
Girdiği tüm seçimleri kaybeden CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, kurultaydan 4'üncü kez zaferle çıktı! Deniz Baykal'a kurulan kaset kumpası ile genel başkan olan Kılıçdaroğlu, girdiği her seçimi kazanan ve bu zamana kadar geldiği tüm makamlara milletin desteği ile gelen Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan için haddini aşan sözler söyledi. Gerçi bu durum yeni bir şey değil, Kılıçdaroğlu'nun alışageldiğimiz hali. Zaten fikir olmayan kafada küfür olur. Büyüklerimizin çok güzel bir sözü var: Kötü söz sahibinindir.
Üslubuna aşına olduğumuz CHP liderinin “Patronlu Başkanlık” ifadesi gerçekten dikkat çekici.
ifadeleriyle
savunma noktasına gelen Kılıçdaroğlu, dilinin altındaki baklayı çıkarmıyor ama aslında ne istediğini çok belli ediyor. Kılıçdaroğlu, “Meclis olsun ama Meclis'in de üzerinde gücünü milletten almayan bir Cumhurbaşkanı olsun” demek istiyor. Aslında bütün dertleri milletin seçtiği bir cumhurbaşkanlığı sisteminin olması.
CHP'nin bugün savunduğu sistem 1960 darbesiyle hayat bulan sistemdir. 1961 Anayasası ile cumhurbaşkanlığı, milletin iradesinin üzerinde Demokles'in kılıcı haline getirildi. CHP lideri, kurultay konuşmasında,
diyerek konuyu çok önemli bir noktaya taşıdı. Darbelerin anası 27 Mayıs'tır. Yani 12 Mart ve 12 Eylül darbeleri 1960 darbesinin yavrularıdır. Kılıçdaroğlu'nun temizlenmesini istediği darbe hukukunun içinde 27 Mayıs da var mı? 1961 Anayasası da bahsettiği bu darbe hukukuna dahil mi? Yoksa 27 Mayıs darbe değil de devrim mi Kılıçdaroğlu için? Eğer Bu söylediğinde samimiyse, yani Türkiye'yi darbe hukukundan arındırmaya destek verecekse o halde cumhuriyet tarihimizin ilk darbesinden başlamamız lazım. 1960 darbesi ile ihdas edilen bugünkü cumhurbaşkanlığı sistemini tarihin çöplüğüne atamaya hazır mı Sayın Kılıçdaroğlu? 27 Mayıs darbesi öncesinde Cumhurbaşkanı Kemal Atatürk, aynı zamanda CHP Genel Başkanı'ydı, Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, aynı zamanda CHP Genel Başkanı'ydı, Cumhurbaşkanı Celal Bayar aynı zamanda Demokrat Parti Genel Başkanı'ydı. Kılıçdaroğlu'nun darbeden arındırılmış Türkiye'sinde partili cumhurbaşkanlığı sistemi var. Sayın Kılıçdaroğlu, bunu tartışmaya hazır mı?
Kılıçdaroğlu'nun “Patronlu Başkanlık” ifadesiyle neyi kastettiğini bilmiyoruz ama bu ifade bende “patronlu genel başkanlık”ı çağrıştırdı. Kılıçdaroğlu, genel başkan olmadan hangi patron ile görüştü. Kaset skandalı üzerine evine kapanan Deniz Baykal'ı ziyaretinin ardından genel başkanlığa aday olamayacağını açıklayan Kılıçdaroğlu, hangi görüşmeden sonra fikrini değiştirdi. O zaman danışmanı olan şimdiki Maltepe Belediye Başkanı Ali Kılıç, evinde Kılıçdaroğlu'nu Baykal'ın hangi kurmayı ile bir araya getirdi. Kılıçdaroğlu, buluşmada Baykal'ın kurmayına aday olmayı düşünmediğini hatta Baykal'ın devam etmesi gerektiğini söyledi mi? Baykal'ın yeni yönetiminde yer almak için yardım istedi mi? Kendisine yardım sözü verilince “Eğer Önder Sav olacaksa ben yokum” dedi mi? Ocak 2010'da Deniz Baykal'dan Önder Sav'ı parti yönetiminden uzaklaştırmasını isteyen patron ile Kılıçdaroğlu görüştü mü? Genel Başkan seçildikten 5 ay sonra yapılan kurultayda Önder Sav'ın tasfiye edilmesi o patronun isteği ile mi oldu? Söz konusu patron başka neler istedi Kılıçdaroğlu'ndan?
Evet, “
ı
bilmiyoruz ama “patronlu genel başkanlık” için açık bir örneğe sahibiz.
Her şeyin bir miadı var. Her canlının bir ömrü olduğu gibi. Siyasetçilerin de bir miadı var. Andropoz da erkekler için bir miattır. Bunu kabul etmeyen erkekler, uzmanlara göre riskli davranışlarda bulunuyor. Kılıçdaroğlu'nun söylemlerine bakılırsa siyasi andropoza girdiği teşhisini koyabiliriz. CHP'deki siyasi andropoz örneğini geçen haftalarda yaşadık. TRT Genel Müdürü'nün kapısına dayanan CHP heyetinden Gaziantep Milletvekili Akif Ekici,
diyordu. Yakında Kılıçdaroğlu'nu 3. Köprü'nün ayaklarından birine
diye
omuz atarken görürsek şaşırmayın…
1128 akademisyenin yayınladığı PKK yanlısı bildiri kamuoyunda büyük tepkiye neden oldu. Ancak bildirinin aslında iyi bir yanı var. Mesela bu bildiri ile PKK'nın Kürt halkı ile bir ilgisinin olmadığı bir kez daha net bir şekilde ortaya çıktı. PKK'nın Kandil'deki elebaşı Murat Karayılan, terör örgütüne yönelik aylardır süren operasyonlara Batı illeri başta olmak üzere Kürtlerin tepki göstermemesine çok bozulmuş, Kürt halkını açıkça tehdit etmişti. Karayılan'ın beklediği ses Kürtler'den değil, akademisyenlerden geldi. Peki akademisyenler iddia ettikleri gibi Kürt halkı için mi bildiri yayınladılar? Tabii ki hayır, tıpkı PKK gibi hainliklerinden yayınladılar bildiriyi. Yayınlanan ikinci bildiriden ve bildiriye destek veren diğer güruhlardan bunu açıkça görüyoruz.
Bildiride Türkiye Cumhuriyeti'nin Kürtleri katlettiği iddia ediliyor. Katledilen Kürt halkı Irak, Suriye ve İran'a sığınıyor da bizim mi haberimiz yok? Tam aksine PKK'nın baskı ve katliamından kaçan Kürt halkı Türkiye'nin başka illerine kaçıyor. Akademisyenlerin deyimiyle Kürt halkı kendini katleden devlete sığınıyor.
Bildiriye imza atan akademisyenlerden 65'i Doğu ve Güneydoğu'daki üniversitelerde eğitim veriyor. Bildiriye Marmara'dan 549, İç Anadolu'dan 180, Ege'den 52, Güneydoğu'dan 51, Akdeniz'den 38, Doğu Anadolu'dan 14, Karadeniz'den 15, yurtdışındaki üniversitelerden 208 imza atıldı. Rakamlardan anlaşılacağı üzere imzacı akademisyenlerin büyük çoğunluğu Batı illerindeki üniversitelerde görev yapıyor. Belki de birçoğu hiç bölgeye gitmemiş bile. Hatta Kürt görünce vebalı görmüş gibi davrananlar da vardır aralarında. Galatasaray Üniversitesi'nde Boğaz manzarasına bakarken aklına Kürt halkı gelen akademisyenlerimizin olduğuna inanmamızı istiyorlar. Ama yemezler, Kürt halkı da yemiyor. ORC'nin Doğu ve Güneydoğu'da 23 ilde yaptığı araştırmada, Kürt halkının yüzde 78'inin öz yönetime karşı olduğu ortaya çıktı.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.