Endirekt serbest atışlar

04:007/11/2022, Pazartesi
G: 7/11/2022, Pazartesi
Gökhan Özcan

Yeni Şafak·Gökhan Özcan - Endirekt serbest atışlarKafamızın ne kadar karışık olduğunu görebilmek için trafikte nasıl araç kullandığımıza bakmak yeterli.Keşke hayatın diğer alanlarında da bizi zaman zaman durdurup az da olsa sakinleştirecek trafik ışıkları olsa...Kredi kartı kullanımı arttı, yanında para taşıyanlar her geçen gün artıyor. Dilenciler büyük sıkıntıda, bakalım onlar da “Üstümde hiç para yok” diyenlerin oyununu bozmak için yanlarında pos cihazı taşımaya başlayacak mı?Hakemler kural hatası

Kafamızın ne kadar karışık olduğunu görebilmek için trafikte nasıl araç kullandığımıza bakmak yeterli.

Keşke hayatın diğer alanlarında da bizi zaman zaman durdurup az da olsa sakinleştirecek trafik ışıkları olsa...

Kredi kartı kullanımı arttı, yanında para taşıyanlar her geçen gün artıyor. Dilenciler büyük sıkıntıda, bakalım onlar da “Üstümde hiç para yok” diyenlerin oyununu bozmak için yanlarında pos cihazı taşımaya başlayacak mı?

Hakemler kural hatası yaptığında maçlar tekrar ediliyor, sosyal hayatta kural tanımazlığın bile
çoğu zaman bir müeyyidesi yok.

Bozkırın ortasında denizi özlemek diye bir şey var. Peki denizin kıyısında denizi özlemek nedir?

Elinizi cebinize attığınızda henüz soğumamış bir avuç kestane buluyorsunuz... İşte bu ancak saflığını yitirmemiş bir kalbin kıyağı olabilir size.

Bir kafesin içinde iki suskun ve küskün muhabbet kuşu... Hayat ne kadar garip!

Kopya kağıdıyla güzel bir resmin üstünden geçmek belki insanı sanatkâr yapmaz ama ona güzelliğin izini sürme imkanını fazlasıyla verir.

“Kendime bugünü sordum; bugünün ne kadar geniş, ne kadar derin olduğunu, ne kadarını kendime saklayabileceğimi” diyor ‘Mezbaha No 5’te Kurt Vonnegut.

Bazen kendimi bir kenara çekip oradan oraya koşturarak ne yapmaya çalıştığını soruyorum, cevap veremiyor!

Bir kaplumbağa sokağın ucundan yanına gelmesi neredeyse yarım saat süren diğer kaplumbağaya sormuş: “Acelen neydi?”

“Benim son sayfamda baskı hatası var” demiş bir roman diğerine, “katilin kim olduğunu asla öğrenemiyorsun!” “O da bir şey mi” demiş diğer kitap, “benim kapağım hatalı, insanlar macera romanı diye alıyor oysa ben aslında matbaada kapağı yanlış takılmış lise 3 biyoloji kitabıyım!”

Yazdığı ilk şiirleri heyecanla gönderdiği derginin editöründen gelen cevap kısa ve netti: “Kafiyeleriniz tamam, onlara bir de şiir eklerseniz bu iş tamam!”

Nane ve limonun beraber iyi gittiğini keşfetmemiz için bir insanoğlunun midesini üşütmesi gerekti. Tarih bazen gerçekten çok kötü espriler yapıyor!

Haldun Taner’in ‘Fazilet Eczanesi’nden şifalı ifadeler: “Tabiat nereye gitmiş de orayı şenlendirmemiş. Benim hayalimdeki eczane nasıldır biliyor musun evlat? Ya bir incirin ya bir çınarın altında. Çardaklı kahve gibi. Ortasında fıskiyeli havuzu da olmalı. Şarıl şarıl akan”

“Neden biraz daha sessiz olmuyorsun!” dedi göldeki sazlar. “Çünkü söyleyeceklerim içimde kalsın istemiyorum!” dedi durup durup vıraklayan kurbağa.

Kadınlarla erkekleri birbirinden ayrıştıran milyon tane şey içinde en dramatik olanlarından biri de elbiselerindeki muhtemel lekeler olmuştur: Birinde herhangi bir makinenin sıvaşık yağı, diğerinde mesela zeytinyağlı pırasanın yağı.

“Sizi sanki bir yerden hatırlıyorum” dedi nazik olmaya çalışan. “Bu beni unuttuğunuz anlamına da geliyor dedi muzip olanı.

“Gündem de bunca mesele varken...” diye mırıldandı kendi kendine yazar. Bıyığının altında beliren minik tebessümü gözden kaçırmadı tabii bir çok okur.

#Kurt Vonnegut
#Haldun Taner
#Fazilet Eczanesi