Ramazan özel sayfa
  • İFTARA KALAN SÜRE 00:00:00
Yazarlar Orduevi cuntası

Orduevi cuntası

Hüseyin Likoğlu
Hüseyin Likoğlu İnternet Yazarı

Cuntacılık bir virüstür, bulaştığı bünyeyi teneşire kadar terk etmez. Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde bu coğrafyaya gelen cuntacı virüs, Cumhuriyet döneminde ilk ölümcül sonucunu 1960’ta gösterdi. 27 Mayıs cuntasının oluşturduğu bataklıktan beslenen bu virüse bir aşı bulmak mümkün mü bilemiyoruz, ama yaşadıklarımızdan bunun mümkün olmadığını görebiliyoruz.

15 Temmuz darbe ve işgal girişiminin hâlâ sıcaklığını koruduğu bir ortamda, 104 emekli amiral, gece yarısı bildirisi yayımladı. Bildirinin içeriği de, yayımlanma biçimi de, dili de, ruhu da açık seçik bildiğimiz vesayetçi kafasının ürünü.

Türkiye, denizcilikte tarihinin en milli dönemini yaşıyor. Deniz Kuvvetleri bir yandan Fetullahçı terör örgütünün oluşturduğu tahribatları onarırken, bir yandan hâlâ içerdeki kriptolarla mücadele ederken, bir yandan da donanmanın ihtiyaçlarını yerli ve milli olarak üretmenin gayreti içinde.

15 Temmuz’dan sonra Türk Silahlı Kuvvetleri; Kara, Hava, Deniz her alanda büyük başarılara imza attı. Kara ve Hava Kuvvetleri Suriye’de ve Irak’ta emperyalistler adına vekâlet savaşı veren terör örgütlerine karşı amansız mücadele verdi. Zeytin Dalı Harekâtı kapsamında donanmamız İskenderun açıklarında göreve hazırdı.

Türkiye Doğu Akdeniz’de savaşı dahi göze alarak büyük bir mücadele verirken, 104 emekli amiralin, Montrö Boğazlar Sözleşmesi üzerinden bir bildiri yayınlaması sizce de abesle iştigal değil mi? Doğu Akdeniz’deki Mavi Vatan için savaşmayı göze alan siyasi bir irade niye Boğazlar üzerindeki söz hakkını tehlikeye düşürecek adım atsın…

Ayrıca eğer Kanal İstanbul, Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin feshine neden olacaksa bundan Türkiye’nin kaybedeceği bir şey yok ki. Kanal İstanbul’u yaptık diye Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ne taraf olan ülkeler çıkıp “Siz Kanal’ı yaptınız biz artık Montrö’yü tanımıyoruz mu” diyecekler.

Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de böylesine büyük bir mücadele verdiği dönemde, Süveyş Kanalı’nda yaşanan kazadan sonra dünyada yeni arayışların konuşulduğu bir dönemde, dünyada ticaret savaşlarının her geçen gün açığa çıktığı bir dönemde, ticaret yolları konusunda yeni arayışların olduğu bir dönemde, ne yazık ki Türk Deniz Kuvvetleri’nde görev yapıp amiral rütbesinden emekli olan 104 kişinin böyle bir açıklama yapması talihsizliğin ötesinde bir durumdur.

Orduevinde oturup eski vesayet özlemi içerisinde olan cuntacılara hatırlatmak gerekir ki 27 Mayıs parantezi 15 Temmuz’da kapandı. Vesayetçi kafadan kurtulun, emekliliğin keyfini sürün!

Maalesef ruhunda sorun var

Anayasa Mahkemesi’nin HDP iddianamesini iade etmesinin ardından MHP lideri Devlet Bahçeli, daha önce de dile getirdiği “Anayasa Mahkemesi kapatılsın” görüşünü tekrarladı. Bahçeli’nin bu açıklaması demokrasi havarilerini çok kızdırdı. Yapılan açıklamalara baktığınızda dersiniz ki Anayasa Mahkemesi, Türkiye’deki demokrasinin sigortası. Anayasa Mahkemesi, 27 Mayıs darbesinin ürünüdür. 1961 Anayasası ile ihdas edilen tüm kurumlar kapatılmalıdır. Anayasa Mahkemesi bugün gördüğü işlev üzerinden değerlendirilemez. Kaldı ki Sayın Bahçeli, “kapatılsın” derken, yerine ikam edilecek yapıyı da anlatıyor. Anayasa Mahkemesi fikri, 27 Mayıs’tan önce CHP’liler tarafından dile getirilmiş, darbe gerçekleştikten sonra Milli Birlik Komitesi tarafından hayata geçirilmiştir. Anayasa Mahkemesi Adnan Menderes ve iki arkadaşının kanı üzerine kurulmuştur.

12 Eylül Anayasası defalarca değişmesine rağmen, hâlâ söz konusu Anayasa’yı tartışıyoruz ve her tartışmada “Her ne kadar değişse de bu Anayasa’nın içine 12 Eylül darbesinin ruhu sızmıştır” diyoruz. Anayasa Mahkemesi de tam da aynı durumdadır. Ne kadar üyelerini değiştirirseniz değiştirin, ne kadar kanununu değiştirirseniz değiştirin, ne kadar binasını değiştirirseniz değiştirin, maalesef içine 27 Mayıs’ın ruhu sinmiştir.

Bu satırları yazan olarak, orada üyelerin önemli bölümünü tanıyan ve kişisel dostluk içinde olan birisi olarak bunu söylüyorum. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesi üzerinden demokrasi kasanların, asıl dertlerinin ne olduğunu çok iyi biliyoruz. Anayasa Mahkemesi denince benim aklıma, Adnan Menderes, Refah Partisi, başörtüsü yasağı, Vural Savaş, Yekta Güngör Özden, Sabih Kanadoğlu geliyor. Mahkemeyi bu imajdan kurtarmak hepimizin görevi, özellikle de demokrasi, insan hakları, inanç ve ifade özgürlüğü konusunda samimi olanların görevidir…

Abone Ol Google News

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.