Türkiye kesinlikle hiperpolitik!

Ayşe Böhürler
Ayşe BöhürlerYeni Şafak Gazete Yazarı
04:00, 19/09/2026, Cumartesi • Yeni Şafak Haber Merkezi
Türkiye kesinlikle hiperpolitik!

Hangi ülkede olursam olayım illa ki kitapçılarda gezinmeyi çok severim. Yeni politik yayınları takip edip bana kitap siparişi veren bir arkadaşım da olunca kitap aramayı neredeyse bir hobi haline getirdim. Nuray Mert sağ olsun! Onun kitaplara dair bilgisi, ilgilendiği konular da bir arkadaş olarak çok da ufuk açıcıdır. Bu nedenle hiç üşenmem, istediği kitapları arar bulurum. Bunu yaparken başka kitaplar da dikkatimi çeker. Bu sefer de öyle oldu. George Kennan isimli Soğuk Savaş döneminin teorisyenlerinden sayılan bir tarihçi üzerine bir biyografi kitabı ararken bulduğum “Hiperpolitik” isimli kitap en çok da Türkiye başlığı ve Türkiye’nin kesinlikle hiperpolitik olduğu iddiasıyla dikkatimi çekti.

(Ancak bu başlığa geçmeden kitapçılarda dikkatimi çeken bir başka şeyin de Türkiye üzerine kitap eksikliği olduğunun altını çizmek isterim. Londra kitapçılarında ne kültür ne yemek ne tarih ne de bugüne dair Türkiye’yi anlatan kitap var. Olan çok az kitap da son derece önyargılı. Sebeplerini konuşup çözüm oluşturmak gerekir ve illaki Türkiye hakkında konuları çeşitlendirip hakkımızda kitap yazılmasını teşvik etmek gerekir. Bu arada dijital yayınların kitabın yerini alamadığını da altını çizmek isterim.)

SİYASAL SERMAYE NEREYE AKIYOR?

Anton Jäger’in “Hiperpolitik” isimli kitabı öncelikle kapağındaki resim ile dikkatimi çekti. Tillmans isimli bir fotoğrafçıya ait olan resim Thatcher dönemi Londra’sında, Berlin Duvarı’nın yıkılmakta olduğu bir zamanda çekilmişti.
Her şeyi dans ederek geride bırakmaya çalışan gençlere bir gönderme yapıyordu.
Kitabın ilk sayfalarında ise dikkat çeken bir başka gönderme de Alice Harikalar Diyarında’daki Cheshire Kedisi’neydi. Jäger, bugünkü siyaseti, kendisi ortadan kaybolduktan sonra sırıtışı ortada kalan Cheshire kedisine benzetiyor: “Siyasetin kendisi ortadan kayboldu ama
siyasal görüntü ve duygusu kaldı” diyordu.
Sanayi toplumunun çözüldüğü, eski kolektif siyasetin zayıfladığı, bireysel/kültürel hayatın öne çıktığı 1989 yılı bir dönüm noktasıydı. Kolektif hayat tam da burada bozulmuştu
. Bu tarihlerde Batı’daki fabrikalar Çin’e taşınmıştı. Çünkü fabrika yalnızca üretim yapılan yer değildi. Aynı zamanda
işçi sınıfını, sendikayı, dayanışmayı ve siyasal örgütlenmeyi
üreten sosyal bir mekândı. Fabrika Çin’e taşındığında sadece üretimin değil, Batı’daki eski siyasal örgütlenmenin de toplumsal zemini de değişmişti. Fotoğrafta yer alan gece kulübü önemliydi. İnsanlar hâlâ
bir aradalar
ancak artık onları bir araya getiren şey, sınıf veya örgüt değil;
müzik, aşk, beden, kültür ve kişisel deneyim olmuştu.
Jäger, hiperpolitik dönemde siyasetin yok olmadığının, ancak biçim değiştirdiğinin altını ısrarla çiziyor: “Önce kolektif siyasetin kurumları zayıfladı; daha sonra siyaset, sosyal medya çağında çok güçlü biçimde geri döndü. Ama geri dönen siyaset eski örgütlü siyaset değildi.”
Jäger,
liderlerin güçlendiğini ama partilerin siyasal sermayeyi taşıma gücünün azaldığını iddia ediyor. Yazarın tezine göre “toplumsal öfkenin mevduat bankaları” olan partiler toplumun öfkesini
örgütleyip seçim gücüne ve devlet politikasına dönüştürme etkisini giderek kaybediyor.
Bugün siyasal
partiler
, duyguyu siyasal sermayeye çeviren kurumlar değil! Kitaptaki anlatıya göre bunun sebebi
hiper politika çağında toplumsal öfkenin bir siyasal sermayeye dönüşememesi, doğrudan sosyal medya aracılığıyla protesto, hashtag ve viral kampanya ile anlık büyük bir enerji yaratıp,
birikmemesi
.
Bu nedenle “
kedisiz gülümseme
” başlığı, içeriği anlamak için adeta anahtar bir ifade.
Siyasetin görüntüsü ve heyecanı var, fakat onu taşıyan eski toplumsal gövde giderek yok oluyor.

SİYASİ ENERJİ YÜKSEK AMA ÖMRÜ KISA…

Günümüzde neredeyse her konu siyasallaşıyor: Yaşam tarzı, tüketim, kimlik, kültür, sanat, hatta kişisel tercihler. Fakat bu yoğun siyasallaşma, aynı ölçüde güçlü ve kalıcı siyasal sonuç üretmiyor.
Siyaset her yerde, ama siyasal güç daha zayıf
.
İnsanlar sosyal medyada sürekli siyasi tartışmaların içinde. Bir olay birkaç saat içinde milyonlarca insanı harekete geçirebiliyor. Fakat bu hareketlilik çoğu zaman
partiye, sendikaya, derneğe veya uzun vadeli bir örgütlenmeye dönüşmüyor. “Hiperpolitik”, çok siyaset konuşup az örgütlenmek demek
. Eski siyasetin zamanı daha uzundu: Örgüt kurmak, kadro yetiştirmek, seçmenle ilişki geliştirmek, program oluşturmak… Dijital siyasetin zamanı ise çok daha kısa:
tweet > tepki > viral yayılma > öfke > yeni gündem.
Böylece siyasi enerji çok yüksek ama ömrü kısa olabiliyor.
Partilerin ve sendikaların zayıflaması kritik eşik
. Bu yapılar zayıfladıkça
birey ile devlet arasındaki ara kurumlar boşalıyor. Siyaset kolektif olmaktan çıkıp kişiselleşiyor. Popülizmin yükselişi bu boşlukla bağlantılı
. Geleneksel partiler ve ara kurumlar zayıflayınca lider ile seçmen arasındaki ilişki daha doğrudan hale geliyor. Karizmatik liderler, sosyal medya ve kitle iletişimi sayesinde örgütsel aracıları aşarak seçmenle doğrudan bağ kurabiliyor. Bu nedenle hiperpolitik ortam
lider merkezli siyasete elverişli
olabiliyor.
İnsanlar giderek “Hangi örgüte üyeyim?” sorusundan ziyade “Hangi konuda nasıl hissediyorum?” üzerinden politikleşiyor. Böylece siyaset, program ve örgüt kadar
duygu, ahlak, kimlik ve kişisel duruş
üzerinden kurulmaya başlıyor.

ÖFKE: YENİ SİYASETİN TEMEL YAKITLARINDAN BİRİSİ

Dijital ortam öfkeyi çok hızlı büyütebiliyor. Ancak Jäger açısından öfke ile güç aynı şey değil. Bir milyon kişinin bir konuda aynı gün tepki göstermesi, o insanların beş yıl boyunca birlikte hareket edebilecekleri anlamına gelmiyor.
Kültür savaşları gerçek siyasetin yerini alabiliyor.
Kültürel çatışmalar
ekonomik ve kurumsal güç mücadelesinin yerine geçiyor.
Çok kısa sürede olağanüstü büyüklükte toplumsal mobilizasyon mümkün. Fakat milyonlarca insanı sokağa çıkarmak ile bu enerjiyi
kalıcı bir örgüte ve kurumsal değişime dönüştürmek
mümkün olmuyor. Saman alevi gibi toplumsal hareketler bu dönemin en büyük sorunu.
Jäger, kitapta Türkiye örneğine de yer vermiş.
Medya siyaseti, lider merkezli siyaset, parti üyeliği ile gerçek örgütlülük arasındaki fark, gençlerin siyasal katılım biçimleri ve kültürel kutuplaşma
üzerinden bir analiz yaparken Türkiye’yi tam olarak hiperpolitik kavramı ile açıklasa da
AK Parti, Jäger’in Batı için tarif ettiği “örgütsüz siyaset” modeline tam olarak oturmuyor.
Çünkü Türkiye’de, özellikle AK Parti örneğinde, fiziksel parti örgütlenmesi hâlâ dikkate değer ölçüde güçlü.
AK Parti neden hem modele uyuyor hem de istisna oluşturuyor sorusuna yazarın verdiği cevapları bir ikinci yazıya bırakıyorum…
Sayfa Sonu
Türkiye’nin Birikimi. Uluslararası Medya Grubu.

Türkiye’nin gündemini belirleyen haber kaynağına hoş geldiniz! Tarafsız, dinamik ve derinlemesine habercilik anlayışıyla Yeni Şafak, okuyucularına güncel gelişmelerin ötesinde bir deneyim sunuyor. Siyaset ve ekonomiden kültür-sanat ve spor dünyasına kadar geniş bir yelpazede sunduğu haberlerle, hem Türkiye’de hem de dünyada neler olup bittiğini anında öğrenin. Dijital platformlarıyla her an, her yerden en doğru bilgiye ulaşın; Yeni Şafak’la gündemi yakalayın!

Sosyal medyada bizi takip edin
Mobil Uygulamaları indirin

Gündemi cebinizde taşıyın! Yeni Şafak’ın mobil uygulamalarıyla, en güncel haberlere anında ulaşın. Siyasetten ekonomiye, spordan kültür-sanat dünyasına kadar geniş bir içerik yelpazesi parmaklarınızın ucunda! Hem iOS, hem Android hem de Huawei cihazlarınızda kolayca indirerek, günün her anında en doğru bilgiye hızlıca erişin. Hemen indirin, dünyadaki gelişmeleri kaçırmayın!

Kategoriler
Albayrak Medya

Maltepe Mah. Fetih Cad. No:6 34010 Zeytinburnu/İstanbul, Türkiyeiletisim@yenisafak.com+90 212 467 6515

YASAL UYARI

BIST isim ve logosu 'Koruma Marka Belgesi' altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.

Tüm hakları saklıdır © Net Medya 2026