İsrail'in bugüne kadar imzaladığı hemen her ateşkes anlaşmasının artık iyice alışıldık bir rutini, anlaşmaların standart bir formatı gibi: Anlaşma imzalanır, uluslararası kamuoyu rahat bir nefes alır, arabulucular diplomatik başarılarını ilan eder, ardından İsrail çok geçmeden, hatta anlaşma imzalandığı esnada anlaşmanın ruhunu da hükümlerini de ihlal etmeye başlar.
Çünkü İsrail açısından ateşkes hiçbir zaman barışa giden yol olmamıştır.
Ateşkes, uluslararası baskıyı geçici olarak hafifleten, ordusunu yeniden organize eden, yeni askerî hedeflerini belirleyen ve bir sonraki saldırı dalgasına hazırlık yapan taktik bir ara dönemden ibarettir.Gazze’de bugün yaşananlar da bunun yeni bir örneğidir.
Hamas’ın ateşkes anlaşmasının ikinci aşamasının uygulanması konusunda arabulucular ve ABD yönetimi dâhil ilgili taraflarla ileri düzeyde mutabakatlara varıldığını açıklamasının hemen ardından İsrail’in saldırıları belirgin biçimde yoğunlaştırması bu rutinin bir parçası olarak devreye giriyor.
Bu, İsrail’in yıllardır tekrar ettiği ve aslında ABD’nin sınırsız desteği ve yine Arap-İslam dünyasının haddinden fazla sınırsız sabrı ve suskunluğu sayesinde takip ettiği siyasetin yeni bir halkasıdır
: Masada müzakere ederken sahada yeni fiilî durumlar üretmek.Filistin Diplomasi Merkezi
’nin 30 Temmuz-2 Ağustos dönemine ilişkin saha raporu bu gerçeği rakamlarla ortaya koyuyor. Dört gün içerisinde 34 Filistinli öldürüldü, 121 kişi yaralandı. Hayatını kaybedenler arasında çocuklar, kadınlar ve yaşlılar bulunuyor. Ateşkes sonrasında öldürülen Filistinlilerin sayısı 1.248’e, yaralı sayısı ise 4.111’e ulaşmış durumda. Aynı dört gün içinde 87 ayrı ateşkes ihlali kaydedildi; bunların 52’si hava ve topçu bombardımanı, 29’u doğrudan ateş açma vakasıydı. 2 Ağustos günü tek başına 20 bombardıman gerçekleştirildi.Bu tabloya hala ateşkes denilmektedir
. Tabi bu ateşkese işin başında ABD-İsrail’in çok daha hevesli ve istekli olduğunu hatırladığımızda Hamas’ın ve Filistin halkının çatışmalardan ziyade ateşkes esnasında asıl büyük savaşlarını verdiklerini görmemek mümkün değil. İsrail açısından ateşkes, sadece bombardımanın yoğunluğunu kendi askerî hesaplarına göre ayarladığı esnek bir operasyon sürecidir.Tabi İsrail’in ihlalleri sadece bombalarla sınırlı değildir. Açlık da bugün savaşın en etkili silahlarından biri
. Ateşkes hükümlerine göre dört gün içinde Gazze’ye 2.400 yardım ve ticaret tırının girmesi gerekirken yalnızca 506 tırın girişine izin verilmiştir. Bu, anlaşmanın öngördüğü miktarın yalnızca yüzde 21’ine tekabül etmektedir. 1 Ağustos günü ise Gazze’ye tek bir yardım tırı bile girememiştir.Tabii ki bu yardımların gecikmesinden kaynaklanmıyor, aksine açlığın sistematik biçimde askerî stratejinin bir parçası hâline getirilmesinin sonucu. Bombardımanla öldürülemeyen toplum aç bırakılarak teslim alınmak istenmektedir.
Diğer yandan Gazze’ye bakarken İsrail’in aynı günlerde
Batı Şeria’da yürüttüğü barbarca saldırıları
gözden kaçırmamak gerekir. Esasen Batı Şeria’da yaşanan işgal ve ihlaller Gazze’deki direnişi anlamayı kolaylaştırıyor,
aynı zamanda işgal ve soykırımın bütün cepheleriyle bir bütün olduğunu da gösteriyor.Gazze’de ateşkes görüşmeleri devam ederken Batı Şeria’da askerî baskınlar veya gaspçı terör aralıksız sürüyor
. Yerleşim birimleri gasp edilen Filistin topraklarında genişletiliyor. Filistin köylerine yönelik yerleşimci-gaspçı saldırıları artıyor. Evler yıkılıyor, tarım arazilerine el konuluyor, binlerce Filistinli idari gözaltı uygulamalarıyla özgürlüklerinden mahrum bırakılıyor.Dolayısıyla Gazze’de bombardımanla yürütülen politika, Batı Şeria’da düşük yoğunluklu ama sürekli bir ilhak siyasetiyle tamamlanmaktadır.
İsrail'in stratejisi iki cephede farklı araçlarla aynı hedefe yönelmiştir. Gazze yaşanamaz hâle getiriliyor. Batı Şeria ise yaşanabilir olmaktan çıkarılarak adım adım ilhak ediliyor.Bir tarafta zorla yerinden etme, aç bırakma ve kitlesel yıkım; diğer tarafta gaspçı-yerleşimlerin genişletilmesi, demografik dönüşüm ve fiilî egemenlik... Yöntemler farklı, hedef aynıdır.
Bu yüzden bugün Gazze’deki ateşkes ihlallerini yalnızca insani hukuk bağlamında değerlendirmek eksik kalmaktadır.
Burada ihlal edilen sadece ateşkes değildir
. İhlal edilen uluslararası hukukun en temel ilkeleri, işgal hukukunun sınırları ve Filistin halkının kendi toprağında yaşama hakkıdır.Bugün artık
“İsrail’in ateşkesi neden ihlal ediyor?
” olduğuyla vakit kaybetmenin bir anlamı yok aslında. Bunun cevabı yıllardır değişmedi
. Esas soru uluslararası toplumun, İsrail’in hiçbir anlaşmayı bağlayıcı görmediğini onlarca kez tecrübe ettiği hâlde neden hâlâ aynı diplomatik yöntemlerle farklı sonuçlar beklemekte olduğudur.İsrail açısından anlaşmalar hiçbir zaman nihai hedef değildir. Anlaşmalar, yayılmacı politikalara zaman kazandıran araçlardır.
Ateşkesler, soykırımı durdurmanın değil, onu yeniden organize etmenin fırsatları olarak görülmektedir. Dünya ise her defasında aynı diplomatik yanılsamaya kapılarak İsrail’e ihtiyaç duyduğu zamanı kazandırmaktadır.Hep söylediğimiz şeydir ve bundan zerre kadar kuşkumuz yok
: İsrail istediği kadar zaman ve istediği kadar toprak veya askeri üstünlük kazansın. Onun sonunu bizzat bu saldırganlığı ve elde ettiğini zannettiği kazanımları getirecektir.
Ancak bunu söylerken zihnimizin bir tarafında bu kadar zulme, bu kadar tecavüze, bu kadar saldırganlığa razı olmayacak bir direniş cephesinin kaçınılmaz olarak ortaya çıkacağıdır.
Bu uluslararası toplum değilse, işgalci saldırganın saldırdıkları olacaktır. Bundan hala bir kuşkumuz yok, ama bu ihlaller devam ettikçe insan sormadan edemiyor: Kim ve ne zaman?
İsrail’in saldırganlığına karşı, nasılsa sonunu getirecek olan bir hamle diyerek oturup beklemek mi lazım? Bu azgınlığın son sınırlarına dayandığı yerde biz nerede olacağız? Türkiyemiz, İslam dünyamız nerede olacak?
Buna dair stratejik bir hazırlığımız var mı gerçekten
? Yoksa biz de İsrail’in uluslararası toplumun normal aktörleri arasından bir aktör, bir ülke olarak normalleşeceği günü bekleyip o güne mi yatırım yapıyoruz?Asıl sormamız gereken soru bu. Gün gelip çattığında biz nerede olacağız?


Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.