10 yıl geçti üzerinden… O sene doğan çocuklar bugün 10 yaşında, ilkokulu bitirdi. O geceyi hatırlamayan bir nesil büyüyor. İşte tam da bu yüzden anlatmak zorundayız.
Çünkü merhum Aliya İzzetbegoviç’in dediği gibi “Unutulan soykırım tekrarlanır.” Milletler, hafızlarını kaybettiklerinde yeni bedeller ödemeye başlarlar.
15 Temmuz’u sadece bir darbe girişimi olarak okumak eksik olur. O gece hedef, sadece hükümet, siyasiler değil, Büyük Türkiye ideali, “Dünya beşten büyüktür” iddiası ve çocuklarımızın geleceğiydi.
Gezi olayları, 17-25 Aralık girişimiyle sonuç alamayanların son kozuydu 15 Temmuz. Fakat 15 Temmuz’u okyanus ötesinden kurgulayanların hesap edemediği bir şey vardı.
Türk milletinin uyudu, unuttu zannedilen kan hafızası…
O GECE TBMM’DE…
15 Temmuz günü İstanbul’da Boğaz Köprüsü’ndeki hareketliliği önce anlamaya çalıştım. Saat 22.30 gibi işin renginin farklı olduğu artık ortaya çıkmıştı. Küçük kızım o zaman 12 yaşında, ablası da bir etkinlik için dışarıdaydı. Ablasını kardeşinin yanında kalmak üzere eve çağırdım.
Darbeler siyasilere yapılır. Gelip evden almalarını bekleyecek değildim.
Ankara’da çekirdek bir aileyiz. Çocuklarıma, dönememem durumunda yapacaklarını anlattım. Küçük kızım “Anne gitmesen olmaz mı?” dedi. “Kızım ben 17 yaşından beri sokakta mücadele ediyorum eğer bu gece çıkmazsam senin annen olmam” dediğimi hatırlıyorum.
Tam kapıdan çıkarken TRT’de darbe bildirisi okundu. Geri döndüm, dinledim ve tekrar çıktım.
TBMM’ye ilk Ankara milletvekillerimiz Aydın Ünal ile Jülide Sarıeroğlu gitmişlerdi ve onlarla irtibat halindeydik. Meclis’e ilk 6-7 milletvekili olarak ulaştık. İdare amirimiz Ahmet Gündoğdu’nun odasında toplandığımızda ağırlıklı kadın milletvekilleri olduğunu kayda geçirmek isterim.
Savaşta dahi çalışan Gazi Meclis’i, Genel Kurul’u açma kararı alındı. Sayın Cumhurbaşkanımız milleti sokağa davet etmişti. Milletin vekilleri de görev başında olmalıydı.
GENEL KURUL AÇILDI
Meclis Başkanımız kürsüden milletvekillerine hitap edecekti. Yaklaşık 25 kişi olmuştuk. “Başkanım bu konuşmayı milletimiz duymalı, Meclis’i açtığımızı bilmeliler” dedim.
Belki biraz gazetecilik refleksi belki de kriz anında herkesin üzerine düşeni yapma sorumluluğu…
Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın kararlılıkla yaptığı bağlantıyı yayınlayan kanala ulaştım, telefonumu rejiye vermelerini söyledim.
TBMM’den ilk canlı bağlantı ile Başkanımız İsmail Kahraman’ın konuşmasını ve TBMM’deki genel durumu aktardık. Milletvekillerinin milletin emanetine sahip çıktığını ifade ettik. Diğer partilerin CHP ve MHP’nin temsilcilerini de yayına aldım ki seçmenleri, milletin ve vekillerin iradesinin ortak olduğunu anlasın istedim.
Yayın yaklaşık 10 dakika sürdü. Meclis’te konuşmalar, direniş devam etti.
Erol Olçok ve oğlu Abdullah Tayyip’in şehadet haberi geldi. Önce inanamadık, teyit etmeye çalıştık. Dışarı ile tam bağlantı sağlayamıyorduk.
Saat 02.30 civarı Meclis’e ilk bomba atıldı. O esnada Meclis’e milletvekilleri gelmeye devam ediyordu.
Hatay milletvekilimiz Hacı Bayram Türkoğlu’nun yanında bulunan eşi ve kızı, şarapnel parçalarıyla başından, kolundan yaralandılar. Sonrasında uzun bir tedavi süreçleri oldu.
İlk bombadan yaklaşık 10 dakika sonra TBMM’ye ikinci bomba atıldı.
Bombanın tesiriyle Genel Kurul salonu sallandı ve toz içinde kaldı. Genel Kurul’u aydınlatan o büyük avizelerin bir tanesinin dahi düşmesi tüm salonu etkileyecek şarapnel parçaları demekti. Yanımdaki arkadaşlara “Suriye’de kadınlar, çocuklar bunu her gün yaşıyor” dediğimi hatırlıyorum.
Bomba atıldığı an, salonda bulunan hiçbir milletvekilinde saklanma, siper alma refleksi olmadı. Aksine sesler daha yüksek çıktı, direnç ve kararlılık daha da arttı.
Bugün geri dönüp baktığımda en çok bu anı hatırlıyorum.
Korkunun değil kararlılığın ve iradenin hakimiyetini. Allah o gece hem bizden hem de tüm milletimizden korkuyu almıştı.
Daha evvel yayına bağlandığım kanal, ikinci bombanın düşmesinden hemen sonra tekrar aradı. İçerideki atmosferi tekrar canlı yayın aracılıyla milletimize aktardım. Milletvekillerinin tavrını, duruşunu vatandaşlarımızın görmesini istedim. Çünkü milletimiz dışarıda liderinin verdiği güçle “ölümüne” mücadele ediyordu.
Meclis’teki tablo da farklı değildi. Bombalara rağmen her bir milletvekili ayakta, dimdik ve kararlı görevinin başındaydı. Yaklaşık 10 dakika daha yayın gerçekleştirdik.
Bomba ne kadar yakınımıza atıldı? Binada ne tahribat var? Bizi dışarıda ne bekliyor? Bilmiyoruz. Daha sonra avizelerin düşme ihtimaline karşın bizi bir kat altta bulunan bodruma indirdiler. Toplantı orada devam edecekti. MHP Osmaniye Milletvekilimiz Ruhi Ersoy ile salondan en son ayrıldık. Yayın yapmaya devam ettim. Telefon şarjlarımız tamamen bitti ve yenileme şansımız olmadı. Ailelerimiz ile bağımız kesildi. Ailelerimizin yaşadıklarını, endişelerini daha sonra ancak öğrenebildik.
Ertesi sabah Meclis’ten ayrılmadan evvel bomba atılan yerleri görme imkânım oldu. Asıl tahribat üst katlarda ve bahçede olmuştu. Üst katlarda yıkılan duvarlar, beton yığınları ile iç içe masa ve sandalyeler… Hani o savaş haberlerinde gördüğünüz şarapnel parçalarıyla delik deşik olmuş binalar… Halkla ilişkiler binası tam da o durumdaydı.
15 Temmuz gecesinden satır arasında gördüklerimi ayrıca paylaşmak isterim:
Ayın 15’i, memurların maaş aldığı gün. 15 Temmuz günü, halka silah doğrultanlar, Meclis’i bombalayanlar, o gün devletin kendilerine verdiği maaşı ceplerine koydular. Meclis’i bombalayan, halka ateş açan pilotlar, devletin kendilerine yıllarca emek verip eğittiği, milli servet olan savaş uçağı, helikopteri emanet verdiği pilotlardı. 15 Temmuz’dan sonra, ben artık Z kuşağı eleştirilerimi çok daha dikkatli ve özenli yapıyorum. Yaşları 14-17 arasında, melek olan çocuklar… Çocuk kahramanlar… 15 Temmuz’un, göğsünü tanka siper eden asil Türk kadınlarını unutmak mümkün mü? Kara Fatma’nın Nene Hatun’un torunlarını… TBMM’ye atılan ikinci bombadan sonra bizi aldıkları bodrum katında bir ara, helikopterin Meclis bahçesine indiği ve geldikleri yönünde bir fısıltı yayıldı. Sonra öğrendik ki Meclisimizin kahraman evlatları, polisler hafif silahları ile o helikopteri indirmemişler, direnmişler.
“BENİ KENDİNE SİPER ET!”
Bir polis memuru o geceye ait şunu anlattı: Helikopteri indirmemek için çatışma devam ederken siper aldıkları duvar son derece alçak bir yer. Bahçede sivil vatandaşlar da var. Çatışma esnasında yanlarına bir vatandaş yanaşmış. O alçak duvarda zorlanmasınlar diye “Ben bu duvarın üzerine uzanayım siz daha rahat siper alın” demiş.
Bu milletin her bir ferdi olay olduğu anda her nerede olursa olsun, kan hafızası tazelenmiş, dirilmiş, sokağa dökülmüş ve üzerine düşeni yapmak için seferber olmuştu.
O gece ailelerimizle irtibatımız ertesi gün eve dönene kadar kesildi. Ailelerimizin hissettiklerini, yaşadıkları endişeyi ancak ertesi gün eve gelince öğrenebildik.
Sabah 06.00 sularında Külliye’ye atılan son bomba evimizden çok yakın hissedilmiş. 12 yaşındaki küçük kızım o bombaların Meclis’e atıldığını zannetmiş “Artık annem ölmüştür” demiş. Bunu da bana günler sonra söylediler.
Çocuklarımız gibi annelerimiz ile de irtibatımız olamadı. Bir yakınımız annemi arayıp, “Ayşe abla Meclis’te, Meclis’e de bomba atıldı” demiş. Annem bana ulaşamayınca öldüğümü düşünmüş. Kur’an’ı açmış, “Allah’ım çok şükür bize de şehitlik nasip ettin” diyerek Yasin okumuş. Annem, biri 18 yaşını yeni doldurmuş, ikisi birkaç aylık bebek iken üç evladını toprağa vermiş bir kadın. Ve biz bunu annem ile sadece bir kez konuştuk…
15 Temmuz sadece kronoloji ve rakamlar değildir.
Sokakta, evlerin içinde yaşananları da anlamak, hissetmek gerekir.
251 şehidimizin, 2734 gazimizin evine haberin ilk gittiği an… Çocuk şehitlerimizin ailelerinden cenazeye birkaç gün sonra ulaşanlar var. Bir aileden üç şehit çıkan ocaklar var. 15 Temmuz sonrası hastane ziyaretlerinde gördük ki, özel hayatlarında asla yan yana gelemeyecek sosyoekonomik yapıdaki insanlar, o gece aynı kurşunlara hedef olmuş, omuz omuza mücadele etmiş, yaralanmış ve sonrasında da aynı odada tedavi görüyorlardı.
15 Temmuz sadece bir darbe girişimi değildi. TBMM binasının bombalanması bile başlı başına bir niyet göstergesidir.
Çünkü darbelerde kamu binaları hedef alınmaz. Darbeyi yapanlar, sonrasında o binaları kullanmak ister. Meclis’in bombalanması, hedefin aslında bir darbeden daha çok bir işgal girişimi olduğunu açıkça ortaya koyuyor.
“İç güç, dış güç, üst akıl’’
adına her ne derseniz deyin, hiçbirinin Türk milletini bir arada tutan “dilde, fikirde,
işte birlik’’ ruhundan daha güçlü olmadığını, biz 15 Temmuz gecesi gördük.
Gücünü sadece ve sadece milletten alan, Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ı tüm ağır şartlara rağmen Marmaris’ten kalkıp İstanbul’a sine-i millete getiren ruh, kararlılık budur.
Tanklara, seri kurşunlara rağmen sivil, silahsız kadın-erkek, genç-yaşlı, milleti dimdik ayakta tutan ruh budur.
Bombalara rağmen Meclis’i açık tutan irade budur.

