AB, Doğu Akdeniz’de Türkiye’ye yaptırım uygulayabilir mi?

04:0021/08/2019, Çarşamba
G: 21/08/2019, Çarşamba
Şahap Kavcıoğlu

Doğu Akdeniz, Ortadoğu’dan sonra keşfedilen zengin enerji rezervleri nedeniyle uluslararası paylaşım kavgasının yeni adresi. Ancak, bu bölge diğerlerinden farklı olarak hem gaz arama çalışmalarında hem de uluslararası piyasalara sevkiyatında ciddi sorunlar içeriyor.Paylaşım savaşının birçok aktörü var. Coğrafi açıdan Doğu Akdeniz’de sınırı olan Türkiye ile birlikte, Güney/Kuzey Kıbrıs, İsrail, Yunanistan, Mısır, Lübnan, Suriye, Filistin paylaşım kavgasında hak sahipleri. Ancak, bölgeye hiç sınırı

Doğu Akdeniz, Ortadoğu’dan sonra keşfedilen zengin enerji rezervleri nedeniyle uluslararası paylaşım kavgasının yeni adresi. Ancak, bu bölge diğerlerinden farklı olarak hem gaz arama çalışmalarında hem de uluslararası piyasalara sevkiyatında ciddi sorunlar içeriyor.



Paylaşım savaşının birçok aktörü var. Coğrafi açıdan Doğu Akdeniz’de sınırı olan Türkiye ile birlikte, Güney/Kuzey Kıbrıs, İsrail, Yunanistan, Mısır, Lübnan, Suriye, Filistin paylaşım kavgasında hak sahipleri. Ancak, bölgeye hiç sınırı olmamasına rağmen, ABD’den İtalya’ya, AB’den Rusya’ya hatta Fransa’ya kadar küresel birçok aktör de bu kavganın içinde yer alıyor.

Doğu Akdeniz’deki bu kavga aslında yeni başlamadı. Son dönemde giderek artan gerginliğin geçmişi, 2000’li yılların başına yani Doğu Akdeniz’de zengin doğalgaz kaynaklarının yer aldığına ilişkin bilimsel öngörülerin ortaya çıkmaya başladığı döneme dayanıyor. 17 Şubat 2003’te Güney Kıbrıs’ın Mısır’la, 3 Şubat 2011’de İsrail ile imzaladığı Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) sınırlama anlaşmalarıyla parsellenen bölgeler, Doğu Akdeniz’de yaşanan tartışmanın temelini oluşturmaktadır.

Türkiye, Güney Kıbrıs’ın tek taraflı olarak yaptığı bu ikili anlaşmalara karşı gerekli hamlelerini yapmaktadır. Hem kendisinin hem de Kıbrıs Türklerinin haklarının yok sayılmasını engellemek için, Doğu Akdeniz’de Fatih ve Yavuz sondaj gemileri ile beraber Barbaros Hayreddin Paşa sismik araştırma gemisiyle çalışmalarını hızlı bir şekilde sürdürüyor.

Peki, Doğu Akdeniz’de en uzun karasuları bulunan Türkiye’nin doğalgaz arama çalışmalarından kim niye bu kadar rahatsız oluyor? Dahası AB, işi daha da ileri götürerek neden Türkiye’ye yaptırımlar uygulamaya çalışıyor.

Birincisi; AB, Güney Kıbrıs’ın üyeliğini ve tüm Kıbrıs adasını bir AB toprağı olarak kabul etmesiyle, Doğu Akdeniz’de sınırları olan etkin bir aktör durumuna gelmeye çalışıyor. Çünkü doğalgazda Rusya’ya bağımlılığı azaltmak isteyen Avrupa, Güney Kıbrıs’ın haklarını kendi hakkı olarak görerek bu kaynaklara sahip olmaya çalışıyor.

İkincisi ve esas neden ise, Türkiye’nin jeopolitik durumu. Türkiye’nin Doğu Akdeniz havzasındaki sondaj faaliyetleri, Avrupa Birliği’nden Çin’e kadar pek çoklarının iştahını kabartan doğal gaz ve petrol kaynakları potansiyelinin ortaya çıkması demek.

Diğer taraftan ortaya çıkan bu enerji kaynağı uluslararası pazara açılacaksa, bunu yapmanın en az maliyetli yolu da Ceyhan hattıyla Avrupa’ya ulaştırılması. Çünkü bu doğalgazın hem üretim maliyeti var hem de onun AB pazarlarına Türkiye’yi baypas ederek ulaşabilmesi son derece maliyetli. Dolayısıyla, bu gazın mevcut koşullarda Türkiye’nin baypas edilerek, Rus gazıyla rekabet etmesi çok da zannedildiği kadar kolay değil.

Üçüncüsü, Türkiye, doğalgaz ihtiyacının %98’ini başta Rusya olmak üzere İran, Azerbaycan ve farklı ülkelerden ithal ediyor. Türkiye Rusya’ya bağımlılığını kademe kademe azaltmaya çalışsa da doğalgaz ihtiyacının yarısını hala bu ülkeden karşılıyor. Türkiye’nin doğalgazda dışa bağımlılığı göz önüne alındığında Doğu Akdeniz’deki bu potansiyel Türkiye için yaşamsal önem taşıyor.

Türkiye, 1982 yılında imzalanan Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne (her ne kadar Türkiye çeşitli sebeplerden dolayı bu sözleşmeye imza koymasa da) göre hareket etmektedir. Dolayısıyla, Türkiye’ye yaptırımların uygulanması öyle çok da kolay değil. Ayrıca; Türkiye Kıbrıs’ta, Türklerin Rumlarla eşit haklara sahip olduğunu ve adanın zenginliklerinden ortak faydalanılması gerektiğini baştan beri söylüyor.

Yine Türkiye, bölgede faaliyet yürüten enerji şirketleri ile ABD, İngiltere, Fransa ve İtalya gibi ülkelere GKRY’nin tek taraflı olarak ilan ettiği münhasır ekonomik bölgeyi tanımadığını ve Türkiye’nin deniz yetki alanlarıyla çakışan bölgelerde arama ve üretim çalışmalarına izin vermeyeceğini belirtiyor.

Ayrıca her fırsatta, GKRY’nin adanın tamamını temsil eden bir devlet olmadığı için münhasır ekonomik bölge oluşturma ve ihale etme hakkı da bulunmadığını baştan beri çok net ifade ediyor.

Tüm bunlara rağmen yaptırımlarda ısrarcı olurlarsa da Türkiye’nin elinde çok güçlü kozları var. Bunlardan en önemlisi mülteci konusu. Türkiye bu konuyu ciddi bir şekilde gündeme taşıyabilir. Bir diğeri ise, bütün Avrupa’ya enerji nakli Türkiye üzerinden gitmektedir. Türkiye de bu konuda ciddi kararlar alabilir.

Dolayısıyla işin ekonomik ve ticari boyutundaki ilişkilerine baktığımızda, Avrupa ülkeleriyle Türkiye’nin güçlü ilişkileri bulunmaktadır. AB, Türkiye ihracatının ve ithalatının en fazla yapıldığı ülkelerden oluşmaktadır. Onun için böylesine bir konuda AB, sadece Rum tarafına dayanarak kendi ilişkilerini göz ardı etmeyecektir.

Özetle; Türkiye’nin bu alanda yürüttüğü faaliyetler, AB’nin de çok iyi bildiği gibi uluslararası hukuka dayanan faaliyetlerdir. Bu faaliyetler karşısında siyasi olarak ortaya konan söylemler geçici süreyle etki edebilecek konulardır. AB ve Rum tarafı, uluslararası hukuk boyutuyla Türk tarafının iddialarını kabul etmek durumundadır.

#Doğu Akdeniz
#AB
#Kıbrıs
#Doğalgaz
#GKRY