Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’ın BM Genel Kurulu’nda yapacağı konuşmanın ses getireceği ve bu sebeple dikkatle takip edileceği tahmin ediliyordu. Aynı kürsüde daha önce yaptığı konuşmalar da değişen dünyanın güncel sorunlarına Türkiye’nin bakış açısını sunması açısından önemsenmiş ve Avrupa merkezli sistemin adaletsizliklerine karşı uzun dönemli değiştirici fikirler dikkatle takip edilmişti. Bu çerçevede salı günü akşam saatlerinde Sayın Cumhurbaşkanı’nın BM kürsüsünden konuştuğunda özellikle Filistin konusunda Türkiye’nin, İslam dünyasının ve bütün insanlığın sesi hâline gelmesi hiç de şaşırtıcı değildi. Üstelik bundan sonra da o kürsüde Filistinlilerin sesi olmaya devam edeceğini ifade etti.
Sayın Erdoğan’ın güzel şiir okuduğunu herkes bilir. Okuduğu şiirin anlamına ve ses özelliklerine göre ses tonunu ayarlamayı iyi bilir, iyi bir hatiptir. Türkiye’de çok defa meydanlarda ve hitap ettiği kürsülerde okuduğu şiirlere hakkını vererek gönüllere seslenmeyi bilmiştir. Seçtiği şiirlerle sadece gönüllere hitap etmez, aynı zamanda çok güçlü fikirleri de gündeme taşır. Bu açıdan büyük şairimiz Sezai Karakoç’a ait metni BM kürsüsünden okurken hem gönüllere dokunması hem de güçlü fikirleri gündeme taşıması da şaşırtıcı değildir.
Karakoç’un BM kürsüsünden okunan metni “Çağ ve İlham I” adlı deneme kitabında yer alan “Hakikat ve Serap” başlıklı denemesinden alınmış. Cumhurbaşkanımızın okuduğu bölüm şu şekildedir: “Onlar sanıyorlar ki, biz sussak mesele kalmayacak. Hâlbuki biz sussak, tarih susmayacak. Tarih sussa, hakikat susmayacak. Onlar sanıyorlar ki, bizden kurtulsalar mesele kalmayacak. Hâlbuki bizden kurtulsalar vicdan azabından kurtulamayacaklar. Vicdan azabından kurtulsalar, tarihin azabından kurtulamayacaklar. Tarihin azabından kurtulsalar, Allah’ın gazabından kurtulamayacaklar.”
Açıkça itiraf etmeliyim ki konuşmayı canlı olarak dinlerken “Çağ ve İlham I” adlı deneme kitabından alınan bu metin, bende de şiir dinliyormuşum hissini uyandırdı. Sayın Erdoğan, Karakoç’un bir yazısından alıntılanan metni yine anlamına uygun olarak etkili bir tonla okuduğu için çoğu kimsenin dimağında şiir tadı kaldı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşmasını dinleyen yabancı ülke temsilcilerinin ve konuşmayı ekranlardan takip edenlerin Sezai Karakoç’un metni ile ilgili bizim gibi şiir ve deneme farkı üzerinde duracaklarını zannetmiyorum. Zaten “Hakikat ve Serap” başlıklı denemeden alınan bölüm, diğer dillere çevrildiği zaman anlam daralmasına ve anlam kaybına uğramayacak bir yalınlıkta. Buna ilaveten Cumhurbaşkanının konuşmasının tamamına hâkim olan düşünce ile Sezai Karakoç’un metni tam uyumlu. Dolayısıyla Cumhurbaşkanımızın konuşması ile “Hakikat ve Serap” adlı yazıdan iktibas edilen bölüm, anlam bakımından birbirini tamamlıyor. Üstelik konuşmanın bütününde Filistin meselesinden hareketle adaletsizlik üzerine kurulu bugünkü dünya sistemi temelinden eleştirildiği için sözün kime niçin söylendiği de çok açık ve netti. Cumhurbaşkanının herhangi bir muğlaklık ya da belirsizleştirme kaygısı içinde olmadığını herkes fark etmiştir.
Sayın Cumhurbaşkanının konuşurken Siyonist İsrail’in soykırım suçlarının günahlarını üzerinde taşıyan temsilcilerinin salonu terk etmesi muhatapların kim olduğunu açıkça gösterdi. Onlar da muhatabın kim olduğunu biliyordu. Üstat Sezai Karakoç’un “onlar” dediği Siyonist İsrailliler ve onların bütün suçlarına iştirak edenler aslında bugünkü adaletsiz sistemi kurup geliştirenlerdir. Gözümüzün önünde cereyan eden hadise hakikaten de çok anlamlıydı. Erdoğan konuşurken onlar salonu terk ediyorlardı, sanki bizden ve vicdanlarının azabından kurtulabileceklermiş gibi. Fakat biz inanıyoruz ki onlar ne “tarihin azabından” kurtulacaklar ne de “Allah’ın gazabından”.
Cumhurbaşkanının BM kürsüsünden bugünkü dünyaya hâkim olan adaletsiz sistemle ilgili konuşmasını büyük şairimiz Sezai Karakoç’tan bir alıntı ile tamamlamasının tarihî bir önemi vardır. Burada Karakoç’u tanıtmaya kalkacak değilim. Fakat herkesin, İngiliz ya da Alman fark etmiyor, Batılı entelektüelleri ve filozofları hakikatin kaynağı ya da sözcüsü olarak gördüğü bir dünyada Sezai Karakoç’un cümlelerinin bütün dünyaya bambaşka şeyler söyleyeceğini en azından bizler biliyoruz. Karakoç, büyük bir şair ve fikir insanıydı. Şiirlerinin yanında denemeleri ve köşe yazıları da çok kıymetliydi. Biz, bu eserlerden beslendik. Çoğumuzun fikirleri onun yazılarıyla şekillendi. Bastığımız yerin ne kadar değerli olduğunu onun yazılarıyla fark ettik. Şimdi onun fikirlerinin BM kürsüsünden seslendirilmesi aslında alışık olmadığımız bir dünyaya işaret ediyor.

