Okyanusu geçip derede boğulmamak için…

04:0028/04/2026, الثلاثاء
G: 28/04/2026, الثلاثاء
Ali Saydam

Ne kadar tekrarlasak yeridir… “Algı, olgunun önündedir. Siz isterseniz dünyanın en adil sistemini kurun, eğer o sistemin işlediğini halkın kalbine ve zihnine mühürleyemezseniz, okyanus ötesinden fonlanan ‘endeks masaları’ gelir, sizin adalet karnenizi masa başında dolduruverir.” (Bkz. 16.11.2024, Yeni Şafak Gazetesi, “Adalet algımızı ‘kim’ yönetiyor” başlıklı yazımız)… Eğer algıyı (realiteyi, gerçekliği), usulü veçhile yönetemezseniz, olgunun (hakikat, gerçek) arka planda kalmasını engelleyemez,

Ne kadar tekrarlasak yeridir… “Algı, olgunun önündedir. Siz isterseniz dünyanın en adil sistemini kurun, eğer o sistemin işlediğini halkın kalbine ve zihnine mühürleyemezseniz, okyanus ötesinden fonlanan ‘endeks masaları’ gelir, sizin adalet karnenizi masa başında dolduruverir.” (Bkz. 16.11.2024, Yeni Şafak Gazetesi, “Adalet algımızı ‘kim’ yönetiyor” başlıklı yazımız)… Eğer algıyı (realiteyi, gerçekliği), usulü veçhile yönetemezseniz, olgunun (hakikat, gerçek) arka planda kalmasını engelleyemez, “Algı olgunun önüne geçiyor!” diye sızlanır durursunuz…

Bilindiği üzere geçen yıl yapılmış 2 büyük araştırmanın ikisinde de Türkiye’de insanların yüzde 74-84 oranlarında adalet sistemine güvenmedikleri ortaya konulmuştu.

Adalet Bakanı Akın Gürlek, “Ceza İşleri Genel Müdürlüğü” bünyesinde 7 yeni daire başkanlığı kurulduğunu açıklamış. Söz konusu başkanlıklar; suç tiplerine göre organize edilen, veri ve uzmanlık temeline dayanan, adımların gecikmesini önleyen yeni adalet yapısının mihenk taşları olarak tanımlanıyor.

Gürlek’in, “ihtisaslaşma aşaması”na işaret eden yeni dönemde hedefinin; toplumun sinir uçlarına dokunan, cezasızlık ve geç gelen adalet algısını besleyen yaralara neşter vurmak olduğu tespit edilebilir.

Adalet mekanizmasındaki bu yapısal dönüşümün, İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi’nin açıkladığı “Yeni Güvenlik Paradigması’” ile bir eş güdüm içerisinde olduğu gözlemlenebilir. Bakan Çiftçi’nin, suçu doğmadan önleme vizyonuyla duyurduğu strateji; yalnızca sokaktaki asayişi değil, siber devriyelerden okul çevrelerindeki ‘tam koruma’ kalkanına kadar güvenliğin her katmanını tahkim eder nitelikte.

Suçun kaynağına inen yapay zekâ destekli analizler ve 32 binden fazla ruhsatsız silahın toplanmasıyla güçlendirilen önleme refleksi, sadece mahkeme salonlarıyla sınırlı olmayan adalet duygusunun tatmin edilmesiyle sonuçlanabilir.

Öte yandan bağımlılıkla mücadeleyi “millî güvenlik meselesi» olarak tanımlayan Bakan Gürlek, toplum vicdanındaki en derin sızıların üzerine gidilme kararlılığını da ortaya koyuyor.

Gülistan Doku dosyasını bizzat dile getirmesi, kurumsal kapasiteyi bu yöne kanalize etmesi güçlü bir başlangıç gibi görülebilir. Tunceli Cumhuriyet Başsavcısı Ebru Cansu’yu da anmakta yarar var.

Adalet sistemi konusunda algının, olgunun önüne geçmesindeki en önemli etkenlerden birinin bu alanda iletişim yapılamaması olduğunu çeşitli vesilelerde ifade etmeye çalışmıştık. Gördüğümüz kadarıyla ilk kez bir savcı, bir medya organına bu boyutta açıklamada bulunuyor, dosyanın teknik detaylarından öte, insani, duygusal yanına da dokunuyor… Bu yolla yürütülen iletişimin toplum vicdanı üzerindeki olumlu sonuçlarını da hep birlikte takip ediyoruz…

Sayın Bakanın “Türkiye Yüzyılı’nı Adaletin Yüzyılı kılacağız” şeklindeki ifadesi de hayli iddialı.

Tüm bunlar son derece olumlu olsalar da hâlâ gidilecek yol var… Özellikle de iletişimin ‘3C’ kuralını oluşturan unsurlardan ikisinde; ‘consistency’ ve ‘continuity’, yani tutarlılık ve süreklilikte…

İki bakanlığın çalışmalarının sonuçları, mağdur ailelerin hikâyeleriyle, adaletin tecelli ettiği somut örneklerle halka anlatılabilmeli. Bunun için de iletişim aksiyonları ve kampanyalar devreye alınmalı, iletişim meydanları boş bırakılmamalı...

Şikâyeti olan Apo ağabeyimizi arasın

İstanbul Erkek Lisesi’nden 3 sınıf büyüğüm, bu nedenle de ‘dünya ahiret ağabeyim’ Abdullah Kiğılı (Nam-ı diğer Apo) aradı: “Sizin vakıftan arkadaşları topla gelin. Bir öğle yemeği yiyelim” …

Bizim İstanbul Erkek Liseli İş İnsanları ve Yöneticiler Vakfı başkanımız, diş hekimliğinde ülkemizin yıldız isimlerinden Prof. Dr. Ata Anıl’a ilettim… Emir telâkki ettik. Kalktık Pendik’teki Kiğılı Merkez Ofisi’nin yolunu tuttuk. Hem de anlamlı bir günde. 23 Nisan Perşembe günü…

Benim dışımda kimler vardı?

Prof. Dr. Ata Anıl (Ardent Kliniği), Emre Can (Metem Ticaret ve Metemteks), Erol Evgin (Y. Mimar ve Sanatçı), Kemal Büke (Büke Tekstil, Kiğılı), Melike Külahçı (Transmed Hair and Cosmetic Surgery Clinic), Meral Kurdaş (Akbank), Ümit Zaim (Derimod), Prof. Dr. Zeynep Oşar (Endokrinoloji, Diyabet ve Metabolizma hastalıkları) …

Apo Ağabeyimiz, İnegöl ve Bursa’daki dükkânlarında faaliyet gösteren İnegöl Köftecisi Orhan’ı devreye sokmuş… Erdinç Usta’nın liderliğinde bir ekip bütün teçhizatı, donanımı toplayıp Kiğılı’ya gelmişler… “Ben böyle köfte hiç yemedim!” desem yeridir… Piyazı, sütlü kadayıfı da bir başkaydı ama, ille de köfte… Yolunuz İnegöl ya da Bursa’ya düşerse kaçırmayın…

Apo Ağabey gibisine rastlamak zordur… 65 yıldır tanırım… İnsanın kendisini sevmeyen, arkasından olumsuz konuşan tek bir kişinin bulunmaması mümkün müdür?

Evet… Bu dünyada böyle bir kişi var ise o da hiç şüphesiz Apo Ağabey’dir…

Yemekte de o anlattı biz dinledik… Piyasaları bir analiz etti ki, demeyin gitsin… Pek çok şey söyledi ancak iki konu aklıma kazındı:

Bir: İnsanların satın alma güçleri düşüyor… Her geçen gün daha az para harcayabilir hâle geliyorlar. Markalar buna göre pozisyonlanmaları gözden geçirmeliler.

İki: Kiğılı markası, tüm kriz dönemlerini büyüyerek geçmiştir…

Dücane Cündioğlu’nun sıklıkla dile getirdiği o ünlü tespitini bir kez daha hatırlayalım mı: “Düşünce yetkinleştikçe şikâyet azalır!”…

Perakende sektöründeki arkadaşlar şikâyete başlamadan önce Apo Ağabeyimizi bir arasalar ne iyi ederler…

#Akın Gürlek
#Mustafa Çiftçi
#Ali Saydam