
Yalan bütün kötülüklerin kaynağıdır. Yalan üzerine bina edilen her şey yıkılmaya mahkûmdur. Tabii yıkılırken hem sahibine hem de çevresine büyük zararlar verir. Onunu için büyüklerimiz “Yılandan korkmam, yalandan korktuğum kadar” demiş. Atalarımız, yalanı meslek edinerek, çekinmeden yalan söyleyeler için de “yalana şerbetli” deyimini kullanmış.
Doğrunun, hakikatin, olguların önemini yitirdiği, adına ‘post-truth’ denilen bir dönemi yaşıyoruz. Yalandan korkanlarla, yalana şerbetli olanların kavgasının zirveye çıktığı şu günlerde bu kavramları daha çok tartışacağız.
İletişim araçları arttıkça yalan da, yalanın etkisi de daha hızlı yayılıyor ve daha yıkıcı oluyor. Bütün dünya bu tehlikeden şikâyetçi ve tedbir almaya çalışıyor. Adına “Dezenformasyonla Mücadele Yasası” denilen Basın Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun teklifi TBMM’de çetin, tartışmalı oturumların ardından kabul edildi.
Meclis tatile girmeden önce TBMM’ye sunulan ancak yeni yasama döneminde ele alınan kanun teklifiyle ilgili muhalefetin ve muhalif medyanın takındığı tavır evlere şenlik diyeceğim ama genel gidişata baktığımız zaman şaşıracak bir durum yok aslında.
Muhalefetin söylemi net: “Kahrolsun istibdat, yaşasın hürriyet.” Bu dil, bu slogan her şeyi anlatıyor. Bu dil kimin dili? “Hürriyet” talebiyle Osmanlı Devletini yıkan İttihatçıların dili. “İstibdat var!” yalanının arkasına saklanarak, darbe yapanların dili.
Kendilerince bir taşla iki kuş vuracaklar. Bir yandan Osmanlı’ya olan nefretlerini kusuyorlar, diğer yandan “Dezenformasyonla Mücadele Yasası”na karşı çıkma bahanesiyle Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a ‘otoriter’, ‘yasakçı’ yaftası vurmaya çalışıyorlar.
Aslında Tayyip Erdoğan’a çamur atmak isterken, kendi durumlarını gözler önüne seriyorlar. Evet, siz Sultan Abdulhamid’i deviren mihrakların devamısınız. Evet, onlar gibi düşünüyorsunuz. Evet, onların yaptığı gibi Türkiye düşmanı bütün unsurla işbirliğine varsınız. Ama size kötü bir haberim var. Ne Tayyip Erdoğan Abdulhamid’dir, ne de Türkiye gerileme dönemindedir.
“Biz yalan söylemeyeceğiz. Endişe, korku, panik yaratmayacağız” demiyorlar. Ne diyorlar: “Bunları yapanları niye cezalandırıyorsunuz, bu sansürdür.” Meseleye böyle bakanlara söz kâr etmez. Bundan beslenenlere bir şey denilmez, onlarla ancak mücadele edilir.
Ama yalan üzerinden yaşanan kötü örnekleri hatırlayarak, aslında kimin neyin peşinde olduğunu daha iyi anlayabiliriz.
1955 yılında İstanbul Ekspres gazetesinin, “Atamızın Evi Bomba İle Hasara Uğradı” başlıklı yalan haberi yüzünden çıkan 6-7 Eylül olaylarında 11 kişi hayatını kaybetti, onlarca kişi yaralandı, çok sayıda ev ve iş yeri zarar gördü.
Mayıs 1980’de “Çorum’da Alaaddin Camii’ne Patlayıcı Madde Atıldı” yalanıyla çıkan olaylarda 57 vatandaş hayatını kaybetti. Tarihe Çorum Olayları diye geçen provokasyon ile 12 Eylül darbesi için bir taş daha döşenmiş oldu.
Maraş Olaylarında da, Sivas Olaylarında da benzer yalanlar bulmak mümkün. Gezi Olaylarıyla zirve yapan sosyal medya yalanları, FETÖ’nün bütün kumpaslarında ve darbe girişimlerinde başrolde yer aldı.
Bugün özgürlük naraları atan muhalif medya, FETÖ’nün operasyonel hesabı fuatavni’yi her gün manşetlerinden eksik etmiyorlardı. “Kahrolsun İstibdat, Yaşasın Hürriyet” manşeti atan Cumhuriyet gazetesi FETÖ’cü trol JeansBiri hesabından yapılan silahlanma çağrısını “AKP’liler Silahlanıyor” diye de manşet yapmıştı.
Sansür diye yaygara koparanların tek derdi var: Yalan ve manipülâsyon üzerinden geçmişte yapılanların aynısını yapmanın hesabı içindeler. Bağırmaları, hesaplarının akamete uğrama korkusundandır.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.