I. Körfez Savaşı’ndan sonra istikrarsızlık yayıldı ve kalıcı hâle geldi. Çok kısa bir zaman içinde Balkanlar, Kafkaslar, Doğu Akdeniz ve Kuzey Afrika istikrarsızlık sarmalına kapıldı. Adeta bir vakum oluştu ve bölge devletlerinin tamamı bu vakuma doğru çekildi. II. Körfez Savaşı’ndan sonra yayımlanan harita taslakları, Türkiye’nin de parçalanmak istendiğini gösterdi. ABD’nin öncülüğünde kurulan özellikle Protestan Avrupa ülkelerinin dâhil olduğu bir yapı bölgemizde yeni bir Batı sistemi anlamına geliyordu. Bu yeni sistemin kurulması için bölgemizin büyük devlet yapılarının parçalara bölünmesi gerekiyordu. Bu harita taslakları genel olarak İsrail’i merkeze koyan bir bakışla değerlendirildi. Batı Avrupa ülkelerinin ve ABD’nin İsrail’in güdümünde olduğu inanışı çok yaygındı.
İsrail merkezli yorumlar nispeten doğruydu. İsrail’in önünün açılmak istendiği ve Siyonistlere geniş bir manevra alanı kazandırmaya çalıştıklarını kimse inkâr edemez fakat bu türden yorumlar daha baştan asıl failleri görünmez kılıyordu. Böylelikle coğrafyanın asli unsurları açısından bilinmezlikler artıyor ve geleceğe dair öngörülere ve çıkış arayışına imkân tanınmıyordu. Bugün İsrail merkezli yorumların çok önemli bir kısmının illüzyondan ibaret olduğunu daha iyi anlıyoruz. Çünkü ABD, İngiltere ve Almanya’nın İsrail’e alan açmaya yönelik faaliyetleri bu ülkelerde siyaset yapıcıların Siyonistlere boyun eğmelerinden değil, bölgemizle alakalı hedeflerinden kaynaklanıyordu. Bunun çok önemli bir fark olduğu 7 Ekim 2023’ten sonra daha iyi anlaşıldı. İsrail, bu devletlerin bölgemize yönelik hedefleriyle tam bir uyum sağlamıştı.
Bölgemizi istikrarsızlığa boğan en önemli unsurlardan biri İsrail’dir fakat 1991’den sonra Siyonistlerin yanında yeni adaylar da sahneye dâhil oldu. Bugün BAE ve İsrail’in Sudan’da yaptığı korkunç katliamlar bölgesel istikrarsızlığın yayılmasının ne anlama geldiğini göstermesi açsından önemlidir. FETÖ ve PKK gibi unsurlar da bölgesel istikrarsızlığın kalıcı hâle getirilmesinde çok büyük roller oynadı. Bu örgütler Suriye’yi istikrarsızlığa sürükleyen en önemli unsurlardı. Sarmal sözü tam da bu örgütler için geçerlidir. Anglosakson sistemini temsil eden İsrail ve BAE gibi koloni devletler ve bağımlı yapılar hem istikrasızlığa yol açmışlar hem de bundan beslenmişlerdir. Bölgesel koloni devletler ve bağımlı yapılar Anglosaksonların eseridir. Dolayısıyla bölgesel istikrarsızlık asıl olarak ABD ve İngiltere’nin hedefleriyle uyumluydu.
Mekke Anlaşması’nı yorumlamaya çalışanların önemli bir kısmı 1990’ların başından itibaren kalıcı hâle getirilmek istenen bölgesel istikrarsızlığı dikkate almıyor. Bu sebeple Mekke Anlaşmasını Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ı belirli bir kategoriye dâhil ederek yorumladılar. Hatta savunma anlaşması olmasından dolayı bu yeni yapılanmayı İsrail ya da İran’a karşıtlık ya da taraftarlık üzerinden değerlendirdiler. Buna karşın anlaşmanın imzalanmasından sonra, cumartesi günü Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan anlaşmayla ilgili gayet net cümleler kurdu. Sayın Fidan konuşmasında bölgesel istikrar üzerinde durdu. Türkiye’nin İsrail’in yayılmacı saldırganlığını durdurmak istediğini bilmeyen yoktur. Bu açıdan Lübnan, Suriye, Ürdün, Suudi Arabistan ve Mısır’ın güçlü bir pozisyonda olması elbette çok önemlidir. Fakat bölgesel istikrarın sadece bu ülkelerin katılımıyla sağlanamayacağı da çok açıktır.
Suriye’nin belirli düzeyde istikrara kavuşmasının önemi zamanla daha iyi anlaşılacak. Bugün Suriye, geçmişte olduğu gibi sorun üreten bir alan olmaktan çıktı. İsrail bu yeni duruma imkân vermemek için Suriye’yi savaşa çekmeye çalıştı fakat başarılı olamadı. Çünkü İsrail’in başarısı düşmanlarını hazır olmadıkları zamanlarda savaşa mecbur bırakmasından kaynaklanır. Bütün kayıplarına rağmen Suriye bu tuzağa düşmedi. Eğer İsrail’in istediği olsaydı Suriye yeniden sorun üreten bir alana dönüşecekti. Bu durum aslında coğrafyanın tamamı için geçerlidir. Bu açıdan Mekke Anlaşmasını bölgesel istikrarın temin edilmesine yönelik büyük bir adım olarak değerlendirmek gerekir. Bu anlaşmaya aşırı bir anlam yüklemeye de gerek yok. Bölgesel istikrarın temini başlı başına büyük bir hedeftir. Bu hedefe ulaşmak I. Körfez Savaşı ile açılan kapının kapatılması anlamına gelir. Kuşkusuz bu çok büyük bir başarı olarak kayda geçecektir.
Kısa sayılabilecek bir zamanda İsrail’in özellikle Suriye ve Lübnan’da yayılmacı emellerini hayata geçirme imkânı kalmayacak. BAE gibi koloni yapılar da işlediği suçlarla yüzleşmek zorunda kalacak. Daha önce bağımlı yapılar önemli ölçüde güç kaybetmişti. Mekke Anlaşmasının bağımlı ve koloni yapıların kaybetmeye başlamasından sonra gelmesi oldukça anlamlıdır.


Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.