“G”erçek mi, “6”erçek mi?

04:00, 12/08/2026, ÇarşambaG: Güncelleme: 06:59, 12/08/2026, Çarşamba
Yeni Şafak
“G”erçek mi, “6”erçek mi?
İllustrasyon: Cemile Ağaç Yıldırım

Bir harfin infaz edildiği ve alfabenin bürokratik bir şiddet aygıtına dönüştürüldüğü o anda çatlayan fay hattı, Üsküdar Belediye Meclisi’nin sınırlarını aşar; Türkiye’deki meşruiyet epistemolojisine kadar uzanır.

Mehmet Kırtorun - Yazar

Nasrettin Hoca, Hükümdar Timur’a sunulmak üzere mükellef bir nar gibi kızarmış kaz kızartması götürmektedir. Yoldayken dayanamaz, kazın bir bacağını koparıp yer. Timur’un huzuruna çıktığında tepsideki tek bacaklı kazı gören Hükümdar gazapla sorar: “Hoca! Bu kazın diğer bacağı nerededir?” Hoca hiç istifini bozmaz, sarayın penceresinden dışarıda, güneşin altında tek ayaküstünde uyuyan kazları gösterir: “Padişahım, bizim Akşehir’in kazları hepsi tek ayaklıdır. Bakın!”

Timur derhal emreder; davulcular güm güm davul çalmaya, sopalı adamlar kazları kovalamaya başlar. Ürkek kazlar ürküp iki ayaküstünde kaçışmaya başlayınca Timur tebessümle bağırır: “Bak Hoca! Demek ki neymiş? Kazlar iki ayaklıymış!” Hoca gayet pişkin ve bürokratik bir edayla cevabı yapıştırır: “Ah Padişahım! O dayağı sen yeseydin, senin iki değil dört ayağın birden çıkardı!”

FİRE ORTADADIR, KAZ İKİ AYAKLIDIR

Üsküdar Belediye Meclisi’ndeki oy sayım masasında sergilenen tavır, Akşehir’deki o meşhur “Kazın Tek Ayağı” kurnazlığına benziyor. Sinem Dedetaş’ın görevden uzaklaştırılmasının ardından başkanvekili seçimine gidilen mecliste CHP’li altı meclis üyesinin oyu AK Parti’nin adayına gitmiş, ortaya çıkan fire tablosu Yeni Parti ile CHP’yi birbirine düşürmüştür.

Pusulada gün gibi aşikâr duran “G” harfini “6” rakamına, “Z” harfini “2” rakamına tahvil edip oy iptal eden bürokratik zihniyet; Timur’un karşısında kazın tek ayaklı olduğuna padişahı ikna etmeye çalışan Hoca’nın absürt mantığından farksızdır. İrade ortadadır, aday bellidir ancak yetkiyi elinde tutan bürokrat, kendi siyasal iklimine uygun düşsün diye harfleri sayıya çevirmekte, görünene başka bir isim takmaktadır. Fıkradaki davulun sesi yükselip kazlar iki ayağının üstünde kaçışmaya başladığında hakikat nasıl ortaya çıktıysa, sayım masasındaki gerginlik salona taşıp Yeni Parti ile CHP saflarındaki isimler birbirine girdiğinde de tablo bütün çıplaklığıyla görünür olmuştur: Fire ortadadır, kaz iki ayaklıdır.

ALFABENİN İNFAZI VE SANDIĞIN DEKONSTRÜKSİYONU

Bir harfin infaz edildiği ve alfabenin bürokratik bir şiddet aygıtına dönüştürüldüğü o anda çatlayan fay hattı, Üsküdar Belediye Meclisi’nin sınırlarını aşar; Türkiye’deki meşruiyet epistemolojisine kadar uzanır.

CHP’li Meclis Birinci Başkanvekili’nin, elindeki oy pusulasına bakıp, “Gültekin” soyadındaki “G” harfini “6”, “Ziya” ismindeki “Z” harfini ise “2” olarak okuduğu o saniye; siyasal alanın mantıksal gerçekliği, bürokratik bir absürt tiyatroya evrilmiştir. Bu durum, alelade bir sayım hatası veya masum bir usul münakaşası sayılamaz. Karşımızdaki tablo, seçmenin sandığa yansıyan yalın iradesinin, dilbilimsel bir kurnazlıkla yapısöküme uğratılmasıdır.

Tarihsel hafızayı tazeleyelim: CHP geleneğinin 1946 Seçimleri’nde uyguladığı “açık oy - gizli tasnif” pratiği, iradeyi daha sandığa girerken baskılamayı hedefliyordu. 2026’nın Üsküdar’ında şahit olduğumuz bu yeni yöntem ise çok daha sofistike, bir o kadar da cüretkâr: Gizli oy kullanılmış, irade sandığa girmiş ancak sandık açıldığında alfabeye müdahale edilerek oy iptal edilmiştir. 1946’da oy sayımını halktan kaçıran anlayış, bugün harfleri rakama çevirerek seçmenin iradesini tevil etmektedir.

BÜROKRATİK ŞİDDET

Bürokrasinin en tehlikeli formu, hukukî metinleri yorumlama yetkisini dille oynama şımarıklığına dönüştürdüğü andır. Üsküdar Meclisi’nde sergilenen tutum, alelade bir harf karıştırma vakasının ötesindedir; bu, kurumsal gücün dilbilimsel bir şiddet aygıtı olarak konumlandırılmasıdır.

William Zinsser’ın aktardığı George Orwell’in siyasal dil çözümlemesi, bu tabloyu berrak bir biçimde izah eder: “Politik konuşma ve yazma, savunulamaz şeylerin savunulması amacını taşır; bu yüzden politik dili oluşturan temel unsur sözel kamuflaj, muğlaklık ve belirsizliktir.” Pusuladaki “G” harfini “6”, “Z” harfini “2” olarak telaffuz etmek, tam manasıyla bu sözel kamuflajın meclis kürsüsünden icra edilmesidir. İşaretli pusulayı bile bile meclis üyesinin eline tutuşturup seçeneği daraltmak, iradeyi kuralların arkasına saklanarak felç etme girişimidir.

Bu bürokratik refleksin kökleri, tek-parti döneminin “devlet ile parti özdeşliği” zihniyetine uzanır. 18 Haziran 1936 genelgesiyle İçişleri Bakanı Şükrü Kaya CHP Genel Sekreteri, valiler ise parti il başkanı yapıldı; böylece bürokratik irade, seçmen iradesinin üzerinde bir vesayet makamı olarak kurgulandı. Bu uygulama CHP’nin 1939 tarihli tüzüğüyle kaldırıldı ve ömrü topu topu üç yıl sürdü. Geride bıraktığı refleks ise tüzükten çok daha uzun ömürlü çıktı: Kuralları parti çıkarına göre okuma alışkanlığı.

Hannah Arendt, “Şiddet Üzerine” adlı kitabında bürokrasiyi, hiç kimsenin sorumlu tutulamadığı karmaşık bir bürolar sistemi olarak tanımlar ve buna “Hiç Kimse’nin Yönetimi” adını verir. Arendt’in uyarısı nettir: “Hiç Kimse’nin yönetimi, yönetimsizlik değildir; herkesin eşit ölçüde güçsüz olduğu yerde tiranı olmayan bir tiranlık vardır.” Üsküdar’daki sayım masası tam da böyle bir yerdir: Karar bir usul yorumunun arkasına saklanır, sonuç ortadadır, hesabını verecek de bir isim yoktur.

GÜCÜN KENDİNİ KORUMA REFLEKSİ

Her kurum bir güç piramidi üzerine oturur ve o piramidin tepesindeki makam meşruiyetini yitirdiğinde, koruma görevini üstlendiği şeyin kendisi için bir tehdide dönüşür. Piramidin zirvesindekiler ellerindeki gücü adalet dağıtmak yerine kendi ayrıcalıklarını korumak için kullandığında, aşağıdakilerin iradesi bürokratik mekanizmalarla boğulur. Üsküdar Meclis salonunda kurulan yapı, tam anlamıyla bu güç piramidinin mikro düzeydeki minyatürüdür.

Meclis Birinci Başkanvekili’nin oturduğu yüksek kürsü, seçmen iradesini tarafsızca tecelli ettirmek için tasarlanmış bir makamdır. Sayım anında sergilenen eylem, o makamın sağladığı gücün açık bir manipülasyonuna evrilmiştir. Gerçek karakter, baskı altında verilen ikilemli kararlarda açığa çıkar; oylama anı bunu bütün yalınlığıyla göstermiştir.

Sayım yetkisini elinde tutan bürokratik irade iki kritik ikilemle yüz yüzeydi. Bir yanda ilkesel dürüstlük ve kurala sadakat vardı: Pusulada yazılan “Gültekin” isminin toplumsal hafızadaki ve okuma mantığındaki karşılığını onaylayıp hakikati kabul etmek. Diğer yanda ise siyasal pragmatizm ve güç alanını koruma arzusu duruyordu: Harfleri sayı sayarak iradeyi kadük bırakmak, siyasal neticeyi kendi partisi lehine tayin etmek.

Seçim anı geldiğinde baskı artmış; takılan bürokratik maske düşmüş ve gerçek karakter açığa çıkmıştır. Sayım yönetimi, “harfleri rakama evirme” tercihini kullanarak güce olan bağımlılığını sergilemiştir.

McKee’nin diyalektik analizinde tanımladığı “Olumsuzun Olumsuzu” kavramı tam olarak bu noktada belirir. Adaletin olumlu dengesi “Adalet” ise, bunun çelişiği “Adaletsizlik”, zıddı “Hukuksuzluk”, Olumsuzun Olumsuzu ise “Kaba kuvvetin veya bürokratik kurnazlığın hakikatin yerine geçmesi” hâlidir. Üsküdar’da yaşanan kriz, basit bir kural ihlali sayılamaz; meşruiyetin yapısöküme uğratılarak “kurnazlığın kural hâline getirilmesi” hâlidir.

HAKİKATİN RESTORASYONU VE MEŞRUİYETİN GELECEĞİ

Siyaset sosyolojisinin en temel ilkesi hatırdan çıkarılmamalıdır: Güç, kurallara gösterdiği sadakatin ürettiği toplumsal rızadan neşet eder.

Bürokratik kurnazlıkla geçici mevzi kazananlar, rızaya dayalı meşruiyeti kaybetmiş demektir. Seçmenin oy kabininde somutlaştırdığı iradeyi HARF oyunlarıyla felç etmek, kurumların toplumsal sözleşmeyle olan bağını koparır. Güvenin zedelendiği yerde ise tek bir harfin veya tek bir pusulanın usulsüzlüğü, kamu vicdanında bütün bir sistemin sorgulanmasına yol açar. Hakikati sayısal oyunlara kurban edenler, günün sonunda o sayıların altında kalmaya mahkûm olur.

Şimdi asıl soru şurada asılı durmaktadır: Sayım masasında alfabeyi rakamlara boğduran bürokratik dayak salona taştığında, hakikatin iki ayağı üzerinde dik durmasını mı seyredeceğiz yoksa sessizliğimizle dört ayaklı kurnazlıklara biat mı edeceğiz?

Yorumlar
Avatar

Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.

Sayfa Sonu
Türkiye’nin Birikimi. Uluslararası Medya Grubu.

Türkiye’nin gündemini belirleyen haber kaynağına hoş geldiniz! Tarafsız, dinamik ve derinlemesine habercilik anlayışıyla Yeni Şafak, okuyucularına güncel gelişmelerin ötesinde bir deneyim sunuyor. Siyaset ve ekonomiden kültür-sanat ve spor dünyasına kadar geniş bir yelpazede sunduğu haberlerle, hem Türkiye’de hem de dünyada neler olup bittiğini anında öğrenin. Dijital platformlarıyla her an, her yerden en doğru bilgiye ulaşın; Yeni Şafak’la gündemi yakalayın!

Sosyal medyada bizi takip edin
Mobil Uygulamaları indirin

Gündemi cebinizde taşıyın! Yeni Şafak’ın mobil uygulamalarıyla, en güncel haberlere anında ulaşın. Siyasetten ekonomiye, spordan kültür-sanat dünyasına kadar geniş bir içerik yelpazesi parmaklarınızın ucunda! Hem iOS, hem Android hem de Huawei cihazlarınızda kolayca indirerek, günün her anında en doğru bilgiye hızlıca erişin. Hemen indirin, dünyadaki gelişmeleri kaçırmayın!

Kategoriler
Albayrak Medya

Maltepe Mah. Fetih Cad. No:6 34010 Zeytinburnu/İstanbul, Türkiyeiletisim@yenisafak.com+90 212 467 6515

YASAL UYARI

BIST isim ve logosu 'Koruma Marka Belgesi' altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.

Tüm hakları saklıdır © Net Medya 2026