Muson yağmurları altında bir devrim: Bangladeş’in yeni hikâyesi

04:006/07/2026, Pazartesi
G: 6/07/2026, Pazartesi
Yeni Şafak Haberlerini Daha Sık Gör: Tıkla ve Google'da Favorilere Ekle!
Yasin Aktay

DAKKA Yaklaşık bir yıl aradan sonra Bangladeş’e yeniden geldim. Bir yıl önce Temmuz Devrimi’nin yıldönümü münasebetiyle bulunmuş, devrimin heyecanını, gençlerin coşkusunu, toplumun yeniden nefes alışını ve uzun yıllar boyunca bastırılmış bir halkın özgürlükle ilk karşılaşmasının oluşturduğu psikolojik atmosferi gözlemleme fırsatı bulmuştum. Açıkçası bu yıl geldiğimde geçen yıl fazla dikkatimi çekmemiş olan yağmurların Bangladeş’teki Devrim sürecini çağrıştıran yanlarından bir metafor çıkarmaktan

DAKKA

Yaklaşık bir yıl aradan sonra Bangladeş’e yeniden geldim. Bir yıl önce Temmuz Devrimi’nin yıldönümü münasebetiyle bulunmuş, devrimin heyecanını, gençlerin coşkusunu, toplumun yeniden nefes alışını ve uzun yıllar boyunca bastırılmış bir halkın özgürlükle ilk karşılaşmasının oluşturduğu psikolojik atmosferi gözlemleme fırsatı bulmuştum. Açıkçası bu yıl geldiğimde geçen yıl fazla dikkatimi çekmemiş olan yağmurların Bangladeş’teki Devrim sürecini çağrıştıran yanlarından bir metafor çıkarmaktan kendimi alamadım.

Gerçekten Dakka’ya gelen insanları ilk karşılayan şey çoğu kez insan kalabalıkları değil, yağmur oluyor. Özellikle temmuz ayı üç aylık Muson yağmurlarının en yoğun yağdığı aydır.

Burada yağmur sadece bir hava olayı değildir. Hayatın ritmini belirleyen başlı başına bir aktördür. Mevsimler burada takvim yapraklarından değil, gökyüzünün renginden ve yağmurun şiddetinden anlaşılır. Sabah kavurucu bir sıcaklıkla başlayan bir gün, öğleden sonra birdenbire çöken kara bulutlarla bambaşka bir çehreye bürünebilir. Birkaç dakika öncesine kadar güneşin altında bunalan insanlar, aniden bastıran muson yağmurlarının altında sığınacak bir yer aramaya başlar.

Bu gelişimde de öyle oldu. Gökyüzü uzun süre hiçbir işaret vermeden bekledi. Sonra bir anda ufuk karardı. Dakikalar içinde yağmur öyle bir boşandı ki, şehrin bazı caddeleri ve ara sokakları küçük göletlere dönüştü. Rikşalar suyun içinde ilerlemeye çalışıyor, dükkân sahipleri mallarını korumak için telaşla önlem alıyor, insanlar ise bütün bu manzarayı sanki hayatın olağan akışıymış gibi karşılıyordu.

İlk bakışta bu yağmurlar insana bir düzensizlik hissi veriyor. Fakat biraz dikkatle bakınca Bangladeş toplumunun da bu yağmurlar gibi bir karakter taşıdığını düşünmeden edemiyorsunuz. Dışarıdan bakıldığında karmaşık, dağınık ve kontrol edilmesi zor görünen bu hayatın içinde kendine özgü bir düzen, kendine özgü bir dayanıklılık ve dirayet var.

Belki de bu yüzden Bangladeş’i anlamak için önce yağmurunu anlamak gerekiyor.

Çünkü bu ülke, tıpkı aniden bastıran muson yağmurları gibi, dışarıdan bakanların beklemediği sürprizler yapabiliyor.

Nitekim iki yıl önce bütün dünyanın gözleri önünde gerçekleşen Temmuz Devrimi de biraz böyle olmadı mı? Oryantalist ezberlerin sessiz, kaderine razı ve edilgen bir Doğu toplumu olarak görmek istediği Bangladeş halkı, bir anda ayağa kalkarak on altı yıllık bir diktatörlüğe son verdi. O günlerde sokakları dolduran gençlerin cesareti nasıl birçok kişiyi şaşırttıysa, bugün devrimden iki yıl sonra karşılaştığımız manzara da Bangladeş’in geleceğine dair yeni sorular ve yeni umutlar doğuruyor.


TEMMUZ DEVRİMİ’NİN VAADİ VE GERÇEKLİĞİ

Bu kez geliş sebebim Ummah Foundation tarafından çıkarılan Ümmet Dergisi ve internet platformunun açılışına katılmak oldu. Ancak insan bir ülkeye ikinci veya üçüncü kez geldiğinde artık sadece gördüklerine değil, değişenlere de bakıyor. İlk gelişinizde dikkat çeken şeyler manzaradır; sonraki gelişinizde ise değişimin yönü.

Bangladeş bugün artık devrim yapmış bir ülke olmanın ötesinde, devrim sonrasını yaşamaya çalışan bir ülke. Asıl sınav da burada başlıyor. Çünkü bir diktatörlüğü devirmek, özgür bir düzen kurmaktan çok daha kolaydır.

Arap Baharı tecrübeleri bize bunun nasıl daha ağır bir mesele olduğunu fazlasıyla öğretti. Tunus’ta, Mısır’da, Libya’da ve Yemen’de halklar devrim yaptı ama devrimden sonra ortaya çıkan boşlukları eski rejim kalıntıları, dış müdahaleler veya yeni güç mücadeleleri doldurdu.

Bangladeş’te bugün herkes bu tehlikenin farkında görünüyor.

Belki de bu yüzden burada devrim hâlâ bir hatıra değil, yaşayan bir bilinç olarak varlığını sürdürüyor.


KORKU REJİMİNDEN ÇIKIŞ

Şeyh Hasina’nın yaklaşık on altı yıl boyunca kurduğu sistem yalnızca bir siyasi iktidar değildi. Devletin bütün kurumlarını kuşatan bir korku düzeniydi.

Muhalefetin bastırılması, gazetecilerin susturulması, seçimlerin anlamsızlaştırılması, yargının siyasallaşması, keyfî gözaltılar ve yaygın yolsuzluklar uzun yıllar boyunca Bangladeş halkının günlük hayatının parçası haline gelmişti. Bugün Dakka sokaklarında dolaşırken, insanlarla sohbet ederken ilk dikkat çeken husus insanların artık daha rahat konuşuyor olmalarıdır.

Bu durum istatistik rakamlarla ölçülebilecek bir şey değil. Ama toplumsal dönüşümlerin en önemli göstergelerinden biridir. İnsanların siyaset konuşmaktan korkmaması, hükümeti eleştirebilmesi, farklı görüşlerin kamusal alanda görünür hale gelmesi, demokratikleşmenin ilk ve en önemli kazanımıdır.

Birçok gençle sohbet ettim. İki yıl önceki devrimin kahramanları olan bu gençler bugün hâlâ siyasetin içindeler. Ancak artık slogan atmaktan çok kurumların nasıl kurulacağını tartışıyorlar. Bir anayasa nasıl hazırlanmalı? Yargı nasıl bağımsız hale getirilmeli? Bir daha hiçbir liderin mutlak güç elde etmesini engelleyecek mekanizmalar nasıl kurulmalı?

Geçen senekinden bu yana durum biraz daha netleşmiş olsa da bu sorular iki senedir Bangladeş’in günlük siyasi gündeminin parçası. Bu durum devrimin olgunlaşmaya başladığını gösteriyor.


SEÇİM SONRASI YENİ DÖNEM

Temmuz Devrimi sonrasında Nobel ödüllü Muhammed Yunus liderliğinde kurulan geçiş yönetimi ülkeyi seçimlere hazırladı.

12 Şubat 2026 tarihinde gerçekleştirilen seçimler yaklaşık yirmi yıl sonra yapılan ilk gerçek rekabetçi seçim olarak tarihe geçti. Seçimlerden sonra kurulan yeni hükümet, halkın değişim talebinin siyasal sisteme aktarılmasının ilk büyük aşaması oldu.

Bangladeş halkı devrim yapmış olsa da siyasetin tamamen sıfırdan kurulmasını tercih etmedi. Devrim’de gençlerinin çok belirleyici etkisinin oluşturduğu atmosferde Cemaat-i İslami seçimlerde beklenen performansı gösteremedi. Devrim sonrasında iktidara gelen isim de ülkenin diğer büyük siyasi geleneğini temsil eden Ziya ailesinden geldi. Seçimleri sandalyelerin üçte ikisinden fazlasını alarak sürpriz yapan mevcut partinin adayı, Bangladeş’in bugünkü başbakanı Tarique Rahman Eski cumhurbaşkanı ve BNP’nin kurucusu Ziaur Rahman’ın ve Hasina’dan önceki hükümetin başbakanı ve annesi de üç kez başbakanlık yapmış olan Khalida Zia’nın oğlu. Bu açıdan bakıldığında Bangladeş siyasetinin uzun yıllardır iki büyük siyasi hanedan etrafında şekillenmiş yapısının bozulmadığı görülüyor. Zaten devrik başbakan Hasina daülkenin kurucu lideri Sheikh Mujibur Rahman’ın kızıydı. Bu yüzden Bangladeş siyasetinde sık sık şu tespit yapılır: Ülke uzun yıllar boyunca “iki ailenin rekabeti” tarafından belirlenmiştir. Bir tarafta Mucib ailesini temsil eden Hasina ve Awami League, diğer tarafta Ziya ailesini temsil eden Halide Ziya ve BNP.

Şimdiki başbakan Tarique Rahman’ın hikâyesi ise ayrıca sürgün ve dönüş hikâyesidir. 2007-2008 dönemindeki askerî vesayet sürecinden sonra hakkında açılan davalar nedeniyle uzun yıllar Londra’da yaşadı. Yaklaşık 17 yıl fiilî sürgünde kaldı. Hasina rejiminin devrilmesinden sonra davalarının önemli bir kısmı düşürüldü ve 2025 yılında ülkesine döndü. Bir yıl sonra yapılan seçimlerde de başbakan oldu.

Siyasi çizgisi bakımından babasının kurduğu BNP geleneğini temsil ediyor: Bangladeş milliyetçiliğini vurguluyor. Hindistan’a aşırı bağımlı dış politikaya mesafeli yaklaşıyor. Daha dengeli bir Türkiye–Pakistan–Körfez–Çin–Batı ilişkisi kurmaya çalışacağını söylüyor. Serbest piyasa ekonomisini ve özel sektörü destekliyor. Dini kimliği kamusal hayattan dışlamayan, fakat doğrudan İslamcı da olmayan muhafazakâr-milliyetçi bir çizgiyi temsil ediyor.

Bu tablo, Bangladeş halkının devrim sonrasında radikal kopuşlardan ziyade özgürlük, istikrar, milli bağımsızlık ve ekonomik kalkınmayı birlikte taşıyabilecek bir siyasal denge aradığını gösteriyor. Bugün ülkede hissedilen hava, devrimin yarattığı heyecanın yerini yavaş yavaş kurumsallaşma arayışına bıraktığı; fakat özgürlük talebinin hâlâ canlılığını koruduğu bir döneme işaret ediyor…

#Bangladesh
#Yasin Aktay
#Devrim