Gaziantep: Bir üniversite... bir şehir ve birkaç iyi adam

00:0026/12/2010, Pazar
G: 4/09/2019, Çarşamba
Yalçın Çetinkaya

Gaziantep''e 12-13 yıl kadar önce, geçimimi bir yandan da reklam yazarlığı yaparak sağlamaya çalıştığım yıllarda Gaziantepli orta büyüklükte bir firmanın reklam işlerini alabilmek için gitmiştim. O zamanlar reklamverenlerde bugün olduğu kadar cesaret olmadığından olsa gerek, bizim için umutla başlayan bu iş ziyareti iki günlük bir şehir gezisi olmaktan öteye gidememişti. Yani işi alamadık, güzel bir Gaziantep baklavası yeyip döndük. O yıllardaki Gaziantep''ten aklımda kalan bir-iki şey vardı. Birincisi;

Gaziantep''e 12-13 yıl kadar önce, geçimimi bir yandan da reklam yazarlığı yaparak sağlamaya çalıştığım yıllarda Gaziantepli orta büyüklükte bir firmanın reklam işlerini alabilmek için gitmiştim. O zamanlar reklamverenlerde bugün olduğu kadar cesaret olmadığından olsa gerek, bizim için umutla başlayan bu iş ziyareti iki günlük bir şehir gezisi olmaktan öteye gidememişti. Yani işi alamadık, güzel bir Gaziantep baklavası yeyip döndük. O yıllardaki Gaziantep''ten aklımda kalan bir-iki şey vardı. Birincisi; Gaziantep''in temiz, alçakgönüllü, ilim ve irfana saygılı, dost, zarif ve dürüst insanlarıydı. İkincisi ise, bu insan profilinin yansıdığı düzgün bir şehir. Ve tabii yediğimiz o nefis baklava. Hâsılı bu iş ziyaretinden maddî bir kazanç elde edemeden döndüm, ama Gaziantep bu özellikleriyle hep aklımda kaldı ve bu ziyaretten manevî kazancım oldu. Bugünün insanı kazanmayı hep maddiyatla ölçtüğü için, manevî kazancın önemini anlamakta doğrusu zorlanıyor.

Bundan iki yıl kadar önce, Gaziantep Üniversitesi Türk Mûsikîsi Devlet Konservatuarı Müdürü Sayın Yard. Doç. Dr. Ruhi Ersoy beyefendi tarafından “Müzik ve Medeniyet” konusunda bir konferans vermek üzere Gaziantep Üniversitesi''ne davet edildim. Gaziantep Üniversitesi Rektörü Sayın Prof. Dr. Yavuz Coşkun ve Rektör Yardımcısı Sayın Prof. Dr. Mehmet Koruk beyefendilerin de katılımıyla, güzel bir konferan gerçekleştirmenin yanısıra “akademik dostluğun” ötesinde yeni dostlar kazandım. Sayın Ruhi Ersoy, Sayın Yavuz Coşkun''un teşvik ve desteğiyle konservatuarı oldukça iyi bir düzeye yükseltmiş. Türk mûsikîsi adına hizmet veren Gaziantep Üniversitesi bünyesindeki bu konservatuar, sadece Türk mûsikîsi alanında değil, bence çevresindeki müzik kültürü, tarihi ve düşüncesi birikimini de değerlendirecek kabiliyetiyle Türkiye''nin en önemli konservatuarlarından biri olmakla kalmayacak, Arap müzik kültürünün merkezlerine yakınlığıyla bölgenin de en önemli konservatuarı olacak gibi görünüyor. En azından böyle bir potansiyele sahip. Velhâsıl, iki yıl önceki ziyaretimden, çok önemli dostlar kazanarak ayrıldım.

Birkaç hafta önce Rektör Yardımcısı Sayın Mehmet Koruk beyefendi aradılar ve hem konservatuar öğrenci ve hocalarına yönelik hem de bunun akabinde Gaziantep''te birkaç münevverin bir araya gelerek kurdukları “Anadolu Düşünce Grubu”na yine müzik ve medeniyet muhteviyatlı bir konferans vermemi taleb ettiler. Büyük bir memnuniyetle kabul ettim ve telefonda Sayın Mehmet Koruk ile birlikte konferansa bir başlık da bulduk: “Müzik Üzerinden Medeniyet Okumaları”. 13-17 Aralık tarihleri arasında Gaziantep''te çok güzel bir dört gün geçirdim, hem konservatuara hem de Anadolu Düşünce Grubu''na yönelik olarak verdiğim konferans da güzel geçti. Ama bütün bunlar bir yana, Rektör Prof. Dr. Yavuz Coşkun, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Mehmet Konuk ve Konservatuar Müdürü Yard. Doç. Dr. Ruhi Ersoy gibi çok değerli insanlarla olan dostluğumuz pekişti. Hem Gaziantep halkı ve hem de Gaziantep Üniversitesi, başta Yavuz Coşkun ve Mehmet Koruk beyefendiler olmak üzere, böylesine temiz, dürüst, alçakgönüllü, çalışkan, vizyon sahibi hocalara sahip oldukları için iftihar etmeliler. Bir kere Sayın Yavuz Coşkun yerinde duramayan, iyi fikir ve projeleri kolayca tanıyıp değerlendirmesini bilen, sorumlu olduğu üniversiteyi çok önemli yerlere getirmek için büyük bir gayret sarfeden tertemiz bir insan, üst düzey bir münevver. Yardımcısı Mehmet Koruk beyefendi de rektör bey gibi geniş bir ufka sahip, son derece temiz, dürüst ve çalışkan bir kişiliğe sahip. Ruhi Ersoy beyefendi hem yüksek insanî kişiliği ve hem de konservatuara kazandırdıkları ile gerçekten takdîre şâyân bir insan. Bütün bunları, beni Gaziantep''e davet ettikleri, büyük bir misafirperverlik örneği gösterdikleri için yazmıyorum... Türkiye''de, Anadolumuzun birçok yerinde böyle çalışkan, sorumluluğunun bilincinde, dürüst, temiz insanların varlığını siz değerli okuyucularımıza hatırlatmak ve duyduğum kıvancı sizinle paylaşmak için yazıyorum. Üstelik Gaziantep''in bu münevver insanları, bizim büyük şehirlerde birkaç kitap okuyup kendilerini aydın veya entelektüel ilan ediveren, aydın veya entelektüellikleri kendilerinden menkul, aydın veya entelektüel bozuntuları gibi halktan kopuk, kibirli, ulaşılmaz insanlar da değiller. ( Onlar için ben, daha sonraları “aydın” olarak Türkçeleştirilen ama “münevver” kelimesini asla karşılayamayacağına inandığım “münevver” sıfatını kullanmayı daha uygun buldum. ). Gazianteplilerin cep telefonlarından her saat kolayca ulaşabilecekleri kadar halka yakın ve halkın sorunlarıyla ilgilenen insanlar.

Batı''da, özellikle Amerika''da şehirler zenginliklerini üniversiteler ile yaptıkları dayanışmaya ve üniversite birikiminden yararlanmalarına borçlular. Gaziantep, yıllık 3-4 milyar dolarlık ihracatıyla, tek başına ülkemize büyük bir ihracat girdisi sağlayan verimli bir şehrimiz. Yavuz hoca ve ekibi, Gaziantep Üniversitesi''ni yüksek kalitede bir eğitim yuvası haline getirmenin yanında, şehrin daha hızlı kalkınması konusunda da olağanüstü bir çaba sarfediyorlar. Gaziantep''e gidin, bunu yakından kendi gözlerinizle göreceksiniz. Beni işin konservatuar tarafı daha fazla ilgilendirdiği ve bu işten biraz daha fazla anladığım için üniversite bünyesindeki konservatuarı gözlemlemeye çalıştım. Ülkemizde konservatuar deyince birkaç konservatuar ismi akla gelir. Kuşkusuz bu konservatuarlar – yüzlerini daha ziyade Batı''ya dönseler de - önemli konservatuarlardır ve hem çok değerli müzik sanatçıları hem de çok değerli müzik bilimcileri yetiştirmişlerdir. Ama Gaziantep Konservatuarı, Türkiye''nin batısında ve büyük şehirlerinde yer alan bu konservatuarlardan daha önemli bir avantaja sahip. O avantajı da, Anadolu gibi muazzam bir ses cevheri ve müzik kültürü birikimine yaslanarak, Arap dünyasının müthiş müzik kültür ve birikimine kolayca açılabilmek ve ulaşabilmek avantajıdır. Bunu konferansımda GÜ konservatuarı öğrencilerine de hatırlatmaya çalıştım: “Bu konservatuarın ilgi ve görüş alanı aşağılarda, Mısır''da Hermes ve ardından Pythagoras''ın yetiştiği, bu iki önemli şahsın müzik düşüncelerinin ortaya çıktığı Memphis Mabedi''ne kadar uzanıyor, ayrıca bütün Mezopotamya''nın müzik kültürüne uzanabilecek yakınlıkta. Bütün bu cevhere el atmak ve bu cevheri kurcalamak bile sizin müzik geleceğinizi çok yüksek seviyelere getirmeye yeter…”. Gaziantep Üniversitesi Türk Mûsikîsi Devlet Konservatuarı''nın çok sevgili, pırıl pırıl öğrencileriyle de güzel bir dialog kurduğumuzu düşünüyorum.

Anadolu Düşünce Grubu''ndan da sözetmek istiyorum biraz. Bu oluşumun içinde ülkesi, kültür ve medeniyeti ile ilgili kaygısı olan her meslekten insan var ve her ay çok önemli kişileri davet edip konferans verdiriyorlar. İlgi alanları çok geniş, oldukça düzeyli, meraklı, yaklaşımları çok analitik ve öğretici kişilerden oluşuyor Anadolu Düşünce Grubu. Böyle düzeyli bir grubun beni de davet ederek konferans verdirmesi, hayatımın en önemli olaylarından biri olarak kalacak.

Rektör Yavuz Coşkun, Rektör Yardımcısı Mehmet Koruk, Konservatuar Müdürü Ruhi Ersoy, Anadolu Düşünce Grubu''nu oluşturan değerli Gaziantepliler, işadamları, halk, üniversite… elele vermişler ve büyük bir çalışkanlık, dürüstlük, temizlik, dayanışma örneği sergileyerek azim ve gayretle Gaziantep''i daha yukarılara taşımaya çalışıyorlar. “Azmin elinden hiçbir şey kurtulmaz” demiş büyüklerimiz. Bir Tekirdağlı olarak gerçekten gurur duydum. Allah böyle insanların sayısını artırsın. Ülkemiz bir gün, böyle insanlar sayesinde düzlüğe çıkacaktır diye düşünüyorum… her prime-time''da o televizyon senin bu televizyon benim koşturup ve konuşup laf ebeliği yapan, kendilerini aydın veya entelektüel ilan etmiş, gazeteci, akademisyen ve benzeri mesleklere hasbelkader veya hasbelkulis dalıvermiş boşboğazlarla, malûmatfürûşlarla değil.

Bu ülkede iyi insanların olduğunu görebilmek ne güzel, ne mutluluk verici !