Efsâneler çökerken

Süleyman Seyfi Öğün
Süleyman Seyfi ÖğünYeni Şafak Gazete Yazarı
04:00, 03/08/2026, Pazartesi • Yeni Şafak Haber Merkezi
Efsâneler çökerken

Türkiye’nin siyâsî kültürel dünyâsında yüzeye vuran ve herkes tarafından bilinen ayrımların derinlerinde yatan bâzı unsurlar henüz lâyıkı veçhile çalışabilmiş değildir. Meselâ, tekmil ideolojik alt bölünmeleriyle sağ ve sol ayırımlarına herkes âşinâdır. Ama Rumelililik/Rumelicilik ile Anadoluluk/Anadoluculuk gibi bir kavram setinin bu ayırımların ve farklılıkların şekillenmesinde son derecede tesirli olduğuna pek dikkat edilmez. Esâsen bu kavram setinin ehemmiyetini idrâk etmek için Osmanlı’nın doğrudan veyâ dolaylı bir mirâsçısı olduğumuzu veri almak lâzım gelir.

Osmanlı, Anadolu’da Selçukî bir mirâsı ve birikimi barındırıyordu. Çeşitli beylikleri tek bir bayrak altında birleştirdi. Anadolu bir mânâda Osmanlı’nın statik sütununu meydana getiriyordu. Diğer taraftan Osmanlı, açılımlarından başlıcasını Batı’ya, Balkanlar, yâni bizim Rumeli dediğimiz coğrafya istikâmetinde yaptı. İstanbul bu iki alt kıt’ayı birbirine bağlayan menteşe merkez olarak çalıştı. Rumeli bizim başka dünyâlara açılan dinamik tarafımız oldu. Modernleşme târihimizdeki siyâsal kültürel dâirede, cedîtçilik ile kadimcilik eksenindeki bölünmelerde Rumelicilik ve Anadoluculuk farkı hayli belirgin olarak hissedilir. Modernleşme târihimiz, bu noktadan bakıldığında, Osmanlı’nın iki jeokültürel dünyâ arasında sağladığı statik-dinamik dengenin ideolojik çeşitlenmeler içinde ayrıştığını ve çatıştığını düşünüyorum. Çalışılması ve derinleştirilmesi gereken bir mesele bu.

Başka bir derin bölünme ise Batılılaşma ekseninde neyin mehaz alınması husûsunda ortaya çıkıyor. Batılılaşmaya daha kapsamlı bir çerçeveden bakan Rumeliciliğin tercihinin, ihtiva ettiği tekmil ikirciklenmelere karşı Avrupaî bir niteliği olduğunu düşünüyorum. Bunu, meselâ Türk solunda berrak olarak görebiliyorum. Anadolucu Türk sağcılığı ise en azından fikir temelinde aynı konumu paylaşıyor. Farklardan birisi, Türk solunun kapsamlı kabullerine karşı Türk sağı kabullerini mahdut tutmasıdır. Bir başka farklılık ise, Türk solu Avrupa merkezli, onu yücelten epistemolojik birikimi esas alırken Türk sağının ise daha çok Avrupa/Batı değerlerini içeriden eleştiren felsefî mistik/ruhçu çevrelerin entelektüel birikimlerine yaslanmayı tercih etmesidir.

II.Umûmî Harp sonrasında siyâsî kültürümüzde çok mühim kırılmalar meydana geldi. Savaş sonrasında kurulan yeni dünyâ düzeninde Avrupa ağırlığını büyük ölçüde kaybetti. Çekirdeğini Birleşik Krallık le ABD’nin şekillendirdiği Anglosakson nitelikli yeni bir merkez doğdu. Bu oluşum esâsen geleneksel mânâda Avrupa merkezli Batı’ya karşı yeni bir jeokültürel merkezlenme idi. NATO’yu temelde bir anti-Avrupa nitelikli bir jeokültürel yapı olarak görüyorum. Büyük hikâyeler inşâ eden, hayâtın her sâhasında derinlikli , iddialı, hırslı Avrupa, iki büyük savaşta ölçüleri kaçırdı ve kendi içinde büyük ve kanlı bir hesaplaşmaya gitti. Bir bakıma kendi iddialarına kendisini kurban etti. Burada kastedilen büyük ölçüde Almanya ve Fransa’nın merkezinde olduğu Kıt’a Avrupası’dır. Birleşik Krallık ise denizaşırı işleyen ve Kıt’adaki boğucu derinliklerden çok farklı olan, pratik/işlevsel bir zihniyete sâhipti. (Giovanni Sartori, Kıt’a Avrupası’nın Homo Sapiens, Ada’nın ise Homo faber veyâ Homo Artifex insan tipine sâhip olduğunu yazar). İngilizler çeşitli ilişkiler kursa da Kıt’a Avrupası’nı her dâim yabancılaşmıştır. II. Umûmî Harp sonunda, en büyük rakibi Almanya’nın dize getirilmesinden sonra rahatladı ve Atlantik’in diğer yakasında , kendisine daha yakın bulduğu ABD’ye doğru çark etti. Eurodolar temelinde kıskaca alınmış, askerî gücü budanmış, bu ara Sovyet tehlikesi (!) ile kuşatılmış bir Avrupa kuruldu, Bu esâsen Avrupa’nın iğdiş edilmesinden başka bir şey değildi.

II.Umûmî Harp sâdece Almanya’nın değil, topyekûn bir kıt’anın yenilgisiydi. Nitekim NATO içinde yer almış olsa da Fransa, Golizm (Gaulleism) üzerinden, Anglosakson tahakküme karşı bayrak açtı. Tabiî ki bedelini ödettiler. Almanya’nın ise sesini çıkaracak mecâli yoktu. Neticede veri şartları kabul eden ama onun bâzı avantajlarını kullanmaya mâtuf sinsi bir plân devreye sokuldu. Almanya-Fransa anlaştı ve AB oluşumunu başlattılar. AB, esâsen Anglosakson hegemonya karşıtı bir oluşumdur. Hayli başarılı oldular. Püritan bir eksende Aydınlanmanın tamamlanmasına adanmış, Anglosakson hegemonik kültüre (Homo Americanus) alternatif bir Avrupa kültürü (Homo Europanus) oluşturmaya adanmış bir yapılanmayı bu. Ren kapitalizmi, sosyal, hukuk devleti, yaygın orta sınıflaşmalar temelinde harâretli bir Avrupa modeli…

Bu dinamikler Türk siyâsî kültüründe büyük bir kırılma doğurdu. Asırlar boyu Avrupa merkezli baskıcı, dışlayıcı muamelelere mâruz kalan, örselenmiş Türk sağ zihniyeti bunu bir fırsat olarak gördü. Olanca ağırlığı ile Anglosakson kodlara sığındı. Ne de olsa Anglosakson hegemonya kendisinden, zihniyet ve tarz-ı hayât değişiklikleri gibi ağır ev ödevleri istemiyordu. Türk sağının Anglosakson ilgisi zamân içinde büyük bir aşka dönüştü. Bir sendrom olarak Anadoluculuğun tercihi, hakkında hemen hemen hiçbir şey bilmedikleri Anglosakson dâire olmuştur.

Türk solu ise, en radikalinden en ılımlısına, komünistlerden sosyal demokratlara tercihini Avrupa’dan yana yaptı. Bunda bir ölçüde ezberler rol oynadı. Ama Anglosakson dünyânın emperyalist çizgisi daha baskın bir tesir doğuruyordu. Türk solunun 1970’lere kadar devâm eden Sovyetçiliğini onun Avrupaî angajmanının işlevi olarak görürüm. 1970’lere kadar Avrupa’da kuvvetli kalmayı başarmış kominternci Komünist partilerin varlığı onları cesâretlendiriyordu. Radikallerin sürgün tecrübelerinin kâhir ekseriyetinin Sovyetler veyâ Doğu Avrupa’ya değil; Fransa ve İsveç gibi yerlerde odaklanması şâyan-ı dikkattir. İkinci enternasyonalden bozma daha ılımlılar ise zâten kategorik olarak Avrupacı oldular. Hayâllerinde hep İsveç’e benzeyen bir Türkiye oldu.

Soğuk savaş bittikten sonra ortaya çıkan liberalleşme, siyâsî kültürel bir bulanıklığın ifâdesiydi. Türk sağı, yeni ideolojik tahkimatlarla (neoliberalizm) Anglosakson mevziinde kaldı. Savrulan ise sol oldu. Liberal rüzgâr onların bir kısmını en azından ideolojik olarak Anglosakson çizgiye yakınlaştırdı. Ama AB her zaman aslî tercihleri oldu.

Artık küresel krizleri idrâk ediyoruz. AB kâğıt üzerinde yaşıyor olsa da fiilen çöktü. Bu, aynı zamanda büyük bir hikâyenin sonudur. Birleşik Krallık bunu gördü ve emâneten girdiği AB’den kendisini sıyırdı. Ama görünen o ki Anglosakson dünyanın kendisi de çatladı. Bu çatlaktan siyonist bir teopolitikle donanmış haşin bir MAGA çıktı. Türkiye’deki siyâsî kültürün bu dinamiklerden nasıl etkileneceği henüz hayli müphem. Bakalım Rumelici ve Anadolucu sendromlar bu evrede nasıl işleyecek?

Yorumlar
Avatar

Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.

Sayfa Sonu
Türkiye’nin Birikimi. Uluslararası Medya Grubu.

Türkiye’nin gündemini belirleyen haber kaynağına hoş geldiniz! Tarafsız, dinamik ve derinlemesine habercilik anlayışıyla Yeni Şafak, okuyucularına güncel gelişmelerin ötesinde bir deneyim sunuyor. Siyaset ve ekonomiden kültür-sanat ve spor dünyasına kadar geniş bir yelpazede sunduğu haberlerle, hem Türkiye’de hem de dünyada neler olup bittiğini anında öğrenin. Dijital platformlarıyla her an, her yerden en doğru bilgiye ulaşın; Yeni Şafak’la gündemi yakalayın!

Sosyal medyada bizi takip edin
Mobil Uygulamaları indirin

Gündemi cebinizde taşıyın! Yeni Şafak’ın mobil uygulamalarıyla, en güncel haberlere anında ulaşın. Siyasetten ekonomiye, spordan kültür-sanat dünyasına kadar geniş bir içerik yelpazesi parmaklarınızın ucunda! Hem iOS, hem Android hem de Huawei cihazlarınızda kolayca indirerek, günün her anında en doğru bilgiye hızlıca erişin. Hemen indirin, dünyadaki gelişmeleri kaçırmayın!

Kategoriler
Albayrak Medya

Maltepe Mah. Fetih Cad. No:6 34010 Zeytinburnu/İstanbul, Türkiyeiletisim@yenisafak.com+90 212 467 6515

YASAL UYARI

BIST isim ve logosu 'Koruma Marka Belgesi' altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.

Tüm hakları saklıdır © Net Medya 2026