Gazze’de aynı aileden 112 şehidin cenazesi, aynı günde toprağa verildi. Bu cenazeler bin gündür Siyonistler tarafından vurulmuş binaların enkazı altından çıkarılıp usulünce defnedilmeyi bekliyordu. Nihayet birkaç gün önce blok halinde vurulan binaların enkazından cenazelerin bir kısmı çıkarıldı ve çok yüksek bir katılımla toprağa verildi. Şehitlerin naaşları toprağa verilmeden önce bir alanda yan yana dizilmiş bir hâlde bir araya getirildi ve üzerlerine Filistin bayrakları örtüldü. Tarihte bir benzerini bulmakta zorlanacağımız hadiselerin ortasında şehitlerin üzerine bayrak örtme geleneğinin Filistinliler tarafından sürdürülmesi oldukça anlamlıdır. Cenaze merasimine katılanların sayıca çok olması da dikkat çekiciydi. Şehit cenazelerinin kaldırılması ve toprağa verilmesi esnasında Filistinlilerin hüznüne tanıklık ediyoruz. Bu olağanüstü koşullara rağmen herhangi kontrolsüz bir hadisenin ortaya çıkmaması çok önemliydi. Şehitler toprağa verildi ve geride kalanlar mücadeleye kaldığı yerden devam ediyor. Bu, söylemeye çalıştığım gibi tarihte eşine az rastlanacak bir hadisedir. Devleti ve toprağı elinden alınmış bir halk vatanları için sürekli mücadele ediyor ve şehit oluyor.
Filistinlilerin 112 şehidin cenaze merasiminde belirli bir düzen içindeki hareketlerini ilk defa görmüyoruz. Biz, onların bu düzenli duruşunu esir takası sırasında bütün dünya ile birlikte görmüştük. Hatırlanacağı gibi daha 2023 dolmadan esir takası başlamıştı. Siyonistler için kendi esirleri, Filistinlilere karşı yürüttükleri saldırılarda bir araçtı. Buna rağmen esir takasları devam etmiş ve serbest bırakılan İsrailli esirler, bütün dünyanın gözleri önünde Filistinli mücahitlere minnet dolu gözlerle bakmışlardı. Onlardan bir kısmı evlerine döndükten sonra da Filistinliler ve HAMAS hakkında övgü dolu sözler sarf etmişlerdi. Buna karşın Filistinli esirler serbest bırakıldıklarında Siyonistlerin onlara çok farklı davrandıkları anlaşılıyordu. Peki, Filistinlilerin bu davranışını nasıl açıklamak gerekir? Bu türden hadiseleri izah etmek için herhalde kültüre ve o kültürün ortaya çıkmasına imkân veren dine başvurmak ve iki farklı dünyayı birbiriyle karşılaştırmak gerekir.
Okurlarım belirli kavramları sıklıkla kullandığımı ve çoğu zaman hadiseleri tahlil ederken bu kavramlardan ve belirli bir analiz çerçevesinden hareket ettiğimi biliyorlar. Çünkü devam eden bir hadise var. Bu sebeple yeni olayları da aynı çerçeve içinde değerlendirmek gerekiyor. Yaklaşık iki yüz senedir “Batı” ve “Avrupa” medeniyeti kavramına muhatap oluyoruz. Daha önce Norbert Elias’ın “Uygarlık Süreci” adlı iki cilt hâlinde yayımlanmış kitabından hareketle Batı-Avrupa medeniyeti kavramına yeni bir yaklaşım getirmeye çalışmıştım. Sömürgecilik kavramının kullanışsız olduğunu söylerken de uygarlık kavramından hareket etmiştim. Rudyard Kipling’e göre Anglosakson kolonyalizmi Batılı insanın omuzlarındaki bir yüktür. Çünkü Avrupalı kolonyalistler dünyayı uygarlaştırmaktadır. Bu sebeple dünyanın Kolonyalistlere borçlu olduğuna inanıyorlar. Siyonistler de en başından itibaren Filistin’de bir Avrupa kolonisi kuracaklarını ve Filistin’i uygarlaştıracaklarını söylüyorlar. 7 Ekim 2023’ten sonra da bunu tekrar ettiler. Netanyahu da birçok defa barbarlara karşı uygarlık misyonu ile yüklü olduğunu söyledi. Elias uygarlık ile Fransız ve İngilizlerin yaşam biçimi ve hukukunu kastetmektedir. Hatta Elias bu kavramın kolonyal yayılmacılık ile belirlendiğini söyler. Barbar ve medeni kategorileri de yaşam biçimi ve hukuk temeli üzerinde tanımlanmıştır.
Siyonistler, Fransızlar ve İngilizler gibi uygarlık misyonu ile yüklü olduklarını iddia ederken aslında belirli bir yaşam biçimi ve hukuk sistemini kastediyorlardı. Fakat 7 Ekim’den sonra Siyonistlerin hiçbir hukuk sistemine tabi olmadığını birçok defa gördük. Buna karşın Filistinliler esir takasında ve cenaze merasiminde dahi belirli bir hukukun ve davranış biçiminin dışına çıkmadı. Siyonistlerin barış müzakereleri için Katar’da toplanan HAMAS temsilcilerine saldırısını, tabi oldukları hukuk sistemi de kabul etmiyor. Bilindiği gibi Uluslararası Ceza Mahkemesi ve Uluslararası Adalet Divanı da Anglosaksonların hukuk sistemi içinde işlemektedir. Şimdi bu hukuk sistemini de tanımadıklarını söylüyorlar. İngilizler, Amerikalılar ve İsrailliler Anglosakson hukuk sistemini hükümsüz kılmak için ellerinden geleni yapıyor. Anglosakson medeni değerlerinin de dışına çıkıyorlar.
Dünya çok derinden değişiyor ve Filistinliler bu değişimin merkezindendir.


Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.