Kudüs ve biz

04:0016/06/2026, Salı
G: 16/06/2026, Salı
Yeni Şafak Haberlerini Daha Sık Gör: Tıkla ve Google'da Favorilere Ekle!
Serdar Tuncer

On sene evvel bir yazı yazmışım, Kudüs’e dair. İnsaf ve iz’an ehli bi bakıversin haksız mıyım? Kudüs’ün nasıl kurtulacağını hepimiz biliriz ama Kudüs kurtulmaz çünkü biz bildiklerimizi yapmayız. Bizim en iyi bildiğimiz iş, bildiklerimizi yapmamaktır. O halde Kudüs’ün nasıl kurtulmayacağını da bilmeliyiz. Bildiklerimizi yapmayız ve belki kurtarırız Kudüs’ü. Böylesi daha kolay! Peki, nereden başlayacağız? En mühim meselelerde dahi bir araya gelememek yetmiyor artık bize. Ne yapıp edip en küçük farklılıkta

On sene evvel bir yazı yazmışım, Kudüs’e dair. İnsaf ve iz’an ehli bi bakıversin haksız mıyım?

Kudüs’ün nasıl kurtulacağını hepimiz biliriz ama Kudüs kurtulmaz çünkü biz bildiklerimizi yapmayız. Bizim en iyi bildiğimiz iş, bildiklerimizi yapmamaktır. O halde Kudüs’ün nasıl kurtulmayacağını da bilmeliyiz. Bildiklerimizi yapmayız ve belki kurtarırız Kudüs’ü. Böylesi daha kolay!

Peki, nereden başlayacağız?

En mühim meselelerde dahi bir araya gelememek yetmiyor artık bize. Ne yapıp edip en küçük farklılıkta bile kavga edebilmenin orijinal yollarını bulmalıyız.

Takkeyi önümüze koyup geceyi gündüze katarak yeni tefrika sebepleri aramanın vakti gelmiştir. Hatta işe buradan bile başlayabiliriz aslında. Neden külah değil de takke? Fötr şapkayla ne alıp veremediğimiz var mesela? Güzel yurdumun kel insanları, bize ne gareziniz var diyerek ülkenin dört bir yanında yürüyüşler gerçekleştirebilirler. Kadınlar da bu yürüyüşe katılabilirler pekâlâ. Öyle ya, takke takmıyor olmaları Kudüs’ün kurtulmaması için onların da bir şeyler yapmasına neden engel olsun ki?

Türk-Kürt, Sünnî-Alevi, sağcı-solcu... Yüz yıldır aynı şeyler yüzünden kavga ediyoruz. Yeter yahu, kabak tadı verdi! Yeni bir şey bulamıyorsak, hiç olmazsa hayal edelim, hayal etmekle başlar bütün güzellikler. Türkler arası bir kavga şahane olmaz mı? Düşünsenize Dodurga Avşar’a selam vermiyor, Peçenek Eymür’den nefret ediyor, Kayı Kınık’la kanlı bıçaklı. Kürtler de, siz yaparsınız da biz yapamaz mıyız deyip bu şahane olaya katkıda bulunuyor. Önce bir Kırmançi-Zaza kavgası, arkasından aşiretler birbirine giriyor; Hınıs Bazuki’yle, Alikan Digor’la, Botan Zeydan’la... Lazlar, Çerkezler, Abhazlar, Gürcüler, Araplar, Romanlar da bu şenlikte yerlerini alacak bir bahane bulurlar elbet. Oh mis!

Bu kavgayı Sünnîler arasında sağlam bir bölünmeyle taçlandırmalıyız. Aynı mahalledeki iki ayrı caminin cemaati her namaz sonrası birbirine girmeli mesela. Hak geçmesin diye kavga bir vakit o caminin bir vakit bu caminin avlusunda yapılmalı.

Tasavvuf ehline müşrik diyenler, işi bir adım öteye taşıyıp küfürden açmalı kapıyı. Sonra kâfir diyenlerle müşrik diyenler kendi arasında bölünmeli. Müşrik diyenlere kâfir diyen, kâfir diyenlere müşrik diyen yeni hocalar da çıkmalı meydan yerine. Her ilimize ortasında ring olan kütüphaneler yapılmalı. Burada yapılacak maçlarda taraflar hocalarının kitaplarını rakibinin kafasına vurdukça puan almalı. Vurulan kitabın hacmine kıyasla muhtevası ne kadar boşsa o kadar çok puan.

Siyaset demişken, devlet adamlarımız devletin dininin adalet oluğu gibi safsatalara artı kulak asmamalı. Laik devletin dini mi olurmuş? Birisi adalet dediği vakit, önce şu sorulara cevap aranmalı: Kime, niçin, ne kadar, ne sebeple adalet? Malum herkese aynı şartlarda sunulan adalet, adalet değil olsa olsa eşitliktir. Gerçek adalet kişisine göre farklı işleyen eşitsizlikte saklıdır(!)

Emniyet, ehliyet ve liyakat gibi köhne söylemlere de asla itibar etmemeliyiz. “Davaya zarar verdiği yerde lidere sadakat göstermek davaya ihanettir” ezberini bozmalıyız bir an evvel. Lidere zarar gelmesin diye davaya ihanet edebilenlerin gerçek sadıklar olduğunu haykırmalıyız. Bu yeni sadakat ölçüsünü anlamlandıramayan bütün ehliyet ve liyakat sahipleri anlayışsızlıklarından utançla, değil göreve talip olmak evlerinden çıkmaya dahi cüret edememeliler.

Alevileri unuttuk. Onlar da bir an evvel kendi aralarında bölünmenin yollarını bulmalılar. Modernler gelenekçiler, bağlama çalanlar semah dönenler, Atatürk’ü daha çok sevenler İnönü’yü daha az sevmeyenler, cem evine gidenler gitmeyenler...

Solcular ve sağcılar birbirlerine kızmayı bırakıp önce kendi aralarında mesele çıkarmalılar. CHP’nin hatırına Kılıçdaroğlu’nu sevenlerle Kılıçdaroğlu’na rağmen CHP’yi sevmeye devam edenler kavgası izlenmeye değer mesela. Köşeyi dönmek için AK Partili olanlarla, AK Partili olduğu halde köşeyi göremeyenlerin her akşam bir köşe başında kozlarını paylaşmaları da hiç fena olmaz. Diğer partiler bu kutsal kavgadan geri durmamak için mutlaka kendilerince ulvî sebepler bulmalı.

Her ne işle meşgulsek onu mutlaka savsaklamalıyız. Öğrenci kardeşlerimiz okula bir şey öğrenmek için gitmemeliler mesela, bilakis bütün o şeyleri yalnızca sınavları geçebilmek için öğrenmeliler. Asıl olan diplomadır, gerisi teferruattır.

İş adamlarımız yaptıkları işlerde kaliteyi değil, en az maliyetle maksimum geliri hedeflemeli. İhaleye fesat karıştırmak, el altından götürmek benzeri tabirler YKUK tarafından yasaklanmalı. YKUK yani Yavşak-lığı Kitabına Uydurma Kurulu. Unutmayınız meselemiz iman yahut kalite değil daha çok kazanmaktır.

Anneler çocuklarını bir kişisel gelişimci hassasiyetiyle yetiştirmeli. “Kendini gerçekleştirmeye bak yavrum, dünyayı sen mi kurtaracaksın. İstersen her şeyi yapabilirsin. Paran yoksa hiçbir şey yapamazsın. O zaman en çok istemen gereken şey daha çok paradır. Kazanılan para çok olacaksa yenilen her halt kutsaldır!”

İşte böyle, Kudüs nasıl kurtulmaz sorusunun cevaplarını bir yıl boyunca bu köşede yazsam yine bitiremem ama nasıl kurtulacağını yazmaya kalksam yazı bir tek cümlede bitiverecekti: Hakiki Müslümanlar olacağız!

#Kudüs
#Tarih
#Serdar Tuncer