
Yeni Şafak yazarlarının Türkiye ve dünyadaki gündeme dair analizlerini sizler için özetledik... Aydın Ünal köşesinde "Erdoğan ve AK Parti eleştirilemez mi?" başlıklı yazısını kaleme aldı. Merve Şebnem Oruç, Erdal Tanas Karagöl, Zekeriya Kurşun ve Mehmet Acet de gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Aydın Ünal, Merve Şebnem Oruç, Erdal Tanas Karagöl, Zekeriya Kurşun ve Mehmet Acet'in yazılarının en dikkati çeken bölümleri:
Bu yapıcı eleştirinin üzerine bina etmişler
Siyasi tarihimizde AK Parti kadar eleştirilmiş bir başka parti var mıdır? Recep Tayyip Erdoğan kadar eleştiri oklarının hedefi yapılmış bir başka siyasetçi, bir başka lider var mıdır? Merhum Erbakan, Merhum Özal ve partileri, acaba AK Parti ve Erdoğan’ın maruz kaldığı eleştirilerin 100’de birini görmüşler midir?AK Parti kuruluş hazırlıkları aşamasından itibaren, Erdoğan ise siyaset sahnesine adım attığı andan beri kıyasıya eleştiriliyor.AK Parti ve Erdoğan sadece Misak-ı Milli sınırları içinde de eleştirilmiyorlar. ABD ve Almanya’nın politikacıları ve medyası “eleştiri” maskesi altında sabah akşam AK Parti ve Erdoğan’la uğraşıyorlar. Onların yaktığı işaret fişeğiyle dünyada birçok merkez AK Parti ve Erdoğan’ı hedef yapıyorlar. Sadece eleştirilseler iyi… Eleştirinin sonuç getirmediği durumlarda devreye fiili saldırı giriyor. “Eleştirilemez mi” dediğiniz bu parti ve bu lider, 15 yıldır içerden ve dışardan fiili saldırılara, tehditlere de maruz kalıyorlar.
Halep düştüğünde Şam
Kendi halkına silah sıkamadığı için Suriye rejimindeki polislik görevinden ayrılan, Humus’ta katliamlar dayanılamayacak boyuta geldiğinde direnişe katılan, ülkesini terk etmeyi, başka ülkelerde mülteci olmayı asla düşünmeyen, ama sırf bu yüzden bugün itibarıyla ne kendisi ne ailesi için bir gelecek hayali kurabilen, yarını düşünmeye başladığında önünde dipsiz bir karanlıktan başka bir şey belirmeyen bir adamın bu sözleri karşısında yüreğimde beliren sızı bir türlü geçmiyor.Aslında uzun süredir kalbimde hissettiğim sızıya derman ararken eninde sonunda kendimi bir kez daha İdlib’te bulmuştum. Uzaklara kaçmıştım, olmamıştı; başka şeylerle uğraşmıştım, yine olmamıştı. “Derdime derman belki de derdim olan yerdedir,” diyerek yola koyulmuştum. İdlib’de o yaraları bir kez daha kanattım, kabuk bağlayan yerlerini kaşıyıp koparttım. Doğruya doğru... Halep düştüğünden beri kalbimde kapanmayan bir yara var. Sadece benim değil, çoğumuzun boğazımızda düğümlenen koca bir acı, içimize akıttığımız oluk oluk göz yaşı var. Yıllardır Suriye ile dertlenen hemen herkeste belki henüz kendine bile itiraf edemediği, teşhisini koyamadığı, ama yüreğini sıktıkça sıkan, kapanacağına daha da açılan bir Halep yarası, Halep travması var.
Nasıl bir yol haritası
Cari açığın kontrol edilebilmesi için 2012 yılında ekonomik büyümede frenden sonra da 2013 yılında hem Gezi olayları hem de 17-25 darbe girişimi yaşandı. 2016 yılında ise, ekonominin sağlam yapısı ve siyasi istikrar olmasa büyük bir ekonomik krize ortam hazırlayan 15 Temmuz darbe girişimi yaşandı.Bunlara rağmen ülke ekonomisi 2012-2016 yılları arasında yüzde 3.7 oranında büyüdü.15 Temmuz darbe girişiminin ülke ekonomisini etkilememesi için acil tedbirler uygulanmaya konuldu. Reel kesim için alınan tedbirler, ülke algısının iyileşmesi için gösterilen çabalar meyvesini verdi ve başta ekonomik büyüme olmak üzere makroekonomik göstergelerde hızlı bir iyileşme sağlandı. Tedbirlerin ekonomideki olumlu etkisi, zaman geçtikçe daha fazla görünür oluyor. 2017 yılı birinci çeyrekte açıklanan yüzde 5.1 oranındaki büyüme ve ikinci çeyrekte gerçekleşen yüzde 5.2 oranındaki ekonomik büyüme ile Türkiye artık yüzde 5 üzerindeki büyüme patikasına girdi.
Jeopolitik gerçeklik
Amerikalı Mahan, 20. Yüzyılın başında Ortadoğu kavramını ortaya koyduğunda belki de bu kadar önemli olabileceğini düşünmemişti bile. Ancak Büyük Britanya’nın geleceğini bu coğrafyaya bağlamıştı. Bir süreliğine fiilen böyle oldu denilebilir. Onun bu kavramı ihdas etmesinden sonra, önce bu coğrafyada asırlarca hükmeden Osmanlı Devleti tarihe karıştı, ardından da bölge yeni düzen kurucularının menfaatlerine açıldı. Asırlardır süren siyasi bütünlüğünü kaybeden coğrafya yeni düzen kurucuların mutlak paylaşım alanı oldu. Ancak bu büyük dönüşüme rağmen İngiltere’nin bölgedeki fiili varlığı yarım asrı tamamlamadan tedrici olarak ortadan kalkmaya başladı.Medeniyetlerin doğduğu, su ve hava geçiş güzergahlarının kesiştiği, üstüne dünya sanayisini besleyen enerji kaynaklarının yer aldığı bu coğrafya maddi değerler üzerine bina edilmiş dünya için asla vazgeçilemez bir nimet idi. Fakat sanıldığı kadar kolay bir lokma da değildi. Herkesin gözü burada olsa da bölgenin jeopolitiğini belirleyen tarihten gelen bir birikimi vardı bu coğrafyanın. Nitekim paylaşım iddiaları arttıkça son yüzyıl içinde neredeyse her çeyrek asırda bir Ortadoğu coğrafyasının jeopolitiği yeniden şekillendi.
Füzeler, tanklar, uçaksavarlar
Alanında en büyüklerden biri olma özelliği taşıyan DSEİ (Defense and Security Equipment International) fuarı için birkaç gündür İngiltere’nin başkentindeyiz.Türkiye ile savunma alanında işbirliği yapmaya hazırlanan Japon devi Fujitsu’nun davetlisi olarak buraya geldik.Üç gazeteci, Star’dan Mustafa Kartoğlu, Habertürk’ten Bülent Aydemir ve bendeniz… Salı sabahı Londra’nın çileli trafiğinde bir buçuk saat yol kat ettikten sonra, kendimizi savunma ve güvenlik sektörlerinde at koşturan yüzlerce şirketin sofistike ürünlerle boy gösterdiği devasa bir salonda bulduk. Füzeler, tanklar, uçaksavarlar, hücum helikopterleri, modern toplar, yakın mesafe taramalı atışlar yapan silahların arasında meraklı bakışlarla dolaştık.











