Tehlikenin farkındayız Erdoğan’ın yanındayız

02:394/04/2016, Pazartesi
G: 13/09/2019, Cuma
Hüseyin Likoğlu

İstiklal Marşı'nı ne yapalım!Geride bıraktığımız ay Mart ayı. Çanakkale savaşlarının yaşandığı ay. Dolayısıyla şehitlerimizi en çok yadettiğimiz ay. Aynı zamanda zor bir süreçten geçiyoruz. Her gün şehit haberleri ile üzülüyoruz. TRT bir belgeselde ve Diyanet İşleri Başkanlığı'nın çocuk dergisinde şehitlik kavramı ile ilgili geçen bazı diyaloglar birilerini çok rahatsız etmiş. Şehitlerimizin geride bıraktığı onlarca yetimin küçücük bir teselliye ihtiyaçları olduğu böyle bir dönemde, “Senin baban

Eski Türkiye'de milli ve manevi değerlerle problemi olanlar, Tayyip Erdoğan liderliğindeki AK Parti'ye saldırdıkça, millet Erdoğan'ın etrafında kenetlendi. Bunun en bariz örneği 2007 seçimleri. AK Parti'ye Cumhurbaşkanı seçtirmemek için Kızılelma koalisyonu kuranlar, düzenledikleri Cumhuriyet mitingleri ile darbe çağrısı yapanlar, milletin 22 Temmuz seçimlerinde AK Parti'ye akın etmesini sağladılar. Tayyip Erdoğan ne zaman zorda kalsa, halk hep yanında yer aldı. Deniz Baykal'a kurulan kaset kumpası ile siyaset dizayn edildi. Kılıçdaroğlu ambalajlanarak, halkın karşısına çıkarıldı. Halk tehlikeyi sezdi yüzde 49 ile yine tercihini AK Parti'den yana yaptı.



Seçimle netice alamayacaklarını anlayanlar, bu kez işi sokak muhalefetine havale etti. Türkiye ekonomik açıdan en parlak dönemini yaşarken, 3. Köprü, 3. Havaalanı, Kanal İstanbul, İzmit Körfez Geçiş Köprüsü gibi büyük projeleri için harekete geçildiği dönemde Gezi olayları patlak verdi. Gezi Parkı'ndaki ağaçları bahane edenler, kısa bir süre sonra “Mesele ağaç değil, sen hala anlamadın mı” diyerek asıl niyetlerini belli etmişlerdi.



Asıl meselenin ne olduğunu daha en başta bilen dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan, her zamanki gibi tek dayanağı olan millete gitti. İstanbul ve Ankara başta olmak üzere bölgelerde düzenlediği mitinglerle halkın desteğini alarak, Gezi provokasyonunu püskürttü. Ardından da hepimizin bildiği 17-25 Aralık darbe girişimi geldi. Bu girişim de 30 Mart yerel 10 Ağustos Cumhurbaşkanlığı seçimi ile yine millet tarafından bertaraf adildi.



Türkiye'yi hedef alanlar şimdi yeni bir taktik geliştirdi. Erdoğan'ın güç aldığı millete saldırmaya başladılar. PKK'nın elebaşlarından Cemil Bayık, Ankara'da yaşanan ikinci katliamdan kısa süre önce İngiliz Times gazetesine, “Onun rüyalarının gerçeğe dönüşmesinin önündeki en büyük engel biziz. Eğer Erdoğan bizi saf dışı bırakırsa, kazanır... Erdoğan'ı ve AKP'yi devirmek istiyoruz” demişti.



Elebaşı Bayık'ın İngiliz gazetesine verdiği demecin üzerinden 4 gün geçtikten sonra Ankara'da ikinci patlama meydana geldi. 35 kişi hayatını yitirdi. Patlamadan sonra Cemaatin himmetiyle yayın yapan T24 adlı internet sitesinde yazan Hasan Cemal, “Ankara'daki terör saldırısını lanetliyorum. Erdoğan'la istikrar da olmaz, barış da...” mesajını paylaşmıştı.


PKK'nın haber ajansı Dicle Haber Ajansı da “İstifa yoksa huzur da yok” tweetini paylaşarak terör örgütünün saldırısının arkasında yatan niyeti gözler önüne serdi.



PKK bir saldırıda bulunur da paralel çete boş durur mu? Cemaatin kaçak emniyetçisi Emre (Emrullah) Uslu, terör örgütünün saldırısının ardından “Defalarca söyledim: Türkiye'de kaosun kaynağı AKP ve Tayyip Erdoğan'dır. Onlar gitmeden kaos bitmez” mesajıyla Cemil Bayık'a tercüman oldu.


Peki, Bayık gerçekten PKK'nın hedefini AK Parti ve Erdoğan olarak küçülttü mü? Tabii ki hayır. Daha birkaç ay önce bir başka elebaşı Mustafa Karasu, bizi Orta Asya'ya sürecekti. Ne oldu da Bayık hedefi AK Parti ve Erdoğan ile sınırladı. Çünkü son zamanlarda Erdoğan ve AK Parti karşıtlığı ile yaptığı her kötülük birileri tarafından tolere ediliyor da ondan. Yoksa bakın bir başka PKK hesabında nasıl bir paylaşım var:

“Bu yaşadığımız musibetin başlangıç tarihi 1071 Malazgirt savaşıdır. Esaret hayatımızın başlangıcı…”


Herkesin bildiği bütün bunları niye yazıyorum

. PKK ve diğer terör örgütleri eliyle milleti korkutmayı planlayanlara kötü bir haberim var. Son zamanlarda Ankara kulislerinde karşılaştığım sağcı-solcu, ülkücü-milliyetçi, asker-polis-bürokrat, şunu söylüyor: “Hedef Tayyip Erdoğan değil, Türkiye'dir. Bu süreçte Erdoğan'ın yanında durmak zorundayız.” Milleti Erdoğan'dan uzaklaştıralım derken devleti Erdoğan'ın yanına kenetlediler.

Tam da Üsdat Necip Fazıl'ın,



“Ey düşmanım, sen benim ifadem ve hızımsın;



Gündüz geceye muhtaç, bana da sen lazımsın!”


mısralarında dediği gibi…



Yalnız çok dikkatli olmak lazım. Şeytan'ın bile akıl edemediğini akleden bir paralel yapıyla karşı karşıyayız. Safları sıkı tutmamız lazım. Safları sıkılaştırmazsak şeytan araya girebilir.



İstiklal Marşı'nı ne yapalım!

Geride bıraktığımız ay Mart ayı. Çanakkale savaşlarının yaşandığı ay. Dolayısıyla şehitlerimizi en çok yadettiğimiz ay. Aynı zamanda zor bir süreçten geçiyoruz. Her gün şehit haberleri ile üzülüyoruz. TRT bir belgeselde ve Diyanet İşleri Başkanlığı'nın çocuk dergisinde şehitlik kavramı ile ilgili geçen bazı diyaloglar birilerini çok rahatsız etmiş. Şehitlerimizin geride bıraktığı onlarca yetimin küçücük bir teselliye ihtiyaçları olduğu böyle bir dönemde, “Senin baban şehit. Şehitler cennete gidecek” demek kimi, niye rahatsız etti. Anlaşılır gibi değil.


Şehitlere için … yoluna gittiler diyen bir sanatçıya tek kelime laf edemeyenler, özü şehitlik olan İstiklal Marşı için ne düşünüyorlar. “Bastığın yerleri toprak diyerek geçme tanı” ifadesiyle başlayan kıtayı okuyunca nasıl bir ruh haline bürünüyorlar. Ya da “Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda” mısraı yüzlerinde hangi ifadeye neden oluyor. Bu rahatsızlara Çanakkale şiirini sormuyorum bile…


Bu arada şehitliği canlı bomba ile özdeşleştirenlere de küçük bir hatırlatmam var. Mustafa Kemal'in Çanakkale kahramanlıkları anlatılırken hepimizin unutmadığı en önemli cümlesi “Size savaşmayı değil, ölmeyi emrediyorum”dur. Çanakkale başta olmak üzere tüm şehitlerimizin ruhu için el Fatiha…

#​Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan
#İstiklal Marşı
#gündem