
“Dava” sözcüğü anlamını bu kadar yitirmemişti.
Kim söze başlıyorsa, kim harekete geçiyorsa önce bir dava icat ediyor kendine.
Siyasi parti kurulacak, dava…
Okul yapılacak, dava…
Hastane açılacak, dava…
Hemşeri derneği arka mahalleden gökdelene taşınacak, dava…
Muhtar adayı bile, bu dava yere düşmez, diyor.
Altı üstü belediye başkanından mahalleye çocuk parkı yapmasını isteyecek, sokakta patlayan iki ampulü değiştirmek için yetkilileri arayacak.
Dava işte, bunlar hep dava...
Kapatılan Refah Partisi’nden, Fazilet, Saadet ve Ak Parti diye üç parti çıktı.
AK Parti, on yedi yıl ülkeyi yönetti, yönetiyor.
Şimdi bugünlerde AK Parti’den yeni bir parti çıkarma çalışmaları yapılıyor.
Niçin?..
Dava uğruna…
Erbakan Hoca’nın oğlu Fatih Erbakan “Saadet Partisi, Erbakan davasını satmıştır” diyor, Yeniden Refah Partisi’ni kuruyor.
Niçin?..
Dava uğruna…
Belediye başkanı ilçesinde seçim kaybetmeyi, Kudüs’ün düşmesi olarak değerlendiriyor.
Niçin?..
Dava uğruna…
Böyle olmaz, bu dilin değişmesi, siyasetin başka argümanlar üzerinden kurgulanması lazım.
İnanmıyor kimse...
Hele hele iktidara geldikten sonra aynı düşünce dünyasından gelen insanların tekrar, yeniden, en baştan “dava” söylemine yaslanarak siyaset üretme çabaları havada kalıyor.
Ulvi Alacakaptan’ın, “Bizim ihlas zannettiğimiz şey meğer parasızlıkmış” itirafı, mahcubiyetten çok hakikatin tespiti olarak bir kenarda duruyor.
Üç kilometrelik caddede on yedi tane cafe/restaurant, dokuz tane özel okul, altı tane süpermarket, on bir tane kuaför ve güzellik merkezi, üç tane fitness salonu, on iki tane bankamatik, dört tane banka, iki tane cami, üç tane de lüks site saydım.
Trafik ışıklarında bekleyen yedi Suriyeli ile iki Türkü de saydıklarıma eklemeliyim.
Cadde bu, manzara bu…
Şimdi bu cadde insanına, neyin davasını anlatacaksınız da, bu insanlar başka bir evreye geçiş yapacaklar?
Hem niye yapsınlar, çark dönüyor…
Çark dönerken, bu yaşamı benimsemiş ya da imkanı olduğunda böyle yaşamaya hazır insanlara kazanma ve harcama dışında nasıl bir davadan bahsedilebilir?
Aynı sitelerde oturan, aynı restaurantlarda yemek yiyen, aynı arabalara binen, aynı yöntemlerle kazanan iki kişiden birinin davası var, ötekinin yok.
İnanmıyor kimse...
Gerçekler önümüzde duruyor, hepimiz bu hayatın içinden akıp gidiyoruz, göz göre göre yalan söyleyecek halimiz yok.
Türkiye ekonomisinin %45’i “pahalı tüketim” diyebileceğimiz sektörler üzerinden dönüyor.
Oran arttıkça devletin kazancı artıyor, halk zenginleştikçe devlet rahatlıyor.
Kalkınmanın, yükselmenin, iyi şartlarda yaşama isteğinin gizemli bir “dava” haline dönüştürülmesine gerek yok.
Bunları herkes ister.
Herkesin istediği şey de dava olmaz.
Dava değildir, başka bir şeydir o…
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.