AK Parti’nin 25. Yılı Türkiye’nin dönüşümü ve ikinci çeyrek asrın sınavı
04:00, 14/08/2026, Cuma
Yeni Şafak

İllustrasyon: Cemile Ağaç Yıldırım.
Çeyrek asırlık yürüyüşün anlamı yalnızca geçmişte değildir. Nereye, kiminle ve nasıl yüründüğündedir. “Türkiye Yüzyılı” iddiası da işte bu sorulara verilecek cesur, kapsayıcı ve reformcu cevaplarla asıl karşılığını bulacaktır.
Fazlı Şahan/Yeni Şafak Ankara Haber Müdürü
Bazı tarihler, takvimde bir gün olmanın ötesine geçer. Bir ülkenin siyasi hafızasında yeni bir dönemin başlangıcına dönüşür. 14 Ağustos 2001, Türkiye açısından böyle bir tarihti. Ekonomik krizin, koalisyon yorgunluğunun ve siyaset kurumuna duyulan güvensizliğin derinleştiği bir dönemde kurulan AK Parti, yaklaşık on beş ay sonra tek başına iktidara geldi. Bugün 25 yaşında olan parti, bu sürenin yaklaşık 24 yılını iktidarın merkezinde geçirdi.
ÇEYREK ASRIN MUHASEBESİ
Çeyrek asırlık bu siyasi yürüyüş, Türk siyasi tarihinde az rastlanan bir devamlılığa ve bu devamlılığı mümkün kılan güçlü bir toplumsal karşılığa işaret ediyor. Bu nedenle AK Parti’nin 25. yıl dönümünü yalnızca bir partinin kuruluş hikâyesi olarak okumak eksik kalır. Söz konusu dönem; Türkiye’nin siyasetinden ekonomisine, altyapısından teknoloji kapasitesine, dış politikasından toplumsal hayata kadar uzanan geniş bir dönüşümün de tarihidir. Reformlarla krizlerin, atılımlarla sınamaların, demokratikleşme adımlarıyla güvenlik mücadelelerinin iç içe geçtiği uzun bir dönemden söz ediyoruz.
Çeyrek asrın muhasebesi, yaşanan değişimi tek bir siyasi iradeye mal etmekle olmasa da bu iradenin yönlendirici ve kurucu rolünü teslim etmeden yapılamaz. Devletin kararları kadar toplumun emeği; siyaset kadar girişimcilik, üretim, eğitim ve kuşak değişimi de bu hikâyenin parçasıdır. AK Parti’nin başarısı, büyük ölçüde bu toplumsal hareketliliği okuyabilmesinde ve farklı kesimlerin değişim talebini ortak bir siyasi dile dönüştürebilmesinde aranmalıdır.
Bu çeyrek asır tek düze ilerlemedi. Kabaca üç evrede okunabilir: reformların, ekonomik istikrarın ve Avrupa Birliği sürecinin öne çıktığı ilk yıllar; vesayetle mücadelenin, çözüm arayışlarının ve 15 Temmuz darbe girişimi gibi büyük sınamaların yaşandığı orta dönem; Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi, Cumhur İttifakı ve güçlü bir beka ve güvenlik vurgusunun belirlediği son yıllar. Bu süreçte AK Parti de kuruluş günlerindeki hâliyle kalmadı. Değişen koşullara göre söylemini tazeledi, kadrolarını yeniledi ve Cumhur İttifakı’yla yeni bir siyasi zemin kurdu.
MİLLETLE KURULAN BAĞ
Recep Tayyip Erdoğan’ın siyasi hayatında sıkça kullandığı “Beraber yürüdük biz bu yollarda” sözü, AK Parti ile milleti arasındaki ilişkinin en güçlü özetlerinden biridir. Bu söz, yalnızca seçim meydanlarında tekrarlanan bir nakarat olmadı. Parti teşkilatlarının mahalle ve sandık düzeyinde kurduğu temasın, milletin gündelik taleplerini siyasetin merkezine taşıma iradesinin ifadesi hâline geldi.
AK Parti’nin çeyrek asırlık siyasi devamlılığında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın liderliği belirleyici bir yere sahip oldu. Milletle doğrudan ilişki kurabilmesi, kriz dönemlerinde siyasi gündemi yeniden şekillendirebilmesi ve teşkilatıyla kurduğu güçlü bağ, AK Parti’yi benzer siyasi hareketlerden ayırdı. Bu güçlü liderlik, ikinci çeyrek asırda sağlam bir kurumsallaşma ve kadro yenilenmesiyle birleştiği ölçüde kalıcılığını daha da artıracaktır.
AK Parti’nin uzun iktidarını açıklayan unsurlardan biri, Türkiye’nin çevre olarak görülen kesimlerini merkeze taşıyan geniş toplumsal koalisyondu. Muhafazakârlar, kent yoksulları, Anadolu’nun girişimcileri ve siyasette daha güçlü temsil arayan kesimler farklı gerekçelerle bu koalisyonda buluştu. Başörtüsü yasağının kaldırılması ve daha önce kamusal alanda engellerle karşılaşan dindar kesimlerin görünürlük kazanması, milletin kendi ülkesinde özgüvenle temsil edilme ve sivil siyaset üzerindeki vesayeti geriletme iradesinin en somut ifadelerinden biri oldu.
Sağlık hizmetlerine erişimin genişlemesi, sosyal yardımların yaygınlaşması ve belediyelerin gündelik hayata doğrudan dokunan hizmetleri de bu bağın en güçlü dayanakları arasında yer aldı. Bu politikalar, özellikle dar gelirli kesimler için devletin sosyal yüzünü ve gündelik hayattaki görünürlüğünü güçlendirdi.
Dönüşüm yalnızca Ankara’dan okunabilecek bir süreç değildi. Gaziantep’teki üretim hattından Kayseri’nin organize sanayi bölgelerine, Kocaeli’nin teknoloji ve imalat altyapısından Antalya’nın turizm tesislerine kadar ülkenin farklı şehirleri yeni ekonomik ağlara katıldı. Üniversitelerin yaygınlaşması, ulaştırma imkânlarının genişlemesi ve kamu hizmetlerine erişimin kolaylaşması, Anadolu şehirlerinin çehresini değiştirdi.
EKONOMİ: BÜYÜME, KAPASİTE VE YENİ HEDEFLER
AK Parti döneminin en belirleyici alanlarından biri ekonomi oldu. İlk yıllarda sağlanan mali istikrar, gerileyen enflasyon, güçlü büyüme ortamı ve küresel sermayeyle artan temas, toplumun geniş kesimlerinde gözle görülür bir refah ve hareketlilik sağladı. Ulaştırma, sağlık, enerji ve konut alanındaki yatırımlar ülkenin taşıma kapasitesini genişletti. Üretim ve ihracat daha geniş bir coğrafyaya yayıldı. Bu dönemde hayata geçirilen İstanbul Havalimanı, Marmaray, yüksek hızlı tren hatları, bölünmüş yollar, büyük köprüler ve şehir hastaneleri, ülkenin fiziki altyapısındaki köklü dönüşümün en görünür simgeleri arasında yer aldı.
Küresel dalgalanmaların ve pandemi sonrası sürecin de etkisiyle öne çıkan hayat pahalılığı ve enflasyon, son dönemde vatandaşın gündeminde önemli bir yer tuttu. İktidarın bugünkü temel sınavı, ilk yıllarda başardığı fiyat istikrarını, çeyrek asırda kurulan bu güçlü altyapı üzerinde yeniden ve kalıcı biçimde tesis etmektir.
İkinci çeyrek asrın ekonomik hedefi, oluşan altyapıyı ve üretim kapasitesini daha yüksek katma değere, verimliliğe ve kalıcı refaha dönüştürebilmektir. Daha fazla üretmek kadar üretilenin niteliğini yükseltmek, ihracatı artırmak kadar küresel markalar oluşturmak, büyümeyi sürdürmek kadar bu büyümenin meyvelerini toplumun tamamıyla paylaşmak önem taşıyor. Ekonomi, bundan sonra da güven veren ve öngörülebilir bir istikrar alanı olarak güçlenecektir.
TEKNOLOJİ VE SAVUNMA: KAPASİTE ARAYIŞI
Son 25 yılın en görünür değişimlerinden biri, Türkiye’nin teknolojiyle kurduğu ilişkide yaşandı. İnternetin yaygınlaşması, mobil iletişimin gündelik hayatın parçası hâline gelmesi, e-Devlet uygulamaları ve kamu hizmetlerinin dijitalleşmesi devlet-vatandaş ilişkisini kökten kolaylaştırdı. Teknoparklar, teknoloji girişimleri, üniversite-sanayi iş birlikleri ve araştırma merkezleri, giderek güçlenen yeni bir ekosistemin ortaya çıkmasına zemin hazırladı.
Savunma sanayiinde geliştirilen insansız sistemler, kara ve deniz platformları, elektronik harp çözümleri ve mühimmat teknolojileri bu kapasite arayışının somut sonuçları arasında yer aldı. Özellikle insansız hava araçlarının sahadaki etkinliği ve farklı ülkelere ihraç edilmesi, Türkiye’nin uluslararası görünürlüğünü belirgin biçimde artırdı. Yerli üretim kapasitesinin genişlemesi ve savunmanın mühendislikten yazılıma uzanan bir sanayi ekosistemine dönüşmesi, güvenlik alanının ötesinde teknolojik ve stratejik kazanımlar doğurdu.
Bununla birlikte teknoloji yarışında bugünün başarıları yarının üstünlüğünü kendiliğinden getirmiyor. Yapay zekâ, yarı iletkenler, biyoteknoloji, kuantum teknolojileri, siber güvenlik ve uzay sistemleri yeni rekabet alanlarını oluşturuyor. Türkiye’nin bu yarışta kalıcı yer edinmesi; özgür araştırma ortamına, nitelikli eğitime, liyakate, uzun vadeli bilim politikasına ve gençlerin kendi vatanlarında gelecek kurabileceklerine duydukları güvene, yani beyin göçünü tersine çevirecek bir cazibe merkezi hâline gelmeye bağlıdır. Teknoloji yarışının temel unsuru makine değil, insandır.
Bu dönüşümün asıl karşılığı da yalnızca istatistiklerde değil, toplumsal hareketlilikte görülüyor. Anadolu’nun farklı şehirlerinden yetişen gençlerin mühendislikten yazılıma, savunma teknolojilerinden otomotive kadar yeni sektörlerde görev alabilmesi, genişleyen imkânların insani boyutunu gösteriyor. Rakamların anlattığı büyük hikâye, işte bu tekil hayatların toplamından oluşuyor.
DİPLOMASİ: ÇOK YÖNLÜLÜK VE DENGE
Türkiye’nin dış politika gündemi de son 25 yılda genişledi. Avrupa Birliği süreciyle başlayan reform ve yakınlaşma dönemi; Balkanlar, Kafkasya, Orta Doğu, Afrika ve Asya’yla geliştirilen ilişkilerle daha çok yönlü bir çizgiye evrildi. NATO üyeliği sürerken Rusya, Körfez ülkeleri, Afrika ve Orta Asya ile kurulan temaslar Türkiye’nin farklı güç merkezleri arasında daha geniş bir hareket alanı oluşturma arayışını yansıttı.
Suriye Savaşı, göç hareketleri, Rusya-Ukrayna Savaşı, Gazze’deki gelişmeler, enerji güvenliği ve küresel ticaret yollarındaki değişim, Türkiye’nin jeopolitik önemini yeniden gösterdi. Arabuluculuk girişimleri, insani diplomasi ve genişleyen dış temsil ağı bu dönemin dikkat çeken başlıkları oldu. Türkiye’nin bu dönemde öne çıkardığı “daha adil bir dünya” ve “Dünya beşten büyüktür” çağrısı, yalnızca bir söylem değil, Gazze’den Balkanlar’a uzanan geniş bir coğrafyada küresel sistemin tıkanıklıklarına yöneltilmiş bir adalet ve reform teklifi olarak karşılık buldu.
Coğrafya bir ülkeye imkân sunar fakat stratejik üstünlüğü kendiliğinden sağlamaz. Dış politikanın sürdürülebilirliği, diplomatik birikim kadar ekonomik güç, toplumsal dayanıklılık ve içerideki hukuk düzeniyle de ilişkilidir. İkinci çeyrek asırda Türkiye’nin ihtiyacı, etkili olduğu kadar öngörülebilir ve kurumsal sürekliliği güçlü bir diplomasi olacaktır.
DEMOKRASİ VE HUKUK: DÖNÜŞÜMÜN GÜÇLÜ SINAVI
Bir ülkenin gelişmişliği yalnızca yolları, köprüleri, fabrikaları veya teknoloji şirketleriyle ölçülemez. Hukukun üstünlüğü, temel hakların korunması, demokratik katılımın niteliği ve kurumların işlerliği de ülkenin gerçek gücünün parçalarıdır. Ekonomik kalkınma ile demokrasi birbirinin alternatifi değil, birbirini besleyen iki temel sütundur.
Son 25 yılda sivil ve seçilmiş siyasetin hareket alanının genişlemesi, askerî vesayetin geriletilmesi ve daha önce dışlanan kesimlerin demokratik hayatta görünürlük kazanması, bu dönemin önemli kazanımları arasında yer aldı. Türkiye, e-muhtıradan kapatma davasına ve 15 Temmuz darbe girişimine kadar milli iradeyi hedef alan ağır s aldırıları demokratik yollarla göğüsledi. Milletin 15 Temmuz gecesi darbecilere karşı meydanlarda gösterdiği direniş, demokrasi tarihimizin en onurlu sayfalarından biri oldu.
Bu dönemin en köklü kurumsal değişikliği, 2017 referandumunun ardından Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi’ne geçilmesi oldu. Yeni sistem, yürütmede hızlı ve bütünlüklü karar alma imkânı getirdi. İkinci çeyrek asrın hedeflerinden biri, bu yönetsel etkinliği güçlü bir kurumsal kapasite ve kurumlar arası uyumla daha da pekiştirmek olacaktır.
İkinci çeyrek asrın en önemli hedeflerinden biri de kurumsal kaliteyi daha yükseğe taşımaktır. Zira güçlü ekonomi için hukuk güvenliği, yüksek teknoloji için özgür düşünce, istikrarlı yatırım için öngörülebilirlik ve toplumsal barış için güçlü bir adalet duygusu vazgeçilmezdir. Bu ilkeler, AK Parti’nin kuruluşundan bu yana savunduğu, milletin iradesine dayalı güçlü demokrasi hedefinin de doğal tamamlayıcısıdır.
Terörün kalıcı biçimde sona erdirilmesi ve toplumsal bütünlüğün güçlendirilmesi, önümüzdeki dönemin en kritik eşiklerinden biridir. “Terörsüz Türkiye” hedefi etrafında yürütülen sürecin başarısı, güvenlik alanında alınacak sonuçların yanı sıra hukuka, demokratik siyasete, toplumsal rızaya ve karşılıklı güvene dayanmasına bağlı olacaktır. Nitekim sürecin yasal zeminini oluşturan Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun, bu yıl dönümünün hemen öncesinde TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilerek yasalaştı. Atılan bu tarihî adımın kalıcılığı, söylemden çok uygulamadaki sonuçlarıyla; toplumun huzuru, adaleti ve emniyeti aynı anda hissetmesiyle ölçülecektir. Çünkü terörsüz bir Türkiye, iç cephesini tahkim etmiş, kaynaklarını kalkınmaya yönelten ve bölgesinde daha güçlü, daha özgüvenli hareket eden bir Türkiye demektir.
KRİZLERİN ÖĞRETTİKLERİ
AK Parti’nin iktidarda bulunduğu dönem yalnızca yükselişlerden ibaret değildi. Türkiye; ekonomik dalgalanmalar, terör saldırıları, bölgesel savaşlar, büyük göç hareketleri, 15 Temmuz darbe girişimi, küresel salgın, orman yangınları ve yıkıcı depremlerle karşı karşıya kaldı. 6 Şubat depremleri, on binlerce insanımızın hayatını kaybettiği büyük bir felaket olarak milletimizin hafızasında derin bir iz bıraktı. Böyle anlarda ortaya çıkan güçlü toplumsal dayanışma, “beraber yürümenin” yalnızca bir siyaset sözü olmadığını, milletin en zor günlerde bile birbirine kenetlenen ortak bir bağı olduğunu gösterdi.
Krizler devletlerin müdahale kapasitesi kadar öngörü ve hazırlık kabiliyetini de sınar. Depremler sonrasında başlatılan kapsamlı yeniden inşa seferberliği kadar, asıl kalıcı hedef, güvenli yapı stokunu ve dirençli kentleri felaketten önce inşa edebilmektir. İmar, yapı denetimi, afet koordinasyonu ve yerel-merkezî yönetim iş birliği, önümüzdeki dönemin öncelikli sorumluluk alanlarıdır.
İklim değişikliği, su ve gıda güvenliği, siber saldırılar ve yeni salgın ihtimalleri, klasik güvenlik anlayışının sınırlarını genişletiyor. İkinci çeyrek asırda güçlü Türkiye; yalnızca krizlere hızlı müdahale eden değil, riskleri önceden gören ve kurumlarını buna göre hazırlayan öncü bir devlet olacaktır.
İKİNCİ ÇEYREK ASRIN EŞİĞİNDE
Yirmi beş yıl, bir siyasi hareket için uzun, bir ülkenin tarihi için kısa bir dönemdir. AK Parti bu sürede Türkiye’nin yönünü, önceliklerini ve kendisine dair tasavvurunu köklü biçimde değiştirdi. Altyapı yatırımları, sosyal politikalar, güçlü savunma sanayii, kamu hizmetlerinin dijitalleşmesi ve iddialı bir dış politika, bu dönemin kalıcı izleri arasında yer aldı.
Ancak uzun süre iktidarda kalmak, geçmiş başarılarla birlikte yenilenme sorumluluğunu da büyütür. AK Parti’nin ikinci çeyrek asırdaki gücü, kuruluşunda yakaladığı o değişim ruhunu bugünün toplumunda yeniden okuyabilmesinde olacaktır. Gençlerin özgürlük, adalet, eğitim, istihdam ve gelecek beklentileri, toplumun refah talebi, kamuda liyakat ve kurumlara güven ihtiyacı, yeni dönemin başlıca gündemleridir. AK Parti’den önceki Türkiye’yi hatırlamayan yeni kuşaklar, bugünü geçmişle değil, dünyadaki yaşıtlarının imkânlarıyla karşılaştırıyor. Nitekim son dönemde sandığa yansıyan mesajlar da AK Parti’nin, dinamik yapısını koruyarak toplumsal talepleri hızla bünyesine alması ve sürekli bir yenilenme iradesini işletmesi gerektiğini bir kez daha gösterdi.
Dün mesele ekonomik ve siyasi istikrarı yeniden kurmaktı. Bugün mesele istikrarı nitelikli büyüme, adalet ve yüksek kurumsal kapasiteyle taçlandırmaktır. Dün teknolojiye ulaşmak önemliydi. Bugün onu tasarlamak ve üretmek gerekiyor. Dün bölgesel gelişmeleri takip etmek yeterli görülebiliyordu. Bugün Türkiye’nin çözüm üreten, öngörülebilir ve etkili bir aktör olması bekleniyor.
“Beraber yürüdük biz bu yollarda” sözü, çeyrek asırlık siyasi hafızada güçlü bir yere sahip. Fakat ikinci çeyrek asrın kaderini yalnızca yürünmüş yollar değil, henüz açılmamış olanlar belirleyecek. Türkiye’nin ve AK Parti’nin önündeki soru artık sadece ne kadar mesafe alındığı değildir. Asıl soru, değişen dünyanın ve toplumun ihtiyaçlarına hangi değerlerle, hangi kadrolarla ve nasıl bir yenilenme iradesiyle cevap verileceğidir.
Yürüyüşün anlamı yalnızca geçmişte değildir. Nereye, kiminle ve nasıl yüründüğündedir. “Türkiye Yüzyılı” iddiası da işte bu sorulara verilecek cesur, kapsayıcı ve reformcu cevaplarla asıl karşılığını bulacaktır.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.