İçinde Hızır Makamı bulunan cami

04:0013/09/2020, Pazar
G: 13/09/2020, Pazar
Dursun Gürlek

İstanbul için tam bir tarih hazinesi ve dört başı mamur bir kültür meşheri dersek, bir gerçeği dile getirmiş oluruz. Bu hazineden istifade etmek için üç özelliğe sahip olmak gerekiyor: Merak, dikkat ve rikkat… Öğünmek gibi olmasın ama merakı ziyade, dikkate dikkat eden bir insan olduğumu söyleyebilirim. Rikkate gelince, buna da fıtraten sahip olduğum için Allah’ıma ne kadar hamdetsem azdır.Merak ve dikkat konusuna – izninizle – bir iki örnek vereyim. İstanbul’un özelliklerini ve güzelliklerini temâşâ

İstanbul için tam bir tarih hazinesi ve dört başı mamur bir kültür meşheri dersek, bir gerçeği dile getirmiş oluruz. Bu hazineden istifade etmek için üç özelliğe sahip olmak gerekiyor: Merak, dikkat ve rikkat… Öğünmek gibi olmasın ama merakı ziyade, dikkate dikkat eden bir insan olduğumu söyleyebilirim. Rikkate gelince, buna da fıtraten sahip olduğum için Allah’ıma ne kadar hamdetsem azdır.

Merak ve dikkat konusuna – izninizle – bir iki örnek vereyim. İstanbul’un özelliklerini ve güzelliklerini temâşâ etmek için tabii ki seyahat etmekten, gezip dolaşmaktan da ayrıca hoşlanıyorum. Bir gün Üsküdar’daki Gülfem Hatun Camii’nin önünden geçerken yanındaki çeşme dikkatimi çekti. Doğrusu, bu su güzelini; daha da güzelleştiren itabe gözüme ilişti.

İlk iki beyti şöyleydi:

Saat-i vâhidedir ömr-i cihan

Saati taate sarf eyle hemân

Şair demek istiyor ki, hayat kısadır, cihanın ömrü de bir saatten ibarettir. Mademki böyledir, öyleyse o bir saati de ibadete sarf ederek değerlendir. İşte o zaman sen de Allah indinde ve insanların yanında değerli bir insan olursun, üstelik kısa olan ömrünü de mânen uzatmış olursun. Biliyorsunuz, insanın iki ömrü vardır: Ömr-i tabii, ömr-i sânî.. İkinci ömür, hayırlı eserler bırakan kimselerin ömrüdür ki, o eserler ayakta kaldığı sürece sahiplerinin ömrü de uzadıkça uzar. Bu konuda daha uzun fikir beyan etmek isterdim ama yerim kısa olduğu için vazgeçiyorum.

Efendim, anlam itibariyle büyük önem taşıyan yukarıdaki beyte, bir de Küçük Ayasofya Camii’nde rastlıyoruz. Bilindiği gibi İstanbul’umuzda biri büyük, diğeri küçük olmak üzere iki Ayasofya vardır. Küçük Ayasofya, Bizans’tan kalma olup çok eski devirlere aittir. Sultan İkinci Bayezid zamanında, devrin Kızlarağası Hüseyin Ağa, padişahtan izin alarak bu Bizans kilisesini camiye çevirdi. Daha sonra, bir meseleden dolayı hükümdarın gazabına uğrayarak idam edildi ve kendi camisinin avlusuna gömüldü. İşte, zamanın çok kısa olduğunu dile getiren ve hiçbir zaman akıldan çıkarılmaması gereken mezkur beyit, bu Hüseyin Ağa’nın türbesinin duvarında da, ziyaretçilere mesaj veriyor.

Ünlü kültür tarihçimiz A. Ragıp Akyavaş bir yazısında Küçük Ayasofya’dan bahsederken şu kısa bilgileri veriyor: “Kilise camiye çevrildikten sonra birçok defalar tamir görmüş ve ayrıca hayırseverler tarafından etrafında mektep, hamam, şadırvan ve imaret gibi hayır müesseseleri vücuda getirilmek suretiyle bir kat daha ihya olunmuş, minaresi de Sadrıazam Şehsuvarzade Mustafa Paşa tarafından inşa ettirilmiştir” Biliyor musunuz, bu tarihi minare – ne çare –bir gece verilen emirle, alelacele yıktırıldı. Bu konuda ayrıntılı bilgi almak için İbrahim Hakkı Konyalı’yı okumanız gerekiyor.

Serde edebiyatçılık olduğundan – müsaadenizle- bir beyitten daha bahsetmek istiyorum. Zamanın hızla geçtiğini hatırlatarak Müslümanları ikaz eden Arapça bir beyit de şehrimizin iki camisinde yer alıyor. Önce Arapçasını yazayım: “Accilû bissalâti kable’l-fevt / Ve accilû bi’t-tevbeti kable’l mevt.” Anlamı da şöyle: Vakti geçmeden namaza, ölüm gelmeden tövbeye acele ediniz. İşte, acele edilmesi son derece gerekli olan iki konu da şiirin veciz ifadesiyle böylece dile getirilmiş oluyor.

Bu harika beyit Eyüp Sultan Camisi’yle, Atik Ali Paşa Camisi’nin giriş duvarında yer alıyor. İyi güzel de, acaba kaç Müslüman, bunları okuyup ibret alıyor? Bakınız şair ne güzel söylüyor:

İmdi gel, ibret gözüyle bak âna

Kim bunlardan açıla ma’ni sana

Yukarıda bahsini ettiğimiz Kızlarağası Hüseyin Ağa gibi, Atik Ali Paşa da Bayezid-i Veli devrinin önemli devlet adamlarındandır. İstanbul’da biri Fatih Malta’da, diğeri Çemberlitaş’ta olmak üzere iki Atik Ali Paşa camii vardır. Bendeniz daha çok Çemberlitaş’takine devam ediyorum. Hayır ve hasenatının çokluğuyla tanınan Atik Ali Paşa, savaş meydanında ilk şehid olan sadrıazamdır. Vaktiyle sedefçi esnafı bu civarda oturduğu için bu caminin bir adı da “Sedefçiler Camii”dir.

İstidrat kabilinden şunu da söylemek isterim ki, İstanbul’un bazı camileri hakikaten çok ruhaniyetlidir. Eyüb Sultan Camisi’yle birlikte Fatih Camisi, bu özelliğe sahip mabetlerin başında geliyor. Ayrıca Fatih’in oğlu İkinci Bayezid’in İstanbul’un ortasını süsleyen camisi de, etrafa cennet kokuları yayıyor. Bu değerli sulh padişahının – yukarıda da belirtildiği üzere- vezirleri tarafından yaptırılan camilerde de aynı havayı koklamak mümkündür. Ragıp Akyavaş, Atik Ali Paşa Camii’ni tanıtan bir yazısında şöyle bir müjde veriyor: “Darda kalanlara haber vereyim, mabedin içinde Hızır Aleyhisselâm’ın makamı vardır. Hatırda buluna!”

Ben kaç defa gittim ama Hızır’ı görmedim, diyen varsa sakın ümitsizliğe düşmesin. Hızır’la mülaki olmak için “hazır” olmak gerekiyor. Hazır olmak için de “huzur”a ihtiyacımız var.

Atik Ali Paşa’nın diğer bir hayırlı icraatı ise, bu günlerde gündemde olan daha doğrusu pek yakında ibadete açılacağı müjdelenen Kariye Kilisesi’ni camiye çevirmiş olmasıdır.

Kariye Camii hakkında daha ayrıntılı bilgi almak isteyen değerli okuyucularımızın merhum İhtifalci Mehmed Ziya Bey’in, aynı adı taşıyan ve görsellerle zenginleştirilen kitabını okumaları gerekiyor.

#İstanbul
#Saat
#Şiir
#Eyüp Sultan Camii
#Kariye Camii