Sanat aramayı bıraktı mı?

04:0012/06/2023, الإثنين
G: 12/06/2023, الإثنين
Gökhan Özcan

Sanatın toplumların tekâmülünde önemli bir rolü olduğunu hemen herkes kabul ediyor. İnsanlığın tarihi aynı zamanda medeniyetlerin tarihi... İz bırakan hangi medeniyete baksak; bütünlüğü içinde sanatın yükseltici katkılarını rahatlıkla görürüz. Bu çerçevede, her medeniyetin kendi ikliminden büyük sanatçılar çıkarması, kendi varlığı ve başkalığını temsil eden eserler vücuda getirmesi de tabiatı gereğidir. Bugün yeryüzünün her köşesini süslemekte olan camiler, katedraller, tapınaklar, saraylar, kervansaraylar,

Sanatın toplumların tekâmülünde önemli bir rolü olduğunu hemen herkes kabul ediyor. İnsanlığın tarihi aynı zamanda medeniyetlerin tarihi... İz bırakan hangi medeniyete baksak; bütünlüğü içinde sanatın yükseltici katkılarını rahatlıkla görürüz. Bu çerçevede, her medeniyetin kendi ikliminden büyük sanatçılar çıkarması, kendi varlığı ve başkalığını temsil eden eserler vücuda getirmesi de tabiatı gereğidir.

Bugün yeryüzünün her köşesini süslemekte olan camiler, katedraller, tapınaklar, saraylar, kervansaraylar, yollar, köprüler ve daha nice anıtsal yapı bunu örnekler. Bu yapıların her biri ait olduğu medeniyetin kimliğini, karakterini, ruhunu ve fikriyatını yansıtır. O mimari şahikaları bu gözle okuyarak, detaylarına, üslubuna, derin kıvrımlarına bu dikkatle bakarak o kimliği, o karakteri, o ruhu ve o fikriyatı teşhis edebilir, bir tarife ulaşabiliriz.

Kaldı ki bir medeniyetin sırrını barındıran tek malzeme geride bıraktığı mimari yapılar da değildir. O yapıları tezyin eden süsleme sanatlarından başlayarak, resme, musikiye, heykele, gösteri sanatlarına ve nihayet edebiyata kadar varan çok zengin bir sanat ‘performans’ı vardır ortada.

Her medeniyet böyle zengin bir miras bırakır ardında. Bunun istisnası yoktur; büyük askeri ve ekonomik güçlere ulaştığı halde bir yerleşik yaşama kültürü, bir kurumsal yeterlilik, bir fikri derinlik inşa edemeyip kısa zamanda parlayıp sönen tarihi figür, hareket ve topluluklara bu yüzden ‘medeni’ yakıştırması yapmıyoruz. Çünkü medeniyet güçle, kudretle ilgili bir kavram değil...

Son yüzyılı süper güçleri olan bir dünyada yaşayarak geçirdik. Bu süper güçler, belki de tarihin gördüğü en büyük servet ve imkanlara sahip oldular. Ama ne biz onları birer medeniyet olarak gördük, ne de tarihin bu şekilde anacağına dair bir işaret var. Çünkü bütün bu güçler, insana bir şey katmadılar, aksine insandan bir şeyler eksilttiler. Geldiğimiz nokta ortada; düşüncenin ve sanatın zemini bugün hâlâ eski büyük medeniyetlerin bıraktığı miras üzerine kuruluyor. Bugüne ait bütün zihni ve duygusal üretimlerin kökeninde, o eski kadim fikirler var.

Peki bu neden böyle, imkanlar ve fırsatlar bu kadar geliştiği halde neden bugün medeniyetler inşa edemiyor insanoğlu?

Sözünü ettiğimiz bütün bu görkemli medeniyetleri inşa edenler, hayatı ve insanı kavramaya azmeden, hayatın sırrını çözme arayışında olan ve nihayet insan ile ‘Tanrı’ arasındaki bağı çözme gayretindeki insanlar/topluluklardı. Bugünse her şey insan zihninin kıvrımları arasında şekilleniyor. Gücü elinde bulunduranlar için her şey bir tasarım ve insanın kendisiyle sınırlı kurgulamalarının eseri. Hayatı oluşturan diğer bütün şeyler, tabiat, hayvanlar, bitkiler, kozmos, madde, madde ötesi ve nihayet ‘Tanrı’ bu kurgulamalarda birer etkisiz figür olarak düşünülüyor.

İnsan kendi varoluşunu keşfetmeye çıkmadan, hayata ve ötesine bakmadan, bütün bunların içinde ‘ne’liğini, ‘niçin’liğini anlama gayretini göstermeden insan olamaz. Dolayısıyla sanatçı da olamaz. Gerçek sanatın bir hakikati olmalıdır ki gördüğümüzden, bildiğimizden daha fazlasına düşsün yolumuz. Aşkın bir şeydir sanat, aşkın olanı arayan bir zihne, bir kalbe ihtiyaç kesbeder. Aşkın olan için aşk lazımdır zira.

#Aktüel
#Kültür
#Sanat
#Gökhan Özcan