
Biz içeride mahalli seçimlere odaklanmışken dışarıda bir süreden bu yana devam eden süreç giderek daha riskli bir döneme işaret ediyor. Özellikle ABD’nin başta Çin olmak üzere dünyanın geri kalanı ile girdiği ticaret savaşının ekonomik etkileri giderek daha fazla hissedilmeye başladı. Bu ekonomik etkilerin yanı sıra siyasi riskler de dünya açısından tam bir belirsizlik dönemini beraberinde getiriyor.
Çin’in dünya sahnesine yeniden dönmesi ile beraber oluşan atmosfer bir süre Batı tarafından ucuz iş gücü olarak algılanmış ve hatta bir avantaj olduğu düşüncesi ile desteklenmişti. Ancak zaman ilerledikçe Çin’in esas stratejisi de ortaya çıkmaya başladı ve bu kez Çin, dünyanın ticaret dengelerini lehine çevirecek büyük projelerini hayata geçirmeye başladı. Esasen “Kuşak ve Yol İnisiyatifi” de Çin’in yeniden hegemon güç olma yolundaki stratejisinin en önemli unsuru olarak değerlendirilebilir.
Yeniden hatırlatmakta fayda var. Bundan 1000 yıl önce dünyanın ekonomik ağırlık merkezi Asya’daydı. 1950’li yıllara geldiğimizde Amerika kıtasına kaymıştı. Ancak yapılan hesaplamalar gösteriyor ki 2025 yılında dünyanın ekonomik ağırlık merkezi yeniden Asya Kıtası’nda olacak. Özetle Batı’nın 950 yılda elde ettiği tüm kazanımlar 75 yıldan daha kısa bir sürede yeniden Doğu’nun eline geçiyor. Bu durumun yarattığı gerginlik ülke yönetimlerini her zamankinden daha agresif kılıyor. Hatta ABD gibi ülkeler uluslararası hukuku bile hiçe sayacak uygulamalara imza atarak ticaret savaşlarına girişiyor.
Soğuk Savaş’ın simgesi haline gelen Berlin Duvarı yıkıldığında artık dünya eski dünya olmaktan çıkmıştı ve ABD tek hegemon güç olduğunu ilan etmişti. Ancak aklı başında analistler bunun kalıcı bir denge olmadığını her zaman yazıp çizmişlerdi. Zira doğanın asla boşluk kabul etmediği gibi küresel sistem de boşluk kabul etmiyordu ve tek bir gücün nüfusu ve ticaret hacmi artan bir dünyayı asla tek başına kontrol etme imkanı yoktu. Öyle de oldu. Artık içinde gelişmekte olan ekonomilerin de olduğu çok kutuplu bir dünya düzeni var. Elbette çok taraflı ticaret anlaşmaları, IMF, Dünya Bankası ve Dünya Ticaret Örgütü gibi mekanizmalar bir süre ABD’nin işine yaradı. Ancak geldiğimiz noktada bu tek egemen gücün oluşturduğu kurumların en büyük sorun haline geldiği konusunda sanırım itirazı olan sayısı çok azdır.
Son dönemde başta uluslararası düşünce kuruluşları olmak üzere dikkatimi çeken bir tartışma giderek daha da derinleşiyor. 2008 Küresel Finansal Krizi ile tartışmaya açılan kapitalizm, aradan geçen 10 yılda krizin halen atlatılamaması ile beraber bu kez çok daha sert bir şekilde eleştiriliyor. Hatta krize neden olan uygulamalarla krizin atlatılmaya çalışılmasının krizi daha da derinleştirdiği görüşü giderek yaygınlaşıyor ve Modern Para Teorisi’ne (MMT) ilişkin çalışmaların sayısı giderek artıyor. Bugün Ortodoks iktisatçıların kutsal kabul ettiği başta faiz-enflasyon ilişkisi olmak üzere pek çok kavram yeniden sorgulanıyor. Aslına bakarsanız son dönemde ana akım iktisadın ve iktisatçıların elini zayıflatan pek çok gelişme de bu sürece yardım ediyor. Elbette tüm sermayesi bu ezberler olan ana akımcıları anlıyorum ancak dünyada sistemik kırılmaların yoğun olduğu bu dönemde gelişmeleri göz ardı etmek yerine anlamaya çalışmak sanırım en faydalı yaklaşım olacaktır.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.