Semtimiz 90’larda imar edilmiş sonra da pek çivi çakılmamış büyük sitelerden oluşur. Bir devlete bir müteahhide mantığıyla planlanmıştır. Lojmanlarla sivil binalar bir aradadır. Parkları, okulları, camisiyle düzgün bir muhittir. Kendi çarşıları vardır.
Bu çarşılar sitelerin beyaz yaka orta gelir mukimlerinin ve yapıldığı günkü ülkenin kendi kapasitesine yeterli ölçüde hazırlanmıştır. Neyi ne kadar satın alıyor, neyi ne kadar üretiyor, neyi ne kadar ithal ediyor, neye ne kadar gücümüz yetiyorsa…
Yıllar içinde ülkenin kapasitesi artıp dev zincirlerin dev mağazalarındaki rafları dolduracak üretim gücüne erişince ve buna paralel olarak toplumun refah standardı yükselince çarşılar yetmemiştir. Çarşı esnafı da çarşının kısıtlarını aşıp kendini geliştirememiştir.
Bu durum yan mahalle için fırsat açıp dinamikleri değiştirmiştir. Mahalleli giriş katları dükkanlaştırıp bizim semtle ekonomik etkileşime geçmiştir. Güçlü bir nakit akışıyla bize bakan çeperlerinden beslenmeye başlamıştır. Çeperlerindeki elektriklenme yan mahallenin kendi içine yayılacak güçlü bir akıma dönüşünce kaçak yapılaşma ve nüfus yoğunluğu yan tarafın karakteri olmuştur. Artan nüfus, mahallenin diğer yanında sanayi sitesi açılınca üretimin ve ihracatın emek ve yetenek havuzu haline gelmiştir.
İstanbul’un küçük bir ölçeğinde; refahın, kapasite sınırlılıklarında ve karşılıklı bağımlılıklar içinde kademeli olarak nasıl yayıldığının gözlemlenebileceği bir örnek böylece ortaya çıkmıştır.
Bu düzen böyle uzun zaman çalıştı. Fakat son yıllarda büyük bir değişim oldu.
Bizim semtte bir tek boş arsa vardı. 10 dönüm kadar. Yan mahalleli gelir burada piknik yapardı. Bir gün arsanın etrafı çevrildi. Biraz sonra kazı başladı. Paradan yana hiç sıkıntı yokmuşçasına bir inşaata girişildi ki görseniz şaşarsınız. Nihayet semtin orta yerinde modern görünümlü, düzgün bir site ortaya çıktı. Genel manzaramızı da pek bozmadı. Neredeyse hiç şikâyet olmadı. Satış ofisi açılınca biz de herkes gibi gidip daire baktık. Fiyatları konuştuk. Sonra evimize dönüp düzenin devam etmesini bekledik.
Amma birileri de gidip bu sitenin altındaki dükkanlara bakmış meğer. Ne yalan söyleyeyim o dükkanları aylarca görüp hiç onlar üzerine hayal kuramamak kadar girişimci insanla aradaki farkı ölçebileceğim iyi bir gösterge daha olamaz.
Neyse biraz sonra bu dükkanlar yavaş yavaş dolmaya başladı. Daha ilk merhabada bizim çarşılar adeta yıkıldı. Bir zincir market açıldı. Kasalarında kuyruklar oluşurken semtteki bütün çarşılar iflas bayrağını çekti. Çarşının eczanesi hemen bu yeni sitenin altına kaçtı. Eski ve küçük çarşıların değer önerisi azalıyordu. Hatta hemen yanındaki parkın içindeki gayet güzel olan sosyal tesise rağmen yeni sitenin altına açılan kafe doldu taştı. Yan mahalledeki ilk etkilerse o denli yıkıcı değildi henüz.
Ama kasap, peynirci, çiğköfteci, şucu, bucu derken ikinci ve ucuzcu market açılınca yan mahalle de yelkeni suya serdi.
Bu küçük İstanbul ölçeğinde ekonomik coğrafya, kısıtlar, atalet ve alışkanlıklar içinde böylece gidip geldi işte.
Çarşılar gidecekti zaten ama bizim yan mahalle kompozisyonunu değiştiremediğinden kaybetti. Bağımlılıklar oluşturmuş, bağımlılıklarını çeşitlendirmişlerdi. Yeni yetenekler kazanmışlardı. Para dolaşmaktaydı. Fakat aynı kaçak göçek yapı içinde kaldılar. Büyük değer önerileri sunmak yerine küçük katma değerlerden yaşamı çevirmeye çalıştılar. Öyle kazanabildiklerini düşündüler. Profillerini yukarı çekerlerse caydırıcı olacağını zannettiler. Yukarı çıkmak isteyeni de cezalandırdılar. Müşteri kazanma yarışları en varoş ve en varoşa doğru bir yarıştan başka bir şeye benzemedi.
Sonunda da başkasının işçisi ve tedarikçisi olarak başladıkları yolda başkasının işçisi ve kendilerinin tedarikçisi olarak öylece devam etmek durumunda kaldılar. Kendi iniş-çıkışları, kendi krizleri ve kendi eşitsizlikleri içinde bir hayatı seçtiler.
Elbet bu devran ilelebet sürmeyecek. Sonuçta bu coğrafyada herkesin tuttuğu yer belli. Sonra yeniden büyük bir değişim olacaktır. Ama durumu iyileşmesi gerekenler bakımından giden yıllar gider.
İşte ülkeler ve bölgeler arasındaki akımlar da bu gerçek hayat örneğindeki gibidir. Kesitler biraz daha uzun, ölçek biraz daha büyüktür, o kadar.
Dayanışma ve daha iyiye gidiş rekabet koşullarına kurban edilirse refahın yayılacağı yerde eşitsizlik kol gezer durur.
Bugün tüm bölgemiz bu örneği anlayabilecek durumda. Kimisi o semt, kimisi o eski çarşı, kimisi o yan mahalle… Kimisi kaynaklarının konforunda, kimisi komünizmden kurtulmanın sıçramasında, kimisi eskiyen bir pazar bölgesi…
Teknolojimiz, emeğimiz, finans kapasitemiz, nüfus büyüklüğümüz, konumumuz ve koşullarımız tam müsait. Hatta bize daha önce verilmeyen bir fırsata sahibiz.
Kesin olan şu ki; bu fırsatı kıskanmayıp paylaşabilenler ve kullananlar kazanacak, kıskananlar ve kullanmayanlarsa yıllarını ve nesillerini kaybedecek…
Biz işe kendi mahallemizden başlayalım. Sonra da bu hikâyeyi anlatalım. Anlayan çıkacaktır. Anlayan çıktıkça hikayemiz güçlenecektir.


Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.