“Karşıma çıkan kimdir ve benim ona karşı mesuliyetim nedir?”

Fatma Barbarosoğlu
Fatma BarbarosoğluYeni Şafak Gazete Yazarı
04:00, 04/08/2026, Salı • Yeni Şafak Haber Merkezi
“Karşıma çıkan kimdir ve benim ona karşı mesuliyetim nedir?”

Ekranlar şiddetin, gıybetin, hiddetin sahnesi olarak yirmi dört saat yayın yapıyor. En korkunç olan en hızlı şekilde tüketiliyor. Olmakta olanın, bir daha olmaması için adli, siyasi, ekonomik değerlendirme ve analiz yapılmıyor, tedbirler üzerinde durulmuyor. Her şeyi bilen(!), her an ekranda “yaşayan” kafaların bunu yapması pek mümkün değil zaten. Böyle olunca, dostlar alışverişte görsün hesabı, şiddet haberleri şiddeti mayalayacak şekilde servis edilmeye devam ediyor.

Ne demek istediğimi dünü güne bağlayarak anlatmaya çalışayım. Olay 27 Temmuz 2026 günü akşam saatlerinde -haberde saatin kaç olduğu belirtilmiyor- gerçekleşiyor. Yolda yürüyen genç kızlara saldırganların önce sözlü tacizde bulunup ardından arabayla kaçırmaya kalkmaları üzerine yetmiş iki yaşındaki Nurettin Ersaçan saldırganları engellemeye çalışırken darp ediliyor. İfadesi şöyle: “Evimden çıktım, serserilerin iki genç kızı kaçırmaya çalıştığını gördüm, kızları ellerinden aldım. O sırada ayağım kayıp düşünce beni linç ettiler. Ben sadece insanlık görevimi yaptım, kendi kızım da olsa yine müdahale ederdim. Kanunun bu kişilere en ağır cezayı vermesini istiyorum.”

Şüpheliler yakalanıyor, ifadelerinin alınmasının ardından serbest bırakılıyorlar. Kamuoyu tepki gösterince güvenlik kamerası görüntüleri izleniyor ve saldırganlar ek tutuklama ile tekrar gözaltına alınıyor. Saldırganların daha önce de şiddet, darp, adam yaralama olarak dokuz defa tutuklandığı ortaya çıkıyor. Kamuoyu, aynı suçu defaatle işleyen saldırganlara kanunların neden caydırıcı cezalar vermediğini tartışıyor.

Adi suçlar kapsamında kanunların caydırıcı olmadığı konusunda toplumsal mutabakat var olduğu halde kanun bu mutabakata uygun olarak neden yeniden düzenlenmiyor?

Yetmiş iki yaşındaki Nurettin Ersaçan darp edilmeyi göze alarak saldırganların elinden kızları kurtarmaya çalışmasaydı, ne olacaktı?

Dünü güne bağlamak üzere bir sahne sunmak istiyorum. Sunacağım sahne Gündüz Vassaf’ın annesi Belkıs Halim Vassaf’ın yaşamını ve tanıklıklarını sözlü tarih çalışması olarak naklettiği Annem Belkıs kitabından.

Belkıs Hanım, son Kadıköy vapurunda Hakkı Tarık Us (1889-1956) ile karşılaşır ve onun şu sorusuna muhatap olur: “Sen bu saatte yalnız başına ne arıyorsun sokaklarda?” Belkıs Halim verdiği cevabı aktarmıyor. Onun yerine Üniversite bitirmiş bir genç kız olarak yaşadığı özgür hayatı nakletmeyi tercih ediyor.

Türk basın tarihinin en önemli gazetecilerinden olan Hakkı Tarık Us’un sorduğu bu soru ile kitapta yer almasının sebebi, dönemin zihniyetinin bir temsili olması muhtemelen. Çünkü bu olayı aktarmadan önce Belkıs Halim tezini yazarken Fransızca desteği almak için Kadıköy’ün farklı bir caddesinde oturan arkadaşına gece vakti bekçi eşliğinde gidip geldiği bilgisini veriyor ve böyle gidip gelmelerin kadınlar için hoş görülmediğini belirtip “İstanbul o kadar ufaktı ki sanki herkes birbiriyle ilgilenir, hatta birbirinin işine karışırdı” diyor.

Belkıs Hanım’ın hal ve tavrı ise sorulan soruyu cevapsız bırakışı üzerinden erken Cumhuriyet döneminin eğitimli, idealist ve özgür kadın tipolojisinin canlı bir örneği olarak aktarılıyor olmalı.

Vassaf, annesinin hayatını kaleme alırken onun Akşehir’de İlkokulunda tek kız öğrenci olmasından başlayarak Harvard’ın sosyal bilimlerdeki ilk kadın öğrencisi oluncaya kadar daima “kendisi” olarak kalışını merkeze alır. Belkıs Hanım da anlatısında ne kadar farklı olduklarını, kendisine CHP’den eşine DP’den vekillik teklif edilmiş olması üzerinden ironik bir şekilde dile getirir.

Vapurdaki bu sahneyi neden aktarma ihtiyacı hissettim?

1950’li yıllar Türkiye’sinde kırsaldan kente göçün ve sanayileşmenin hız kazandığı bir kırılma dönemi yaşansa da şehir hayatının "
ahlak kodları
" ve "
sosyal denetim mekanizmaları
" ile taşranın/tarımsal hayatın yapısı arasında henüz radikal bir kopuş gerçekleşmemiş oluşuna dikkat çekmek için.

Gündüz Vassaf’ın annesi Belkıs Halim Vassaf’ın o gece vapurda karşılaştığı meşhur gazetecinin bakışlarında ve imasındaki tecessüs, "O saatte bir kadının tek başına orada ne aradığı" sorusu, tam da bu iki hayat alanının ahlaki kesişimini özetler.

Köyde veya küçük kasabada herkes birbirini tanır; mahalle ve akrabalık ağları, bireyi, özellikle de kadını sürekli bir "gözetim" altında tutar. Kimin, ne zaman, nerede, kiminle olduğu, toplumsal ahlakın ve aidiyetin temel meselesidir.

1950’lerin İstanbul veya Ankara gibi büyük şehirlerinde ise modernleşme fiziksel mekânı değiştirmiştir (vapur, tramvay, sinema, üniversite vb.); ancak
zihinsel denetim kodları hâlâ taşranın yüz yüze ilişki ahlakıyla işlemektedir.

Şehrin aidiyet kodlarını Kadıköy Vapuru üzerinden görünür kılan bu sahne, kamusal bir mekân olması gereken bir yerin dönemin İstanbullu elitleri veya orta sınıfı için aslında genişletilmiş bir "mahalle" olduğunu düşündürmektedir. Karşılaşılan tanıdık figür, - Hakkı Tarık Us ile Belkıs Halim’in ağabeyi gazeteci Zekeriya Sertel (1890-1980) tanışıyorlardı şüphesiz- köydeki komşunun veya muhtarın şehirdeki uzantısına dönüşür.

Kırsalda kadının namusu ve ahlakı, havanın kararmasıyla birlikte ev sınırları içine çekilmesi üzerinden kodlanır. 1950'ler şehir hayatı da kadına kamusal alanda gündüz saatleri için (eğitim, çalışma, alışveriş) alan açsa da "
gece
" kavramını hâlâ tarımsal hayatın tekinsiz ve ahlaken sorgulanabilir sınırları içinde tutmaktadır.

1950'ler Türkiye'sinde modern kentli ahlakı, kendisini taşradan daha "çağdaş" ve "özgür" tanımlasa da özünde aynı korumacılık ve denetim refleksini sürdürür.

Tarım toplumunda zaman, gün ışığına ve üretime göre ayarlanır. Güneş battıktan sonra dışarıda olan bir kadın, üretim veya ailevi bir zorunluluk dışında hareket ediyor demektir ve bu tekinsiz bir durum olarak görülür. 1950'lerin kentli zihniyeti de kadının gece kamusal alandaki varlığını doğrudan bir "ahlaki sapma" veya "risk" olarak görme hususunda tarım toplumunun ahlakı ile birebir örtüşür.

Tarımsal hayatta bir kadının yalnız seyahat etmesi veya gece vakti yalnız olması düşünülemez; yanında mutlaka "yanlış anlaşılmayı önleyecek" bir erkek veya bir aile üyesi (refakatçi) olması beklenir. Belkıs Hanım’ın vapurda “
tek başına
” olması, kentli tanıdığın gözünde tam da bu kuralın ihlalidir.

Kırsal kesimde ahlakı koruma görevi sadece çekirdek aileye değil, gruptaki her erkeğe (veya yaşlı kadına) verilmiş bir hak gibidir. Vapur sahnesinde gördüğümüz en çarpıcı unsur şudur: Şehirdeki tanıdık, kendisini tıpkı köydeki bir akraba gibi, tanıdığı kadının ahlaki sınırlar içinde kalıp kalmadığını denetlemekle mükellef hissetmektedir.

Dijital kültür ile birlikte zaman mefhumu tamamen değişti. Gündelik hayatın ritmi “tekinsiz” karşılaşmalar ile sanal alemde hızla bütün değerleri alt üst ederken güvenlik kameralarının olayların vuku bulmasını değil, ancak vuku bulduktan sonra devreye gireceğini görmemiz gerekiyor.

Kafamızı, değer yargılarımızı netleştirmek için sormak istediğim iki soru var:

1- O gün orada yetmiş iki yaşındaki Nurettin Bey, canı pahasına duruma müdahale etmeseydi ne olacaktı?

Bu soruyu herkes aşağı yukarı aynı şekilde cevaplar.

2- Aynı beyefendi on altı yaşındaki kızını, kendi rızası ile kamusal alanda uygunsuz davranışlarda bulunurken görse, ikaz edici bir konuşma yapsa ve buna mukabil darp edilse, kamuoyu, gerçek kimlikler ile sanal kimliklerin birbirine tamamen ters bir şekilde görüş beyan ettiğini, gerçek kimliklerin babayı haklı bulurken, sanal kimliklerin babayı haksız müdahale ile suçladığını, üstelik sanal kimliklerin aksi görüş beyan eden gerçek kimlikleri linç etmek üzere anında seferber olduğunu görecektir.

Dolayısıyla sosyal medyada sanal kimliklerin hesap açmasını engelleyici tedbirlerin bir an önce hayata geçirilmesi şart.

Diğer taraftan hayatın mesuliyetini yüklenmiş özneler olarak Efendimizin şu hadisi şerifini hiç aklımızdan çıkarmamız gerekiyor. “Kim bir kötülük görürse onu eliyle değiştirsin. Şayet eliyle değiştirmeye gücü yetmez ise diliyle değiştirsin. Diliyle değiştirmeye gücü yetmez ise, kalbiyle düzeltme cihetine gitsin ki bu imanın en zayıf derecesidir.”

Dijital ortamda kötülüğü kalbiyle düzeltmeye bile gerek görmeyenlerden misiniz? Kendinizi bir gözden geçirin derim.

Yorumlar
Avatar

Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.

Sayfa Sonu
Türkiye’nin Birikimi. Uluslararası Medya Grubu.

Türkiye’nin gündemini belirleyen haber kaynağına hoş geldiniz! Tarafsız, dinamik ve derinlemesine habercilik anlayışıyla Yeni Şafak, okuyucularına güncel gelişmelerin ötesinde bir deneyim sunuyor. Siyaset ve ekonomiden kültür-sanat ve spor dünyasına kadar geniş bir yelpazede sunduğu haberlerle, hem Türkiye’de hem de dünyada neler olup bittiğini anında öğrenin. Dijital platformlarıyla her an, her yerden en doğru bilgiye ulaşın; Yeni Şafak’la gündemi yakalayın!

Sosyal medyada bizi takip edin
Mobil Uygulamaları indirin

Gündemi cebinizde taşıyın! Yeni Şafak’ın mobil uygulamalarıyla, en güncel haberlere anında ulaşın. Siyasetten ekonomiye, spordan kültür-sanat dünyasına kadar geniş bir içerik yelpazesi parmaklarınızın ucunda! Hem iOS, hem Android hem de Huawei cihazlarınızda kolayca indirerek, günün her anında en doğru bilgiye hızlıca erişin. Hemen indirin, dünyadaki gelişmeleri kaçırmayın!

Kategoriler
Albayrak Medya

Maltepe Mah. Fetih Cad. No:6 34010 Zeytinburnu/İstanbul, Türkiyeiletisim@yenisafak.com+90 212 467 6515

YASAL UYARI

BIST isim ve logosu 'Koruma Marka Belgesi' altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.

Tüm hakları saklıdır © Net Medya 2026