Yazarlar İlmek ilmek

İlmek ilmek

Ali Saydam
Ali Saydam Gazete Yazarı
Abone Ol Google News

NATO Zirvesi’ne damga vuran ‘üçlü muhtıra’dan rahatsız olanlar var…

Biri CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu… “[Cumhurbaşkanı] yelkenleri suya indirdi… Başta kaldığım sürece asla giremezler. E ne oldu? Gittin, bastın imzayı, çıktın geldin” demiş…

Meral Hanım’ın “Beklenti karşılamıyor, bu bir tavizdir” ifadesinden Kılıçdaroğlu ile aynı görüşü paylaştığı anlaşılıyor.

İsveç’ten de gelmiş… Sosyal Demokrat Parti ve terör örgütü YPG/PKK destekçisi olduğu söylenen bağımsız milletvekili Amineh Kakabaveh “Kara bir gün” demiş… İsveç Dışişleri Bakanı Ann Linde ise “Erdoğan’a boyun eğmedik”.

Türkiye’nin çıkarına bir işin bazılarını memnun etmeyeceğini biliyorduk elbette ama ülkemiz muhalefetinin bir kez daha terör örgütüyle aynı ağızdan konuşmayı kendine nasıl yakıştırdığını hiç bilemedik… Anlayamadık…

Oysa sonuçları itibarıyla NATO Zirvesi’nin “Türkiye’nin diplomatik zaferi” olduğu çok açık…

Bu, Ukrayna-Rusya görüşmelerindeki kilit pozisyonundan sonra “Yalnızlaştı” denilen, “itibarsızlaştığı” iddia edilen ülkemizin, uluslararası platformda, son dönemdeki ikinci ‘dev’ başarısı…

Ve bu başarının Madrid’de geçen iki verimli günden ibaret olmadığı, aylar süren çalışmaların sonucu olduğu da ortada. Dışişleri Bakanlığı ve bürokratlarının ilmek ilmek ördüğü bir süreç söz konusu…

Sayın Cumhurbaşkanı’nın şimdi ‘aleyhte delilmiş’ gibi kullanmaya çalışılan “Ben olduğum sürece teröre destek veren ülkeler NATO’ya giremezler” sözü de bu süreçte yürütülen stratejinin kamuoyuna yansıyan adımlarından biriydi.

Pozisyonunun ne derece net, duruşunun ne denli kararlı olduğu, ülkenin en yetkili ağzından bu ifadeyle anlatılmıştı. “Bu duvarı aşmak istiyorsanız, önce siz adım atacaksınız” demekti…

Nitekim adımlar atıldı… Perşembe günkü yazımızda da belirttiğimiz gibi PKK, YPG/PYD ve FETÖ gibi terör örgütleri bir NATO belgesine girdi… Böylece artık ‘yalnızca bizim sorunumuz’ olmaktan çıktılar… Yalnızca üçlü muhtıraya taraf Finlandiya ve İsveç değil, NATO üyesi diğer ülkeler de bu konuda Türkiye’nin hassasiyetlerini dikkate almak durumunda kalacaklar…

Türkiye’nin hem Ukrayna-Rusya savaşında Batı’nın ‘yaptırım’ gazına gelmemesi, uyguladığı ‘denge politikası’ hem de sonraki süreçteki dik duruşu, onun Avrupa’da ve NATO çerçevesinde ‘yeniden konumlandırılması’ için çok önemliydi… Bunlar, dış ilişkilerde son yıllarda uygulanan ‘ret ve kabul’ politikasının meyveleridir…

Son yazımızda bir hususun daha altını çizmiş; “Türkiye’nin, başta ABD olmak üzere Madrid’deki ikili ilişkilerinde başka hangi kazanımları elde ettiğini önümüzdeki günlerde göreceğiz” demiştik.

Gördük… ABD Başkanı Biden’dan açıklama gecikmedi: “Türkiye’ye F-16 uçaklarını satmalıyız ve aynı zamanda uçakları modernize etmeliyiz... [Cumhurbaşkanı Erdoğan’a] Bir karşılık da olmadığını ve sadece satmamız gerektiğini söyledim. Bunu yapabilmek için ihtiyacım olan şey Kongre onayı. Bu onayı alacağımızı düşünüyorum.”

Barış Pınarı Harekâtı’na karşı oluşuyla tanıdığımız ABD’li Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham bile “Biden yönetiminin önemli NATO müttefikimiz Türkiye’ye F-16 satışına destek verme kararını destekliyorum” dedi…

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.