak, tamamlanmak mümkünsüz. Legonun son parçası üzerine atılan toprakla tamam oluyor çünkü. Bunun böyle olmadığını gören hiç kimse yokken aksini düşünerek geçiyoruz hayattan.
Varlık vehmediyor, benlik güdüyor, kibir atına biniyoruz. Oysa o tüfek tutukluk yaparsa öldük. O kovuğu bulamazsak öldük. O ateşi yakamazsak öldük. O kurtları geçemezsek öldük.
Tüfeğin de, kovuğun da, ateşin de, kurdun da sahibi Sensin. Biliyoruz ve fakat o parçayı bulursak tamam olacağımızı düşünerek oyalıyoruz kendimizi.
Perde kalktığında fark edeceğimiz ilk şey aslında perdenin de olmadığı olacak ve bunun bizi ölümden bile çok korkutabilecek tek şey olduğunu hissediyoruz. Hakikate o yüzden direniyoruz. Üç gün daha direnirsek lego tamam olacak zannediyoruz. Yanılıyoruz. Yanılgımıza yeniliyoruz. Yenildikçe daha kötü yeniliyoruz. Çünkü kale boş. Çünkü kale ile direk, çim ile tribün, orta yuvarlakla ceza sahası aynı. Bunu bir türlü anlayamıyoruz.
Allah. Eyvallah.


Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.