Ülkemizde nüfus artışı sorunu: Gençler neden evlenmiyor?

04:0028/06/2026, Pazar
G: 28/06/2026, Pazar
Yeni Şafak Haberlerini Daha Sık Gör: Tıkla ve Google'da Favorilere Ekle!
İhsan Aktaş

GENAR Türkiye Raporu’nun “Ülke Gündemi” bölümünde gençlerin neden evlenmediği konusunu kapsamlı biçimde ele aldık. Haziran raporunda hem sorunun nedenlerine hem de çözüm önerilerine ilişkin geniş bir analiz yer alacak. Bu yazıda ise araştırmamızdan çıkan tek bir tablo üzerinden kısa bir değerlendirme yapmak istiyorum. Araştırmaya göre gençlerin evlenmesini zorlaştıran başlıca nedenler şunlar: 1- Geçim sıkıntısı: %62,8 2- İş bulma sorunu: %10,4 3- Evliliğe bakışın değişmesi: %8,7 4- Hepsi birlikte

GENAR Türkiye Raporu’nun “Ülke Gündemi” bölümünde gençlerin neden evlenmediği konusunu kapsamlı biçimde ele aldık. Haziran raporunda hem sorunun nedenlerine hem de çözüm önerilerine ilişkin geniş bir analiz yer alacak. Bu yazıda ise araştırmamızdan çıkan tek bir tablo üzerinden kısa bir değerlendirme yapmak istiyorum.

Araştırmaya göre gençlerin evlenmesini zorlaştıran başlıca nedenler şunlar:

1- Geçim sıkıntısı: %62,8

2- İş bulma sorunu: %10,4

3- Evliliğe bakışın değişmesi: %8,7

4- Hepsi birlikte etkili: %5,0

5- Ev sahibi olmanın zorlaşması: %4,8

6- Uygun eş bulamama: %4,6

7- Diğer nedenler: %3,7

İlk bakışta tablo, ekonomik sebeplerin açık ara önde olduğunu gösteriyor. Ancak bir ülkenin tamamını ilgilendiren, sosyolojik boyutları olan böylesine büyük bir meselenin tek bir nedeni olamaz. Toplumlar onlarca farklı dinamiğin etkisiyle değişir.

Sayın Cumhurbaşkanı yıllardır Türkiye’nin karşı karşıya olduğu nüfus riskine dikkat çekiyor. O dönemde konu, siyasi polemiklerin gölgesinde kaldı. “Kaç çocuk yapacağımıza da iktidar mı karar verecek?” şeklindeki itirazlar, aslında meselenin sosyolojik yönünün yeterince tartışılmasını engelledi.

Geçtiğimiz hafta gençlerin bulunduğu bir ortamda bu konuyu uzun uzun konuştuk. Gençlerin dile getirdiği gerekçelerin çeşitliliği dikkat çekiciydi. Türkiye sosyolojisini uzun yıllardır araştıran biri olarak bazı değerlendirmeler beni de şaşırttı.

Araştırmamızın ilginç sonuçlarından biri de farklı toplumsal kesimlerin konuya benzer şekilde yaklaşmasıdır. Gençlerle yaşlılar, düşük gelir gruplarıyla yüksek gelir grupları, düşük eğitimlilerle üniversite mezunları arasında büyük görüş ayrılıkları bulunmuyor. Toplumun geniş kesimleri benzer kaygıları paylaşıyor.

Türkiye son kırk yılda olağanüstü hızlı bir sosyolojik dönüşüm yaşadı. Böyle dönemlerde ekonomik gerekçeleri merkeze koymak kolaydır; ancak ekonomi tek başına açıklayıcı değildir.

Nitekim Batı Avrupa’da nüfus artışındaki düşüş büyük ölçüde refah toplumlarında ortaya çıktı. Buna karşılık ekonomik olarak gelişmemiş pek çok Afrika ve Asya ülkesinde doğurganlık oranları hâlâ yüksektir. Demek ki ekonomik refah ile nüfus artışı arasında doğrusal bir ilişki kurmak mümkün değildir.

ABD de dikkat çekici bir örnek sunuyor. Özellikle muhafazakâr Hristiyan aileler güçlü aile yapısını koruyor ve çok çocuk sahibi olmayı sürdürüyor. Son dönemde Trump yönetiminin aile kurumunu önceleyen ve geleneksel değerleri öne çıkaran söylemleri de bu tartışmayı yeniden gündeme taşıdı.

Türkiye’deki dönüşümün birkaç önemli boyutu bulunuyor.

İlk olarak kültürel değişim dikkat çekiyor: Kanaatimce Güney Kore ile birlikte Türkiye, Batı’nın kültürel etkilerine en açık ülkelerden biri hâline geldi. Dijital platformlar, sosyal medya ve küresel popüler kültür aile anlayışından evlilik algısına kadar birçok değeri hızla dönüştürüyor. İlginç olan ise Almanya, İngiltere ve İspanya gibi bazı Avrupa ülkelerinin bile kendi kültürel kimliklerini koruma konusunda zaman zaman daha temkinli davranmalarıdır.

İkinci olarak hızlı kentleşme önemli bir faktördür: Türkiye’nin kentleşme serüveni baş döndürücü bir hızla gerçekleşti. Başta İstanbul olmak üzere büyük şehirler apartmanlardan ve yüksek katlı yapılardan oluşan yaşam alanlarına dönüştü. Toplu konutlar barınma ihtiyacını büyük ölçüde karşıladı; ancak bu yaşam biçiminin aile ilişkilerine ve çocuk yetiştirmeye nasıl etki edeceğini zaman gösterecek.

Üçüncü olarak tüketim kültürü kökten değişti: Geleneksel geniş aile yapısında ortak bütçe oluşturulur, tasarruf edilir, ev alınır, iş kurulur ve evlilikler aile dayanışmasıyla desteklenirdi. Bugün ise bireysel tüketim hayatın merkezine yerleşti. Kazanmak da harcamak da giderek daha bireysel hâle geldi.

Böylece “aile ekonomisi” anlayışından “ekonomik birey” anlayışına geçildi. Bu dönüşüm yalnızca gelir seviyesini değil, evlilik kararlarını da doğrudan etkiliyor.

Sonuç olarak Türkiye’nin yaşadığı nüfus meselesini yalnızca ekonomiyle açıklamak eksik kalacaktır. Ekonomi önemli bir etkendir; ancak kültürel dönüşüm, kentleşme, bireyselleşme, tüketim alışkanlıkları ve değişen hayat tarzı en az ekonomi kadar belirleyici unsurlardır.

Sorunun boyutları rakamlarla görülebiliyor; fakat çözüm, rakamların arkasındaki sosyolojik değişimi doğru okuyabilmekten geçiyor. Nüfus meselesi yalnızca demografların değil; eğitimcilerin, şehir plancılarının, aile politikalarını oluşturan kurumların, kültür insanlarının ve siyasetçilerin birlikte ele alması gereken stratejik bir konudur.

Dilimizden eğitim sistemimize, aile yapımızdan kültürel mirasımıza kadar bizi biz yapan değerleri yeniden hatırlamak, uzun vadede bu sorunu daha sağlıklı anlamamızı ve kalıcı çözümler üretmemizi kolaylaştıracaktır.

#İhsan Aktaş
#toplum
#nüfus