Anayasada etnisite ve dil...

Ayşe Böhürler
Ayşe BöhürlerYeni Şafak Gazete Yazarı
04:00, 26/07/2026, Pazar • Yeni Şafak Haber Merkezi
Anayasada etnisite ve dil...
Arşiv.

Amerika dahil ulus devletlerin kuruluşu 300 yıllık bir tarihe uzanır. Dolayısıyla imparatorlukların, krallıkların yerini ulus devlet alınca devletin yapısı da değişir. Onların yerine gelen ulus devletin temel unsurları olan millet, sermaye (burjuvazi) ve orduyu bir arada tutan ortak belge niteliği taşıyan modern anayasaların tarihi çok eskilere gitmez. 1215’te Kral ile isyancı baronlar arasında imzalanan Magna Carta en erken belge olarak kabul edilse de bu, ulus devletin temeli olan anayasanın yerini tutmaz. Yine de bir nüve olarak Magna Carta ile birlikte John Locke’un 1690’da yayınlanan makalesinde yer verdiği, ilâhî kader düşüncesinin reddedildiği, insanoğlunun dünyaya “tabula rasa” dediği, “bomboş bir levha” olarak geldiğini, hayatı düzenleyenin bir düzen anlayışı ve akılcılığa evrildiğini iddia ettiği yazıyı da modern anayasaların dibine yerleştirebiliriz.

“Boş levha”, “mutlak eşitlik” kavramını beraberinde getirmiş, kimsenin diğerinden daha bilgili, daha akıllı doğmadığı düşüncesi, “mutlakiyet” rejimlerinin entelektüel temellerini sarsmış, “eşitlikçi demokrasi”ye yol vermiştir.

İLK MODERN ANAYASA

Amerika Birleşik Devletleri’nin kuruluş anayasası da bu temeller üzerine yapılandırılır.

Püriten’inden, Quaker’ına, Katolik’inden, Maynonayt’ına, Luterci’sinden, Anglikan’ı yüzlerce mezhepten İngilizler, İspanyollar, Portekizliler, Fransızlar, Hollandalılar, İtalyanlar, Almanlar, İskandinavlar, İrlandalılar, Yahudiler, Afrikalılar (1619-1808 yılları arasında beş yüz bin köle getirildiği söyleniyor), Çinlileri, Japonlar, Kübalılardan oluşmuş bir halka sahip olan Amerika Birleşik Devletleri 1776’da İngiltere’den bağımsızlığını ilan ederek, anayasal bir çerçevede böyle bir mutabakat zaptı ile kurulur.

Modern anayasacılığın başlangıcını 1787 Amerikan Anayasası ve 1789 Fransız Devrimi’nin getirdiği anayasal ilkeler oluşturur. Bu ikisi çağdaş anayasaların temelini oluşturur. Çok milletli, çok dilli toplumları bir devlet haline dönüştüren anayasaların yazıldığı yıllardaki çeşitli fikir hareketleri de bu metinleri etkiler.


İLK AMERİKALI

Boston doğumlu Benjamin Franklin, “İlk Amerikalı” sayılır. Dönemin popüler akımına uygun şekilde masondur. Bugünkü cadı bayramının kökeni olan Salem Cadı Mahkemeleri’ni, cadı yakma işlerini örgütleyen papazlara 16 yaşında karşı çıkar, ateistliğini ilan eder. Voltaire, Diderot, d’Holbach gibi Fransız entelektüellerin beslendiği fikir havuzlarından etkilenir. Alman kökenli, en radikal Fransız aydınlanma düşünürlerinden birisi olan Baron d’Holbach’ın evinde dönemin bilim ve fikir insanları bir araya gelir. O dönemin tüm fikir akımları bu ortamdan beslenir. Benjamin Franklin Avrupa’ya gider gelir, oradaki aydınlanma fikirlerini Amerika’ya taşır. Amerikan Bağımsızlık Savaşı’nın entelektüel liderlerinden biri olur. Bağımsızlık Savaşı’nda Fransa’yı, İngilizlere karşı Amerika’yı desteklemeye ikna eden adam olduğu da söylenir. Amerika’yı kuran unsurlar arasında Boston Brahminleri gibi pek çok grubun yanı sıra kiliseciler de kurucu babalar içinde yer alırlar. Bugünkü Cumhuriyetçi-Demokrat ayrımları o dönemin izlerini taşır. Bugünkü Amerika’yı şekillendiren iki gruptan birisi olan demokratlar masonik, Cumhuriyetçiler ise evanjelist olacaklardır.

Amerika İhtilali’nin Fransızlar dışında İngiliz mason mentörleri de vardır. Edmund Burke bunlardan birisidir. Benjamin Franklin ondan etkilenir, İngiltere’den masonik fikirlerden oluşmuş Anderson Anayasası’nı getirir. 1723 Anderson Anayasası Amerika’nın ilk mason anayasasıdır. O yıllarda farmasonik düşünce zamanın ruhuna dönüşmüş durumdadır. Özellikle 18. yüzyılda çok sağlam bir teşkilatlanma üzerinden bütün edebiyat, sanat, düşün çevrelerini bu fikirler etkiler. Bir tür dönemin habitusudur.

Alev Alatlı’nın “Nasihatname” kitabından bir alıntıyla bu bahsi kapatayım. “Gnostisizm nedir ne değildir bilmeden, farmasonları anlamadan da Amerika’yı tanımanın mümkünü yoktur. Bugünkü Amerika’yı tetikleyen farmasonluğu ve masonluğu etkileyen unsurlardır.”


ABD ANAYASASI’NDA DİL...

Bu fikir akımlarıyla ortaya çıkan ABD anayasası yaklaşık 250 yıldır ruhunu koruyan genel bir yaklaşım metni özelliğini taşır. Pek çok konuya dair fikri beyan etmez. Mesela resmi dili belirlemediği gibi, İngilizce dahil hiçbir dil Anayasa’da adıyla geçmez.

Amerika’ya dünyanın çeşitli yerlerinden göç ile gelmiş insanların getirdiği dilsel çeşitliliği anayasal bir gerilim kaynağına dönüştürmek istemeyen kurucu babalar, dil maddesine anayasada yer vermese de bu durum pratikte pek bir şeyi değiştirmez.

Amerika’da okullar yasa ile yapılan bir düzenlemeyle İngilizce müfredat üzerinden çalışır. Arapça veya İspanyolca eğitim veren özel okullar bile devlet lisansı almak için İngilizce standartlarını karşılamak zorunda kalırlar. Özetle uygulamada resmi dil İngilizcedir.

Fransa’da ise Anayasa Fransızcayı açıkça Cumhuriyet’in dili olarak ilan eder ama vatandaşlık tanımını etnik kimlikten bağımsız, Cumhuriyet’e hukuki bağlılık üzerine tanımlar. Cezayir, Senegal veya Polonya’dan gelen biri “je suis Français” dediğinde, bu, toplumsal olarak öncelikle vatandaşlığı çağrıştırır, etnik köken sorulmaz. Bu da farklılıklarına rağmen eşitliği garantiler. Bu dönüşüm sömürge sonrası göç, kentleşme ve cumhuriyetçi eğitimin birkaç kuşak boyunca birlikte çalışmasıyla gerçekleşir.

İspanya’da anayasa Kastilyacayı (İspanyolca) resmi dil olarak ilan eder, bir sürü özerk bölgesi olmasına rağmen bu madde şimdiye kadar ciddi bir tartışma konusu yapılmaz. Çünkü Anayasa özerk bölgelere dil konusunda zaten tanıma sağlamıştır. Anayasada “İspanya’nın dil çeşitliliği zenginliği, özel saygı ve korumanın konusu olan bir kültürel mirastır” denir. Yani hiyerarşiyi kurar ama ötekileştirmez, iki şeyi aynı anda yapar. Diğer dillerin yaşayabilir olmasını sağlamak ve desteklemek zaten Lozan’da verilmiş olan bir hakkı genişletmek anlamına da gelir.

Bu yüzden “Türk” kelimesinin Fransızcadaki “Français” gibi zamanla etnik anlamından arınması teorik olarak imkânsız değildir. Küreselleşme ve genç nesiller bu yönde baskı üretebilir. Ama bu dönüşüm Fransa’dakinden çok daha güç ve yavaş olacaktır, çünkü kelimeyi canlı tutan yalnızca iç siyasi dinamikler değil, Türkiye sınırlarının çok ötesine uzanan bir coğrafyadır.

Bu durum 66. maddede tarif edilen “Türk Devleti’ne vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür” ifadesine dair etnisiteden arınmış tanımlanma taleplerine verilecek cevabı etkiler. Yerine ne konulacağı sorusunu açıkta bırakır. Türkiye “Türkiyeli” kelimesi ise henüz ne hukuki ne toplumsal bir karşılık kazanmış durumda olmadığı gibi dilbilgisel olarak da tartışmalı. Burada Türk kelimesinin vatandaşlık bağlılığını ifade ettiğini açıklayan hükmün daha açıklayıcı ifade edilip edilemeyeceğine kafa yormak daha makul görünüyor. Sadece ifade etmekle kalmayıp bunu eğitim, yargı ve siyasi söylem düzeyinde tutarlı biçimde uygulamak lazım. Kelimenin toplumsal anlam dönüşümünü teşvik etmek; anayasal bir açıklama bu süreci hızlandırabilir ama tek başına gerçekleştiremez.

Çağ değişti, nesil değişti, gençlerin bakış açılarını daha çok dikkate almak lazım derken Anayasa konusunda bu formülü uygulamak istedim. Konuyu da bildiğimiz otoriteler dışında başka ülkelerin anayasa örnekleri üzerine de çalışmış genç akademisyenlere “Eğer meseleye müdahil olabilseydiniz nasıl bir düzenleme yapardınız” diye sordum. Aldığım cevaplardan birisi şu oldu: “...Temelleri sarsmadan, yani Türkçenin resmi dil statüsüne ve 66. maddenin vatandaşlık çerçevesine dokunmadan İspanya anayasasındakine benzer bir hüküm eklerdim. ‘Türkiye’nin farklı etnik kökenlerden, dillerden ve kültürlerden oluşan zenginliği anayasal koruma altındadır’ gibi bir madde. Radikal bir değişikliğin ne sonuç üreteceğini kesin olarak bilmek mümkün değil, böyle bir değişikliğin pratikte nasıl yorumlanacağı büyük ölçüde yargıya ve siyasi iklime bağlı. Ama en azından şunu yapardı: Mevcut maddelerin içerdiği gerilimi azaltırdı, diğer dilleri ve kimlikleri görünür kılardı ve bunu Türkçenin ya da Türk kimliğinin statüsüyle çatıştırmadan yapardı. Temelleri sarsmadan gönül alan bir tanıma dengeli bir çözüm sağlardı.”

Anayasa çalışan genç akademisyenlerin görüşlerini alıp paylaşmaya devam edeceğim. Doğrusu dikkate değer bir görüş olduğu kanaatindeyim.

Yorumlar
Avatar

Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.

Sayfa Sonu
Türkiye’nin Birikimi. Uluslararası Medya Grubu.

Türkiye’nin gündemini belirleyen haber kaynağına hoş geldiniz! Tarafsız, dinamik ve derinlemesine habercilik anlayışıyla Yeni Şafak, okuyucularına güncel gelişmelerin ötesinde bir deneyim sunuyor. Siyaset ve ekonomiden kültür-sanat ve spor dünyasına kadar geniş bir yelpazede sunduğu haberlerle, hem Türkiye’de hem de dünyada neler olup bittiğini anında öğrenin. Dijital platformlarıyla her an, her yerden en doğru bilgiye ulaşın; Yeni Şafak’la gündemi yakalayın!

Sosyal medyada bizi takip edin
Mobil Uygulamaları indirin

Gündemi cebinizde taşıyın! Yeni Şafak’ın mobil uygulamalarıyla, en güncel haberlere anında ulaşın. Siyasetten ekonomiye, spordan kültür-sanat dünyasına kadar geniş bir içerik yelpazesi parmaklarınızın ucunda! Hem iOS, hem Android hem de Huawei cihazlarınızda kolayca indirerek, günün her anında en doğru bilgiye hızlıca erişin. Hemen indirin, dünyadaki gelişmeleri kaçırmayın!

Kategoriler
Albayrak Medya

Maltepe Mah. Fetih Cad. No:6 34010 Zeytinburnu/İstanbul, Türkiyeiletisim@yenisafak.com+90 212 467 6515

YASAL UYARI

BIST isim ve logosu 'Koruma Marka Belgesi' altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.

Tüm hakları saklıdır © Net Medya 2026