Yazarlar Adamına ya da ülkesine göre muamele

Adamına ya da ülkesine göre muamele

Mehmet Acet
Mehmet Acet Gazete Yazarı

2014’ün Mart ayında twitter’ın Amerika’dan Ankara’ya gelen Başkan Yardımcısı, temsil ettiği kurumun bilinen tarzının aksine ‘üst perdeden değil, alttan alarak’ konuşuyordu.

“Bu kararınız bizi kriminal bir şirket haline sokuyor. Biz küçük bir şirketiz. Güçlü değiliz. Ekonomik olarak bu karar yüzünden piyasa değerimiz düştü ve itibarımız zarar gördü” diye yakınıyordu.

Ankara’da TİB’e ait binada yapılan toplantıya dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan’ın avukatı sıfatıyla katılan Ali Özkaya (bugün AK Parti Afyonkarahisar Milletvekili) araya girdi.

“Bize göre çok daha az twitter kullanıcısı olan Romanya’da ofis açıyorsunuz ama Türkiye’de bunu yapmıyorsunuz. Bunu nasıl izah edeceksiniz” diye sordu.

Twitter açısından sorunun makul bir cevabı yoktu.

‘Adamına göre muamele’ denilen şey, burada ‘ülkesine göre’ halini almıştı.

Toplantı yukarıda sözünü ettiğimiz atmosferde geçmişti ve Ali Özkaya’ya göre Türkiye’nin taleplerini karşılama anlamında twitter’ın gardı düşecek gibiydi.

Peki, sonra ne oldu da sosyal medya ağlarının bu ‘la yüsellik’ sorunu çözülemedi?

Bu sorunun cevabını verebilmek için yine 6 yıl öncesine gideceğiz.

Mart ayında twitter’e erişim TİB tarafından engellenince, Anayasa Mahkemesi’nin 5 üyesinden oluşan ilgili bölümü, AYM tarihinin en hızlı kararlarından birine imza atarak 2 Nisan’da bu engellemenin Anayasa’nın 26’ncı maddesiyle korunan ifade özgürlüğüne aykırı olduğuna hükmedip engellemenin kaldırılmasına karar verdi.

Kararın tarihe geçecek kadar jet hızıyla verilmesinin bir sebeb-i hikmeti olabilir miydi?

Acaba, AYM bünyesinde bu kararı veren bölümün başkanlığını yapan dönemin Başkanvekili Alparslan Altan hızlıca karar verilmesi için ısrarcı mı olmuştu?

Bu sorunun cevabı “Evet” ise, akıllara başka sorular da gelir tabii.

Mesela, aynı ismin 15 Temmuz’dan sonra FETÖ’den yargılanıp ceza almış olması...

2014 Nisan başında Anayasa Mahkemesi’nden bu yönde bir karar çıkınca, Avukat Ali Özkaya, müvekkili olan dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan adına Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulundu.

Başvuru, sosyal medya paylaşımları ile ilgili olarak ‘derece mahkemelerince’ verilen erişimin engellenmesi kararlarının gereğinin yerine getirilmemesi nedeniyle başvurucunun şeref ve itibar hakkının ihlal edilmesi gerekçesine dayandırıldı.

Anayasa Mahkemesi’nde bu başvurunun karara bağlanması twitter kararındaki gibi jet hızıyla olmadı tabii.

Neredeyse 6 yıl sürdü, 28 Ocak 2020 tarihinde bu karar verildi.

Bu kararın bir başka dikkate değer yönü ise, aradan 6 yıl geçtikten sonra Anayasa Mahkemesi’nin sosyal medya mecralarının kontrolsüzlük halleriyle ilgili şikâyetlere hak veren bir çizgiye gelmesi oldu.

Anayasa’nın “kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” başlıklı 17’nci maddesine atıfla yapılan değerlendirmelerden bazı bölümleri buraya aktaralım.

AYM 28.01.2020 kararında şöyle ifadeler yer alıyor:

-Sosyal medya platformlarında üretilen içeriği kontrol altında tutma, kullanıcıların etkileşim yöntemlerini ve biçimini belirleme imkânı önemli oranda sosyal medya şirketlerinin elindedir.

-Sosyal medya şirketlerinin sahip oldukları teknolojik üstünlük, yasadışı içerikle mücadelede bu internet aracılarının daha fazla sorumluluk üstlenmesi hususundaki talebi pekiştirmektedir.

-Nitekim ilk defa 2017 yılında Almanya’da ve ardından 2019 yılında Birleşik Krallık’ta sosyal medya şirketlerinin yasadışı içeriğin yayılmasını önlemede kullandığı öz-düzenleme tekniklerinin geliştirilmesi ve etkinliğinin artırılması yönünde yasal düzenlemeler yapılmıştır.

Nasıl?

Bu cümleler zihninizde nasıl bir çağrışım yaptı diye sorsam cevabınız ne olur?

Türkiye’nin sosyal medya serencamının yakın tanığı olan Ali Özkaya, Anayasa Mahkemesi’nin ilgili bölümünde oy çokluğuyla yer bulan bu değerlendirmelerin, Meclis gündemine gelen sosyal medya düzenlemesi için ciddi bir gerekçe sunduğunu, düzenlemenin önünü açan bir niteliğe sahip olduğunu söylüyor.

Hükümetin, sosyal medya düzenlemesi hazırlanırken, Çin gibi İran gibi bu mecraları toptan yasaklayan bir yaklaşım yerine Almanya, Fransa gibi ülkelerin izlediği yöntemden esinlenerek bir çalışma ortaya çıkardığı biliniyor.

Biraz araştırdım, bu ülkelerde bu iş nasıl yürüyormuş diye.

Almanya’da 1 Ekim 2017’de çıkan Sosyal Ağların Düzenlenmesi Kanunu’nun amacı, “sosyal ağlardaki nefret söylemi ve yalan haberlerle mücadele etme” şeklinde nitelendirilmiş.

Fransa’da, 22 Aralık 2018’de çıkarılan Enformasyonun Manipüle Edilmesine Karşı Mücadele Kanunu da bu ülkede “Yalan Haber Kanunu” olarak biliniyormuş.

Sosyal medya mecralarına çekidüzen vermek için Almanya, Fransa harekete geçince bu durum demokratik değerlere zarar vermiyor da, bizim buralarda tam bir çöplüğe dönen bu ağlar için benzer bir düzenlemeye niyet etmek hemen yasakçılık diye yaftalanıyorsa eğer, bu işte bir terslik yok mu?

Abone Ol Google News

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.