Bir okuyucumun mektubundan:
Almanya''da yaşıyorum. Çevremde iki cami var. Birisi Milli Görüş''e ait, diğeri Diyanet''e. Ben Milli Görüş''e bağlıyım, ama bizim imamımız bazı hatalar yapıyor. Bu sebeple Diyanet''in camiine gidebilir miyim? Gidersem ayrıca o camiye yardımda bulunmam doğru olur mu?
Ayıkla pirincin taşını. Ne olacak bu Almanya''nın hali derler ya, tam da öyle bir şey.
Bendeniz de farklı zamanlarda Almanya, Hollanda ve İngiltere''de böyle farklı grupların camilerini görmüş ve şaşırmıştım. Doksanlı yıllarda Hollanda''da anlaşmazlığa düşmüş iki grubun bir mescidi ortadan kontrplakla bölüp, ayrı ayrı imamlar arkasında namaz kıldıklarına şahit olmuştum. Birisi kıyama kalkarken diğeri secdeye gidiyordu ve her iki taraf da birbiri seslerini duyuyorlardı. Şaşırmıştım. Manchester''da Pakistanlıların, Türklerin ve Arapların camilerinin farklı olduğunu görmüştüm. Kocaman kiliseleri satın alıp cami yapmakta muvaffak olmuşlar, görünce gurur duyuyorsunuz. Ama tek imam arkasında Müslümanca
namaz kılmayı başaramamışlar. Kimse öbürünün imamını, arkasında namaz kılmaya layık görmüyor.
Bizim hacılarımızın Kâbe''de namaz kıldıktan sonra, bunlar namazı da doğru dürüst bilmiyorlar, gene en güzel Müslümanlık Türklerde var demeleri, ya da Oflunun Kâbe''nin karşına geçip, elini göğsünün üstüne koyarak, ''gözün bir haçı görsün'' demesi gibi. Bir başka Oflumuzun da başka mahalle camiinin ezanını kendi ezanı saymaması gibi. Hani ilk ezanı duyunca, uşağum bu hangi çaminun ezanidur, diye sorar. Aşağiki malenun, derler, Oflu tepki vermez. Sonrakinde, bizum malenun denince, ancak o zaman çelle çelalühü der.
Bu durum tek kelime ile bir musibettir ve İslam''ı anlamada ne kadar geri kaldığımızın, milliyetçiliği dine de bulaştırdığımızın resmidir.
Çok önemli bir kurum olmakla beraber, cami ibadetin yapılabileceği, namazın kılınabileceği tek yer değildir. Müslüman temiz olan her mekânda namaz kılabilir. Necip Fazıl''ın dediği gibi: İşte iz / Geliniz / Toprak post / Allah dost. Bu da ayrı bir şey.
''Mescitler Allah''ındır. Allah''la beraber kimseye kulluk etmeyin'' diyor Allah. Ve mescitler hiçbir ırkın ya da mezhebin mabedi değildir. Mescit büyüyünce cami olur. Cami, yani herkesi cem eden, toplayan, birleştiren… Oysa biz onu ayrıştırma aracı olarak görüyoruz, hata ediyoruz. Bir safta bile aralıklarla durulmaz. Efendimiz (sav) saflarda aranızda boşluk bulunursa şeytan kalplerinizi ayırır, diyor. Biz camileri bile ayırıyoruz.
Avrupa ülkeleri gibi, farklı ırkların, farklı mezheplerin bulunduğu yerlerde akıllı Müslümanların özellikle diğer camilere gitmesi, birliği ve kardeşliği sağlama adına yapmaları gereken bir görevdir.
Geçen sene Yeşilköy Havaalanı mescidinde bir sabah namazı kılmam gerekti. Vakit olunca namaza durduk ve imam oldum. Mescidin bir köşesinde oturan ve üniforma takkelerinden bir grubun üyeleri oldukları belli olan on on beş kadar kardeşimiz bize uymadılar, beklediler, biz kılıp bitirdikten sonra onlar namaza başladılar. Bu da bu hastalığın başka bir versiyonudur. Böyle yapanlar İslam''ın birleştiricilik ruhunu, hatta İslam''ın kendisini anlamış olamazlar.
Namaz kıldıran imam hangi mezhebe mensup olursa olsun, ona uyulur, cemaat bölünmez. Esas olan budur. Allah Rasulü (sav) ''günahkâr ya da temiz, her imamın arkasında namaz kılın'' der. Başka alternatif yoksa bu böyledir. Ama aşağı mahallenin imamı daha âlim ve daha takva birisi ise, onun arkasında kılabilmek içen kendi camini bırakıp onun camiine gidebilirsin. Bu ayrı bir durumdur.
Başka marazi bir görüntü yolculuklarda, istasyon ya da, kurum ve işyeri mescitlerinde herkesin kendi başına tek tek namaz kılmasıdır. Oysa aynı farz bir mekânda ayrı ayrı kılınmaz. Biri mutlaka öbürüne uymalıdır. Hatta birisinin imam olmaya niyet etmiş olmasına bile gerek kalmadan arkadan gelen ona uyar.
İslam''ın yeniden dirilmesi yapay farklılıkların kaldırılmasıyla mümkün olacaktır.
Başlıklar :

