Bir önceki yazımda, Milli İstihbarat Akademisi (MİA) tarafından hazırlanan teknopolitik düzen temalı rapora dair ayrıntılı bir resim sunmuş ve çalışmanın Türkiye bölümüne dair tartışmalar yapmıştım. Türkiye’nin, teknopolitik düzlemde dahil olduğu rekabet ortamına entegre olabilmesi için imkan ve sınırlılıklar üzerinden sahici bir çerçeve çizen rapor, geleceğin dünyasına dair düşünmeye sevk ediyor bizleri. O nedenle raporun yayınlanması ile eş zamanlı gerçekleştirilen bir röportajın, gelecek projeksiyonu açısından oldukça önemli olduğu kanaatindeyim. Söz konusu röportaj, hem uzay alanı ve elektrikli araç piyasasındaki baskın konumu hem de bir dönem aktif politika yapıcılığı ile muhatap olduğumuz Elon Musk ile yapıldı. Musk’ın The Economist’in Genel Yayın Yönetmeni Zanny Minton Beddoes ile yaptığı röportajı tartışılır kılan ise Musk’ın ekonomiden yapay zekaya siyasetten ABD-Çin rekabetine dair radikal projeksiyonlar ortaya koyması.
Musk’ın yaklaşık beş yıl içinde yapay zekanın dünyadaki tüm insanların zeka toplamını aşacağı öngörüsü oldukça dikkat çekici. Hatta 2036 projeksiyonu için daha radikal bir kanısını paylaşan Musk, on sene sonra insan olmanın dışında hemen her şeyin daha iyisinin yapay zeka marifetiyle yapılacağını iddia etmektedir. Her ne kadar mevcut durumda veri üretimi, enerji ve kritik çipler gibi bileşenler üzerinden yapay zeka alanının geleceğine yönelik kesin çizgiler çizilemeyeceği tartışmaları yapılsa da Musk’a göre bu mücadelenin bir kazananı olacak.
İnsanın sınırlarının aşıldığı ve hemen her konunun yapay zekaya sevk edildiği bir dünyada klasik iş ve statülerden bahsetmemiz de mümkün olmayacak. Bu nedenle ciddi bir bolluk (abundance) söz konusu olacak ve insanlar maişetlerini bertaraf etmek için çalışmak zorunda kalmayacak. Paranın işlevine dair de çarpıcı bir bakış açısı sunan Musk, yakın gelecekte olağan ihtiyaçların ortadan kalkması ile birlikte paranın anlamını yitireceğini düşünmektedir. Böyle bir dünya mümkün mü sorusunun yanı sıra mevcut sistemi inşa eden ve onun devamından yana tavır alacak olan kurum ve aktörlerin bu tür bir değişiklik ihtimalinde pozisyonlarının ne olacağı ayrı bir tartışma.
Musk’ın fütüristik projeksiyonundaki en kritik hususlardan biri de yapay zeka ile kurulan ilişkide insanın konumu. Musk’a göre yakın gelecekte, insanlar yapay zeka karşısındaki konumunu kaybedecek ve edilgen bir pozisyona sürüklenecektir. Musk’ın bu iddiası, bir süredir tartışılan insansız hava araçları ve otonom sistemler ile ilgili de tartışmayı ayrı bir yere sürükleyecek hiç kuşkusuz. Kimin ne tür silahlara sahip olacağı bir kenara bunları nasıl kullanacağı da ciddi bir tartışma konusu olacak. Ülkeler arası rekabet ve çatışma dinamiklerini besleyecek bu durum, jeopolitik risk ve belirsizlikleri de artıracaktır hiç kuşkusuz. Bu nedenle yapay zeka alanında öne çıkan ABD ve Çin arasındaki mücadelenin kazananının kim olacağı da önemli olacak. Enerji ve diğer bileşenler konusunda Çin’i avantajlı gören Musk, kimin liderliği ele geçireceği konusunda Minton’un ısrarlı sorusuna cevaben Çin’i öncelemektedir. Çin’in yakın vadede bu alanda hegemon olmasının dünya açısından ne anlama geldiği üzerine Batı’da birçok düşünce kuruluşunun senaryoları söz konusu. Distopik bir dünyadan yana olmadığını da ifade eden Musk’ın yapay zeka sahasındaki büyük devlerin regüle edilmesi ve kendi alanında bir tür iş birliği yapmaları gerektiğini salık vermektedir. Bunun nasıl yapılacağı, bu tür bir etkileşim ve yönetişime şirket yöneticileri ve ait oldukları devletlerin ne söyleyeceği ise belirsizliğini koruyan bir tartışma konusu elbette.
Musk’ın kendi biyografisinde pişmanlık olarak kodladığı siyaset dönemine ilişkin soru ve cevaplar da önemliydi. Musk’ın özellikle Avrupa ve aşırı sağ partilere yönelik desteğini inkar etmeyerek onları sosyolojinin olağan bir sonucu olarak değerlendirmesi dikkate değer. Minton’ın mülakatta Avrupa’daki bazı siyasi eğilimleri aşırı sağ olarak kategorize etmesine itiraz eden Musk, Avrupa’da aşırı sağ partilerin savunduğu güvenli şehirler ve güvenli sınırlar söyleminin aşırı değil normal olduğunu, dolayısıyla bu tür siyasi yönelimlerin bir bütün olarak Batı’nın geleceğinde kritik bir rol oynayacağını düşünmektedir. Nitekim Musk, geçtiğimiz yıl yapılan Münih Güvenlik Konferansı’na katıldığında AfD’ye desteği gerekçesiyle eleştirildiğinde, Başkan Yardımcısı JD Vance ile Avrupa siyasetine dair bir istikamet çizmiş ve bunu bir tür tedip etme metoduyla yapmışlardı. Kolektif olarak Batı denilen entite ve değerler manzumesinin savunulması gerektiğini aksi takdirde birlikte yaşamanın gittikçe zorlaşacağını İngiltere üzerinden örneklendiren Musk, Avrupa’nın bir parçası olmasına rağmen asimile edilmemiş kitleler nedeniyle yakın gelecekte İngiltere’yi bir iç savaşın beklediğini düşünmesi de hayli ilginç.
Birçok senaryo ve spekülasyona neden olan bu röportajın en önemli kısmı ise bu acımasız rekabetin ne tür ve nasıl bir düzenleme ve denetime tabi tutulacağı. İnsanın özne olamadığı bir konjonktürde, piyasa çıkarları doğrultusunda araçsallaştırılan bu tür devasa teknolojilerin nasıl bir dünya yaratacağı aşağı yukarı herkesin malumu. Eklektik bir çizgide, çağın koşullarını anlayan fakat ona mahkum olmayarak alternatif bir modelin üretilebileceği tezine sahip çıkmaya ve bu konuda kafa yormaya gerek var. MİA’nın raporunda Türkiye’ye dair çizilen çerçevede insanın ontolojik konumuna yapılan atıflar bu nedenle kıymetli ve yol gösterici.


Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.